İçeriğe atla
Ğâşiye 13Cüz 30 · Sayfa 592

Ğâşiye Sûresi 13. Âyet

الغاشية

Sohbete sor

Fîhâ sururun merfû'a(tun)

(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.

A'lâ ve Gâşiye Sûreleri

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Fîhâ sururun merfû’a(tun)” Yükseltilmiş divanlar,(88/13)


Bu divanlar-tahtlar Kamer sûresinde geçen Makam-ı sıdk doğruluk-tasdik ile sürûr Türkçede sevinç anlamını taşır. Tasdik ve sevinç içinde irfaniyet tahtalırında otururlar. Kişinin gerçek ve hakiki postuda budur. Tarikatta bulunan post bir remiz ve tiyatro sahnesidir.

Makam-ı Sıdk yukarıda geçen Mesnevi beyitleri devamında açıklanmıştır.

1764. Onun meclisi ve mahalli ve makamı ve rütbesi, onun âlî-himmet olan sırrının tahtı üzerindedir.

Ya’ni, ârifin meclis-i maârifi, âlî-himmet olan sırrının tahtı üzerindedir ki, o taht o sırrın hakikatidir ve o hakîkat onun ayn-ı sâbitesidir; ve kezâ o sırının tahtı üzerinde onun mahall-i mahsûsu ve makâm-ı mümtâzı ve ism-i hâssı iktizâsınca[57] rütbesi vardır.

1765. Bir mak'ad-ı sıdkdır hi, sıddıkler, onda hep latîf ve mesrûr ve tâze-rû- durlar.

“O âlî-himmet olan sırrın tahtı bir mak’ad-ı sıdkdır ki, o hakîkatü’l-hakâyık olan vücûd-ı mutlaktır. Sıddîkların hakîkat-i zâtiyyeleri o taht üzerinde latîf ve kesâfetten ârî ve mesrûr ve inkılâbdan muarrâ[58] ve tâze-rûdurlar.” Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu makâm hakkında şöyle buyurulur: (Kamer, 54/54,55) ya’ni “Muhakkak muttâkıler cennetlerde ve nehirlerdedir; melîk-i muktedir indinde olan mak’ad-ı sıdkdadırlar.” “Ser-sebz”, tâze, genç ve ikbâlli ve tâli’i uygun olan ma’nâsınadır.

1766. Onların hamdi, bahardan gülşenin hamdi gibidir, yüz nişan ve yüz gîr u dâr tutar.

“Gîr u dâr”, emr edicilik ve hükümrânlık demektir. Ya’ni “Kâmillerin hamdi, bahârın te’sîrinden ve tecellîsinden, gülşenin hamd-i fiilîsi gibidir, zîrâ gülşen bahânn tecellîsinden güllerini izhâr eder; bu ızhâr-ı letâif onun hamd-i fiilîsidir. İnsân-ı kâmil dahi Hakk’ın tecelliyât-ı mütenevviasından, türlü türlü maârif güllerini izhâr eder. Bu da gülşenin bahârdan olan hamd-i fiilîsi gibidir. rıbu hamd-i fiililerinin birçok alâmeti ve birçok hükümranlığı vardır. O hükümranlıklar dahi onlarda âsâr-ı esmâ ve sıfât-ı ilâhiyyenin zuhûru- dur ki, ölüyü diriltirler ve diriyi bir nazar ile öldürürler.[59]