Velleżî aḣrace-lmer'â
(4-5) O, yeşil bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onları çürüyüp kararmış çör çöpe çevirendir.
Otlağı çıkaran,
Bu ayet, Allah'ın yaratma kudretini ve rızık vericiliğini, özellikle de yeryüzünden bitkileri çıkarması üzerinden vurgulamaktadır. 'Çıkarmak' ve 'otlak/yeşillik' kavramları, ilahi fiilin ve onun yeryüzündeki somut tezahürlerinin merkezindedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hurûc' (çıkış) kelimesinin bir şeyin bulunduğu yerden ayrılması anlamına geldiğini belirtir. 'Ahrace' (çıkardı) fiili ise, bir şeyi dışarıya çıkarma, ortaya koyma fiilidir. Ayetteki bağlamda bu, Allah'ın topraktan bitkileri, yeşillikleri var etmesi ve görünür kılmasıdır, yani onları yokluktan varlığa çıkarmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahrace' fiilini 'enzete' (indirdi, bitirdi) anlamında kullanır. Bu ayetteki 'ahrace' fiili, Allah'ın topraktan bitkileri bitirmesi, yeşillikleri ortaya çıkarması mecazi anlamında kullanılmıştır. Bu, ilahi kudretin yeryüzündeki canlılığı meydana getirmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin genellikle Allah'ın mutlak kudretini ve yaratıcılığını vurguladığını belirtir. 'Ahrace' fiili de bu bağlamda, Allah'ın cansız topraktan canlı bitkileri var etme, ortaya çıkarma gücünü gösteren bir fiildir. Bu, Allah'ın 'hâlık' (yaratıcı) ve 'râzık' (rızık veren) sıfatlarının bir tecellisidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mer'â' kelimesinin 'otlak' ve 'hayvanların otladığı yer' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-mer'â' ifadesi, Allah'ın yeryüzünden çıkardığı ve hayvanların beslenmesi için uygun olan her türlü yeşilliği ve bitki örtüsünü kapsar. Bu, Allah'ın canlılar için rızık hazırlamasını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ra'y' kökünün gözetmek, korumak ve hayvanları otlatmak anlamlarına geldiğini ifade eder. 'Mer'â' ise, hayvanların otladığı yer veya otun kendisi demektir. Ayetteki 'el-mer'â', Allah'ın yeryüzünden çıkardığı ve hem hayvanların hem de dolaylı olarak insanların faydalandığı tüm bitki örtüsünü ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mer'â' kelimesinin hem otlağın kendisi hem de otlakta bulunan otlar anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yeryüzünden çıkardığı ve canlıların beslenmesi için bir nimet olan yeşillikleri ve bitkileri ifade eder. Bu, Allah'ın rızık verici sıfatının bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mer'â' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın yaratma ve rızıklandırma kudretini gösteren bir delil olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette de 'el-mer'â', Allah'ın yeryüzünden çıkardığı ve tüm canlıların yaşaması için temel bir kaynak olan bitki örtüsünü ifade eder, böylece ilahi kudretin ve cömertliğin altı çizilir.
A'lâ ve Gâşiye Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vellezî ahrace-lmer’â” Otlağı çıkaran, (87/4)
“Mera” Otlak, Koyunları otladığı çimenlik alandır. Çimen ise bitki olduğundan Tevhid-i Ef’âl bilgilerinin çıkmasıdır. Ve bizlerde ise bu otlağın çıkması düşüncelerimizde Tevhid-i Ef’âl bilgilerimizin yeşermeye başlaması, sarardığı zaman ise bu bilgilerden razı olunmasıdır.
Mevlânâ hazretleri "ahrace'l-mer'â" hakkında Mesnev-i şerifte şu beyitleri bizlere söylemişlerdir;
3231. Vaktâki sürüden bir koyun ırmaktan sıçradı, binâenaleyh birbiri ardınca o taraftan hepsi sıçrarlar.
Havâssin[19] bu hâli, bir koyunun sürüden ayrılıp ırmaktan atlayarak öteye geçmesine benzer ki, koyunun birisi atlayınca diğerleri de birer birer onun arkasından atlarlar.
3232. Havâssinin koyunlarını sür; "ahrace'l-mer'â"dan olan otlakta otlat!
Bu beyt-i şerîfte, (A’lâ, 87/1-4) ya’ni, “Cemî’-i merâtib-i mukayyedesinin fevkinde olan Rabb-i mutlakın zâtını, bu mukayyedâttan tenzih et! O öyle Rabb-i mutlaktır ki, eşyâyı halkedip, kemâl-i intizâm ile tesviye etti ve hepsinin isti’dâdına muvâfık ihtiyâcâtını takdir edip, kendi sırât-ı müstakimlerine hidâyet etti; ecsâmın tagaddilerine lâzım olan zâhirî mer’âları ve ervâhın tagaddilerine muktezî olan gaybî mer’âları zâtından çıkardı!” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Bu âyet-i kerîmenin nüzûlünden sonra Resûl-i zîşân Efendimiz bu tesbîh hakkında, ya’ni, “Bu ‘sübhâne Rabbiye’l-A’lâ’ teşbihini secdelerinizde yapınız!” buyurdular, Cenâb-ı Pîr efendimiz “mer’â”yı, mer’â-yı gaybî ma’nâsına almışlardır. Zîrâ âlem-i gaybden olan “âlem-i misâl-i mutlak” berzahtır. Havâs koyunlan âlem-i kevn ırmağından âlem-i misâl mer’âsına atlarlar; ondan sonra Hakk’ın keşfi kadar, hakâyık-ı eşyâ, ya’ni a’yân-ı sâbite gülzârına girerler.
3233. Tâ ki orada sünbül ve reyhan otlasınlar; tâ ki hakâyık gülzânna yol götürsünler!
Tâ ki o havâssinin koyunlan o âlem-i misâl-i mutlakta, rûhânî olan sünbül ve reyhânı otlasınlar ve oradan Hakk’ın inâyeti ve ihsânı kadar, hakâyık gülzârı olan ilm-i İlâhî gülzârına yol bulsunlar![20]
Nusret Tura ra. den bu otlak hakkında kısa bir bölüm;
Akıllı çiftçiler çorak ve kurak araziye tohum ekmezler. Sen de gönlünü taşlardan, vahşi otlardan temizlersen bol mahsul idrâk edebilirsin.
Gönül kütüphanesindeki aşk ilminin mahrem kısımlarından pek azı pazara çıkmıştır. Kendisini bilen, gönül kitabını okuyan, Kur’ân-ı Kerîm-i tamamen hatmetmiş demektir. "İnsan Kur’ân-ı nâtıktır" vecizesi bu suretle ispat edilmiş olur.[21]