İçeriğe atla
A'lâ 10Cüz 30 · Sayfa 591

A'lâ Sûresi 10. Âyet

الأعلى

Sohbete sor

Seyeżżekkeru men yaḣşâ

Allah'a karşı derin saygı duyarak O'ndan korkan öğüt alacaktır.

A'lâ ve Gâşiye Sûreleri

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Seyezzekkeru men yahşâ” Saygısı olan öğüt alacaktır. (87/10)


yahşâ” kelime kökü “haşyet”tir. Haşyet sözlükte; Korku ve dehşet. Hürmetle karışık korku. Korku, ürperti dir. Tasavvufta aynı ma’nâyı içeren “Havf” ile kullanılır. “Havf ve Reca” Allah’tan saygı ve hürmet ile çekinme ve ümit besleme olma halidir.

Bu hal salikte sonra kabz ve bast;  “daralma, büzülme; tutukluk, durgunluk, sıkılma, tasalanma” gibi anlamlara gelen kabz, tasavvuf terimi olarak sâlikin bir anda kalbine gelen mânevî sıkıntı, huzursuzluk sebebiyle hissettiği tutukluk ve durgunluk halini anlatır ve genellikle karşıtı olan bast ile (rahatlık, ferahlık) birlikte kullanılır. Kabz ve bast halleri diğer mânevî haller gibi geçicidir.[37]

Bu halden sonra salikte “Heybet ve Üns” hali oluşur.

Sözlükte “alışkanlık, yakınlık, samimi olma, nazlanma” gibi anlamlara gelen üns (ünsiyyet) kelimesi, tasavvuf literatüründe çoğunlukla Allah’ın cemâl tecellilerine mazhar olan sûfînin kalbinde bu ilâhî tecellileri müşahede etmesi ve Hak ile huzurda bulunma halini ifade etmek üzere kullanılır. Ünsiyet kazanmaya, yakınlık kurmaya istînâs denir. Hakk’ın celâl tecellileri karşısında kulun varlığının silinmesi heybet terimiyle ifade edilir ki üns halinin zıddıdır.[38]

Saygısı olan “yahşa” kendi hakikati olan varlığındaki hakkı hatırlıyacacaktır.

(يَخْشَى) sayısal değerine bakacak olursak, “Ye: 10” “Hı: 600” “Şın: 300” “Ye: 10” dur. Toplarsak, 10+600+300+10= 920 dir.

Bir önceki âyette hesaplanan “zikr” sayısal değerinin de aynı olması ilginçtir.

(ذكر) “zikr” in toplam Ebced sayı değeri (920) dir. Toplarsak, (9+2=11) dir, buda mertebe-i Muhammediyyet-tir.

“Yahşa” haşyetin başında ve sonunda bulunan “Ye” harfi zikrin seyirleri olan İlm’el Yâkın, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn seyirlerini ifade etmektedir. Sadece haşyet korkma değil, aynı zamanda hürmeti olan “men” kim yani hakkın varlığının aslında onun kimliği olduğunu hatırlayan “zikr” eder. “Men” aynı zamanda “ben” dir. Kim kendi benliğini ifna edip, hakkın benliği olan ilâhi benlik, kimliğini hatırlarsa öğüt almıştır.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)