İnnehu ‘alâ rac'ihi lekâdir(un)
Şüphesiz Allah'ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter.
Elbette Allah'ın onu döndürmeye gücü yeter.
Târık Suresi'nin 8. ayeti, Allah'ın insanı yeniden yaratma kudretini vurgulamaktadır. Ayet, 'ric' (geri döndürme, yeniden yaratma) ve 'kadir' (güçlü, kudretli) kavramları üzerinden ilahi kudretin mutlaklığını ve ahiret inancının temelini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ric' kelimesini 'geri döndürmek, iade etmek' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanı ölümden sonra tekrar hayata döndürme kudretini ifade eder. Bu, yaratılışın bir tekrarı değil, var olanın yeniden iadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ric' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi geldiği yere geri çevirmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'rac' kelimesi, insanın başlangıçtaki yaratılışından sonra, ölümden sonraki ikinci yaratılışına, yani dirilişe işaret eder. Allah'ın bu gücü, O'nun mutlak kudretinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ric' kavramının Kur'an'daki temel anlamlarından birinin 'geri dönüş' olduğunu ve bu geri dönüşün genellikle Allah'a dönüşü veya ölümden sonraki dirilişi ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'rac', insanın ahiretteki dirilişini ve Allah'ın bu dirilişi gerçekleştirme kudretini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kadir' kelimesini 'güçlü, muktedir' olarak açıklar. Ayetteki 'lakadir' ifadesi, Allah'ın insanı yeniden diriltme konusundaki mutlak ve sınırsız gücünü pekiştiren bir vurgudur. Bu, mecazi bir anlatım değil, ilahi kudretin doğrudan ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kudret' kelimesinin 'bir şeyi yapmaya muktedir olmak, gücü yetmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lakadir' kelimesi, Allah'ın insanı ölümden sonra tekrar diriltme konusundaki tam ve eksiksiz kudretini vurgular. Bu kudret, O'nun zatına mahsus bir sıfattır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'kudret'in 'bir şeyi var etme veya yok etme gücü' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'lakadir' kelimesi, Allah'ın insanı yeniden yaratma ve diriltme konusundaki sınırsız gücünü, yani 'kudret-i kâmile'sini belirtir. Bu, O'nun iradesinin her şeye nüfuz ettiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kadir' kelimesinin Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olarak geçtiğini ve O'nun her şeye gücünün yettiğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'lakadir' ifadesi, Allah'ın 'ric' (yeniden diriltme) fiilini gerçekleştirmedeki mutlak yetkinliğini ve kudretini vurgulayarak, ahiret inancının temelini güçlendirir.
Târık Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İnnehu ‘alâ rac’ihi lekâdir” Elbette Allah'ın onu döndürmeye gücü yeter. (86/8)
Dördüncü âyetten itibaren tekrar hatırlayacak olursak, her bir nefsin üzerinde muhafaza melekleri olduğu, İnsanın halkiyetine bakması istenmekte ve bu halkiyetin erkek ve kadından atılan bir sudan gerçekleştirildiği bildirilmektedir.
Dördüncü âyette “Küllü Nefsin” ifadesi geçmektedir. Ve insanın meydana geliş sebebinden ve nihayetinde bu âyette insanı (her bir nefsi) “Hu” nun muhakkak döndürmeye “kadir” olduğunundan bahsedilmektedir. Âyet zâtidir. Ve Ahadiyet mertebesi haber vermektedir.
İşte halk arasında kullanımı aslından uzaklaşmış olan “Haydan gelen huya gider” ifadesi ile basitleştirilmiştir. “Hayy”dan gelen “Hu”ya gider şeklindedir. Allah’ın hayat esmâsına gelen “Hu” olur ve “Hu” ya gider şeklindedir.
Bu âyette “rac’ihi” döndürmeye gücü yeter kim kimi döndürmeye gücü yeter? Muhakkak (Hu) O, Hiçbir nefis yoktur ki döndürmeye gücü yeter. Dir. Her nefis ölümü tadacak ve onu muhakkah “Hu” ya döndürmeye gücümüz yeter.
الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ |
“Elleziyne iza esabethüm müsıybetün kalu inna Lillahi ve inna ileyhi raciun”,
«Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.» (Bakara - 156) Tasavvuf hakikatlerinden önemli bir hakikat daha ortaya gelmekte, “muhakkak biz Allah içiniz”, bütün insânlar böyle der demiyor, bazı insânlar var ki bir zorlukla karşılaştıklarında bunu kolaylaştırmak için, “biz Allah içiniz”, yani Allah’ın zuhur mahalliyiz demek istiyor ve “yine biz O’na döneceğiz”, yani bu dünyaya geldik bir beşeriyet elbisesi giydik ama bizim aslımız ruhen Hakk’tır ve O’na döneceğiz, kısa bir süre sonra bu beşeriyetimizden çıkacağız, derler ."İz--T-B-"
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
“Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i) śümme ileynâ turce’ûn”
«Her nefis ölümü tadacak ve sonra bize döndürüleceksiniz.»
Hayal de ve vehimde yaşayan kişi bu dönüşün farkında olması zaten olmayacak iştir. Nefsi sorumluluğu altında kendini “Ben” varım benliği, hayali ve kibri ile yaşamış kişi yaptıklarından sorumlu olarak hayalden hayale dönüp bunun farkında olmadan “Allah” “Zâtına” “Hu” ya dönecektik. Çünkü kaynağı orasıdır. Ama hesap günü yaptıklarının hak ettiğini bulacak ve hak ettiği yere gidecektir.
Hakk’ı burada bulmuş ve hayali varlığın aslında yok olduğunu asli varlığının Hakk’ın zuhurundan başka bir şey olmadığını anlayan ve “Hu” ya zaruri değil ihtiyari idraki hal ile dönen kişi ise Cenâb-ı Hakk tarafından yanında bırakılır. İster ise kendine verilen görev ile Hak arasına döner.
İnsân olmasaydı Cenâb-ı Hakk’ın ne Zâtını tanımak mümkün olacaktı ne de müşahede etmek, işte bir takım kimseler dediğimiz irfan ehli bildiler ki, muhakkak ki; biz yine O’na döneceğiz, yani Zât âleminden geldik, ef’al, esmâ, sıfât mertebelerini yaşadık, Vahidil Kahhar hükmüyle bizdeki bütün bu Esmâ-i İlâhiyye kahrolacak Vahid ve Kahhar olan Allah kalacak yani “ileyhi” dediği hüviyet-i mutlaka’dır, O’nun hüviyetine döneceğiz, yani Allah’a döneceğiz, çünkü oradan geldik, burada bir sûret gösterdik, O’na döneceğiz, ölümle, işte bu ölümü zaruri ölümle yapmadan evvel ihtiyari ölümle yapmamız bize çok şeyler kazandıracaktır, eğer zaruri ölümle buradan gidersek kendimizi ve bu hakikatleri bilememiş olacağız ama ihtiyari ölümle ölüp bugünden O’na dönebilirsek, o zaman hiçbir sorunumuz kalmamış olacaktır, “ölmeden önce ölünüz” Hâdis-i Şerif’inde de belirtildiği gibi ölürsek işte bugünden ona dönüşmüş oluyoruz, çünkü artık fizik bedenimiz diye bir şey kalmamış oluyor, kalmamış derken bu fizik bedenin var yine yaşıyor ama artık onu da Allah’ın tecellisi olarak görüyorsun kendine ait bir varlık olmadığını anlıyorsun çünkü Hâdis-i Şerifte “vücudike zenbike” vücudunu sen vücut olarak bildiğin sürece sana ait bir şey olarak bildiğin sürece bu senin en büyük günahındır, bundan daha büyük günahın olamaz diyor. "İz--T-B-"
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ {الطارق/9}
“Yevme tublâ-sserâ-ir(u)”