Berâetun mina(A)llâhi verasûlihi ilâ-lleżîne ‘âhedtum mine-lmuşrikîn(e)
Allah ve Resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır:
Allah'dan ve Resulü'nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere:
Tevbe Suresi'nin ilk ayeti, Allah ve Resûlü'nden müşriklere yönelik bir 'berâet' ilanıdır. Bu ilan, daha önce yapılmış antlaşmaların feshedildiğini ve müşriklerle olan ilişkinin sona erdiğini bildiren kesin bir ayrılık ve uyarı mesajı taşımaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'berâet' kelimesinin asıl anlamının bir şeyden ayrılmak, uzaklaşmak olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah ve Resûlü'nün müşriklerle olan ahit ve zimmet ilişkisinden tamamen uzaklaştığını, onlardan beri olduğunu ifade eder. Bu, bir tür 'ilişkiyi kesme' ve 'sorumluluktan arınma' beyanıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'berâet'i 'uzaklaşma' ve 'ilişkiyi kesme' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın ve Peygamber'in müşriklerle olan ahitlerini feshettiğini ve onlardan uzak durduğunu mecazi bir ifadeyle belirtir. Bu, artık onlarla bir bağın kalmadığı anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'berâet' kavramının Kur'an'da 'ilişkileri kesme', 'uzaklaşma' ve 'sorumluluktan arınma' anlamlarını taşıdığını vurgular. Bu ayette, Allah'ın ve Peygamber'in müşriklerle olan antlaşma ilişkisini tek taraflı olarak sona erdirmesi ve onlardan tamamen ayrışması olarak anlaşılmalıdır. Bu, bir tür 'nihai ayrılık' ilanıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahd' kelimesinin bir şeyi korumak, gözetmek ve bir sözleşmeye bağlı kalmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âhedtüm' fiili, Müslümanların müşriklerle daha önce karşılıklı olarak bir 'sözleşme' veya 'antlaşma' yaptıklarını ifade eder. Bu, belirli şartlar altında bir taahhütte bulunma eylemidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ahd'i 'bir şeyi korumak, gözetmek ve ona bağlı kalmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'âhedtüm' fiili, Müslümanların müşriklerle geçmişte yaptıkları 'karşılıklı taahhütleri' ve 'güven ilişkisini' ifade eder. Bu, belirli bir süre veya şartlar dahilinde geçerli olan bir anlaşmadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şirk' kelimesinin 'ortak koşmak' ve 'bir şeyi başkasıyla paylaşmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Müşrikîn' ise, Allah'a ortak koşan, O'nunla birlikte başka ilahlar edinen ve O'nun birliğini reddeden kimselerdir. Ayetteki bağlamda, bu kişiler, İslam'ın temel ilkesi olan tevhidin zıddı bir inanca sahip olanlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın mutlak birliğini ihlal etmek' ve 'O'na ortaklar atfetmek' anlamına geldiğini vurgular. 'Müşrikîn' ise, bu eylemi gerçekleştiren, yani Allah'ın yanı sıra başka varlıklara da ilahlık atfeden kişilerdir. Bu ayette, 'berâet'in ilan edildiği, yani ilişkilerin kesildiği tarafı temsil ederler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'müşrik' kelimesinin 'şirk' kökünden türediğini ve 'Allah'a ortak koşan' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da bu terim, genellikle putperestleri ve Allah'ın birliğini kabul etmeyenleri ifade etmek için kullanılır. Ayette, 'berâet'in muhatabı olan ve antlaşmaların feshedildiği topluluğu işaret eder.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Berâetun mina(A)llâhi verasûlihi ilâ-lleżîne âhedtum mine-lmuşrikîn(e)” Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır: (9/1)
Âyette geçen uyarı-ültimatom;
ÜLTİMATOM NE DEMEK, NEDİR? TDK'YE GÖRE ANLAMI
Ültimatom kelimesi, dilimizde oldukça kullanılan kelimelerden birisidir.
Ültimatom kelimesi Fransızca kökenlidir.
TDK'ye göre, ültimatom kelimesi anlamı şu şekildedir:
- Bir devletin başka bir devlete verdiği ve hiçbir tartışma veya karşı koymaya yer bırakmaksızın, tanıdığı sürede isteklerinin yerine getirilmesini istediği nota
- Uyulması gereken kuralları kesin bir dille anlatma Elmalılı tefsirinde;
"Berâet" bu kelimenin asıl kök mânâsı, "Müfredat" ve "Basair"de açıklandığına göre herhangi bir çirkin şeyden kurtulmak ve uzaklaşmak demektir. Kadî Beydavî Bakara Sûresi'nde (âyet 54) âyetinin tefsirinde der ki; bu terkibin aslı bir şeyin kendisinden olmayan şeylerden arınıp saf hale gelmesi, halis olması mânâsınadır. "Hasta hastalığından, borçlu borcundan beri oldu." denildiği zaman kurtulmak anlamına söylenmiş olur. "Allah Âdem'i balçıktan berâe eyledi." denildiği zaman saflaştırmak şeklinde inşa etmek anlamına kullanılmış olur. Bu iki mânâ ile de kelime dilimizde kullanılmaktadır: Mesela "Berâat-i zimmet asıldır." denildiği zaman, başından itibaren inşa suretiyle olan hulus, yani halislik ve selamet mânâsı kastedilmiş olur. Cezada suçtan berâet etmek de böyledir. Lâkin borçtan berâet yine aynı anlama gelebildiği gibi, daha ziyade ibra veya arınma şeklinde olur ki, bu da tafassi denilen kurtulma yoludur. Hukuk terimi olarak kelimenin anlamı böyle olduğu gibi, bir de bundan alınarak kelimenin siyasette ve özellikle diplomaside kullanılan mânâsı vardır ki, âyette asıl gözetilmiş olan mânâ da budur. Nitekim Ebu Bekri Razi bunu açıklayarak "Ahkam-ı Kur'ân"da der ki; "Berâet, dostluk antlaşmasının kesilmesi, dokunulmazlığın kaldırılması ve sağlanmış olan eman (güvence)ın sona erdirilmesidir". Fahreddin Razî de tefsirinde der ki; "Beraetin mânâsı dokunulmazlığın kaldırılmasıdır". denilir ki, "Aramızda dokunulmazlık kesildi, aramızda ilişki kalmadı." demektir. İşte burada berâet herhangi bir çirkinlikten ve noksanlıktan salim olmak ve uzaklaşmak demek olan aslî mânâsını korumakla birlikte bilhassa siyaset hukuku ve milletler arası hukuk dilindeki ıstılahî anlamı geçerlidir: "Savaş çıkmasını gerektiren bir ilişki kesme" demektir. İşte böylece sûrenin ilk âyeti bir ültimatom ve ondan sonrası da bunun gerekçesi ve bu gerekçenin herkese duyurulması ve açıklanmasıdır. Şöyle ki:
Bu bir berâettir, yani bu öyle önemli ve kesin bir ilişki kesmedir, saldırmazlığın sona erdirilmesidir, öyle bir ültimatomdur ki, Allah'tan ve Resulü'nden o antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere.
