Leste ‘aleyhim bimusaytir(in)
Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.
Onların üzerinde bir zorba değilsin.
Bu ayet, Hz. Peygamber'in tebliğdeki rolünü ve yetki sınırlarını vurgulamaktadır. 'Musaytir' kelimesi, zorlayıcı bir otoriteye sahip olmama durumunu ifade ederek, dinin tebliğinde cebir ve baskının olmadığını ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'leys' kelimesinin olumsuzluk edatlarından olduğunu ve bir şeyin varlığını veya bir niteliğin mevcudiyetini nefyetmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'leste' (sen değilsin) ifadesi, Peygamber'in muhatapları üzerinde zorlayıcı bir güce sahip olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'leys' kelimesinin Arapçada 'yokluk' veya 'olmama' anlamını taşıyan bir fiil olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in muhatapları üzerinde 'musaytir' olma vasfının bulunmadığını net bir şekilde ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'alâ' edatının bazen 'üstünlük' veya 'egemenlik' anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'aleyhim' ifadesi, Peygamber'in muhatapları üzerinde bir 'üstünlük' veya 'zorlayıcı bir otorite' kurma yetkisinin olmadığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'alâ' edatının mecazi olarak 'bir şeye karşı yetki sahibi olmak' veya 'bir şey üzerinde güç sahibi olmak' anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Bu bağlamda 'aleyhim', Peygamber'in muhatapları üzerinde zorlayıcı bir güce sahip olmamasını işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'satara' fiilinin aslen 'yazmak, çizmek' anlamında olduğunu, ancak 'musaytir' kelimesinin 'bir şeyi kontrol altına almak, egemen olmak, zorlamak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'musaytir', Hz. Peygamber'in insanları dine girmeye zorlayan veya onlara baskı uygulayan bir konumda olmadığını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'musaytir' kelimesinin 'hâkim, galip, zorlayıcı' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Peygamber'in tebliğde zorlayıcı bir güç olmadığını, sadece bir uyarıcı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'musaytir' kavramının, bir kişi üzerinde mutlak bir otorite kurma ve onu zorla yönlendirme anlamı taşıdığını belirtir. Bu ayet, Peygamber'in bu tür bir otoriteye sahip olmadığını, tebliğin gönüllülük esasına dayandığını açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'musaytir' kelimesinin 'kontrol eden, hükmeden, zorlayan' anlamlarına geldiğini ve Kur'an'da bu kelimenin genellikle olumsuz bir bağlamda, yani birine zorla bir şeyi kabul ettirme anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayet, Peygamber'in bu tür bir zorlayıcı olmadığını vurgular.
A'lâ ve Gâşiye Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Leste ‘aleyhim bimusaytir(in)” Sen, onlara zor kullanacak değilsin.(88/22)
Efendimiz (s.a.v.) “Ey kalpleri çeviren, onlara tasarruf eden Allâh’ım! Benim kalbimi Sen’in tâatin üzerine sabit kıl.”[68]
Kendisi yakınları ve ümmeti için üzüldüğü halde kalblerin Allah’ın elinde olduğunu hidayetin ondan geldiğini ifade ediyor ve bizlere de bu konuda örnek oluyordu.
Hitap burada okuyan kişiyedir. Dinde zorlama yoktur. Cenâb-ı Hakk âyetlerinde insanları uyarır, şunları yaparsanız kurtulur, yapmazsanızda sonuçlarına katlanırsınız tercih sizin der. Taallukuallah, Allah c.c. ahlakı budur. Ve resülünün mübeşşir ve nezir olduğunu Fetih sûresinde bildirir. Taalluku bi resülullah ta nezir ve uyarıcı olmayı gerektirir.
(İnnâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiran ve nezira)
“şüphe yok ki, biz seni bir şâhid ve bir müj-deci ve bir korkutucu olarak gönderdik.”(48/4)
(İnnâ erselnâke) “seni gönderdik” ifadesi kullanılmaktadır ki, zât-î Âyetlerdendir, üç yönlü (1) Hakikat-i Muhammed-î, (2) Hazret-i Muhammed, (3) ve ümmet-i olan bizler itibariyle incelememiz yararlı olacaktır kanısındayım.
- Hakikat-i Muhammed-î yönüyle baktığımızda.
Daha evvelce de belirtildiği gibi Ulûhiyyet’in zuhur mahalli olan Hakikat-i Muhammediyye yi Zât-ı mutlak, “Muhakkak ki Biz” diyerek, araya hiç bir mertebeyi sokmadan Hakikat-i Muhammediyye ye hitaben seni “irsal-Rasûl” ettik, yani zât âleminden ef’âl âlemine kadar olan bütün sahaya gönderdik. Ne için? Bütün âlemlerde ve her zerrede Allah’ın varlığına (şahit) ve bunun müjdesini veren (mübeşşir) ve bu halden gaflette olan mahalleri de (nezir) uyarman için gönder-dik, şekliyle düşünüp kendimize yeni bir ufuk açmak sûretiyle idrak ve zevk edebiliriz.
(2) Hazret-i Muhammed, zuhur’u Muhammed-î mertebesi itibariyle baktığımızda.
“Ey Habîbim! Seni bütün âlemlerde Ulûhiyyet ismimle var olan “Ben” Allah’ın tecelli ve zuhuruma (şahit) ve bu hali müjdeleyici (mübeşşir) inkâr edenleri de uyarıcı (nezir) olarak gönderdik,” şekliyle izah ve zevk edebiliriz.
(3) Üncü hali olan ümmet-i yani bizler içinse!
Hakk buyurur ki, “ey kulum senin beden mülkünde zuhuru olan Hakikat-i Muhammed-î mertebesini, beden mülkünde Hakk’ın varlığından başka bir şeyin olmadığının açık (şahid) i ve (mübeşşir) müjdeleyicisi ancak, bu hal ve hakikatlere inanmadığın takdirde akibetinin ve pişmanlığının çok çetin olacağının (nezir) uyarı-ikaz-ı nı yapmaktadır şekliyle, idrak ve zevk edebiliriz.” Bu arada bir şeye daha dikkat etmemiz gerekiyor Görüldüğü gibi burada Peygamber (s.a.v.) Efendimizin üç vasfından bahsediliyor, genelde (nezir) kelimesi “korkutma” şekliyle ifade ediliyor ise de, rahmet Peygamberi olan Peygamberimize bu vasfı vermemiz pek uygun olmayacaktır, onun yerine yukarıda da belirtildiği gibi (ikaz- uyarıcı) kelimelerini kullanmamız daha uygun olacaktır diye düşünüyorum.[69]