Görülüyor ki, bu âyet, "falandan falana mektuptur" denilmesi gibi bir başlık üslubundadır. Fakat burada herhangi bir mektup veya sıradan bir yazının değil, muntazam bir resmî tebliğin, özellikle diplomasi edebiyatının üslubu, bir akit feshinin, bir ültimatom başlığının bütün gerekli unsurlarını içeren gayet açık bir yazışmanın örneği vardır. Bundan önce tebliğin mahiyeti, yani ne idüğü ortaya konmuş, ikinci olarak gönderen ve gönderme aracı, üçüncü olarak kime gönderildiği ve onların kimler olduğu, dördüncü olarak da ilgililer tamamıyla belirtilerek gayet veciz ve aynı zamanda açık ve etkili bir ifadeyle tarif edilmiş ve gösterilmiştir. Bununla kısaca şu anlatılmıştır ki, bu tebliğin sebebi şirk ve müslümanlarla önceden yapılmış olan antlaşmalardır. Demek oluyor ki, müslümanlarla önceden yapılmış antlaşması olmayanlara, esasen böyle bir ilişki kesme ihbarının yapılmasına lüzum yoktur. Ancak müslümanların ahitleşme yapmış oldukları müşriklere karşı doğrudan doğruya antlaşmayı bozmaksızın, işin başında antlaşmanın feshini ve ilişkisinin kesildiğini bildirmeleri lazım gelmiştir. Çünkü aşağıda sebepleri açıklanacağı üzere, Allah ve Resulü o ahitlerden beridirler. Bilindiği gibi, muahade ahitleşmek demektir. Ahit ise mutlak anlamda akit ve sözleşme demek ise de asıl mânâsı karşılıklı yemin ile yapılmış olan akit demektir. En kuvvetli ve en geçerli yemin ise Allah'a yapılan yemindir. Her müslümanın yapacağı yemin de böyle bir yemindir. Müşrikler ise müşrik oldukları için onların gözünde Allah'a yapılan bir yeminin hiçbir hükmü ve kıymeti yoktur. Bundan dolayı yaptıkları ahdin hakkına Allah için riayet etmezler, inançları gereği olarak herhangi bir şekilde ahitlerini bozmaktan kaçınmazlar. Ve böylesine menfaat üzerine kurulu bir ahit de zaten hakiki ve samimi bir ahit olmaz. Bununla beraber müslümanlar için, her kiminle olursa olsun bir ahit yapılmış ise onu sonradan karşı tarafa haber vermeden bozmaya kalkışmak zulüm ve hıyanet olur.
Bu haksızlığı yapmak da müslümana haram kılınmıştır. Böyle bir ahitten kurtulmak için üç yol vardır: Birincisi; ahit belli bir süreye bağlı olarak yapılmış ise o sürenin dolmasını beklemektir.
İkincisi; istenildiği zaman feshedilebileceği şartına bağlı olarak yapılmışsa, o şarta göre hareket etmektir.
Üçüncüsü; "Her hangi bir kavimden bir hıyanet endişe edersen, hemen ahidlerini reddettiğini düpedüz kendilerine bildir." (Enfâl, 8/58) âyeti gereğince karşı taraftan bir hıyanet tehlikesi belirmesi karşısında o sözleşmeyi yüzlerine çalmak (nebz) şekliyle yapılacak olan fesihtir ki, bu suretle aldatıp baskın etkisi yapılmamış ve açıktan açığa dürüstlük çerçevesinde davranılmış olacağından hıyanet edilmiş olmaz .Ve bu şekilde bu berâet bir önceki sûrede, Enfâl Sûresi'nde geçen "nebiz" emrinin ayrıntılı bir tatbikatı demektir ki, bu âyette böyle bir başlık altında bu hususlar kısaca yer aldıktan sonra, bu ültimatomun içeriği de şu âyette özetlenmiştir.[8]
Berae, beri oldu anlamı taşıdığına göre; Uluhiyet ve Risalet mertebesinin anlaşma yapılan “müşrik” Hakk’a kendi vehimi varlıklarını ortak koşanlardan beri olduğu kesin bir dille ifade edilmektedir.