İnfirû ḣifâfen veśikâlen vecâhidû bi-emvâlikum veenfusikum fî sebîli(A)llâh(i)(c) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta'lemûn(e)
Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Ey müminler! İster hafif techizatla, ister ağırlıklı olarak seferber olun ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz böylesi sizin için daha hayırlıdır.
Bu ayet, müminlere Allah yolunda cihat etme emrini çeşitli durumları kapsayacak şekilde vermektedir. Anahtar kavramlar, bu emrin kapsamını, niteliğini ve hedefini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefr (نفر), bir yerden bir yere gitmek, dağılmak anlamına gelir. Ayetteki 'infirû' (انفروا) emri, savaş için seferber olmak, cihada çıkmak anlamında kullanılmıştır. Bu, kişinin bulunduğu yerden ayrılıp Allah yolunda mücadele için harekete geçmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnfirû (انفروا) ifadesi, 'çıkın, gidin' demektir. Burada, savaş için çağrıya icabet ederek yola koyulma mecazı vardır. Hafif veya ağır olmaları fark etmeksizin herkesin bu çağrıya uyması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nefr kökünden türeyen 'infirû' kelimesi, Kur'an'da genellikle bir topluluğun belirli bir amaç için harekete geçmesini ifade eder. Bu ayette, müminlerin Allah yolunda savaşmak üzere topluca seferber olmaları gerektiği dinî bir emir olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hifâfen (خفافا), 'hafif yükle' demektir. Bu, kişinin az eşyayla, hızlıca ve kolayca sefere çıkabilme durumunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, maddi imkanları kısıtlı veya genç ve dinamik olanların da cihada katılması gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hafîf (خفيف), ağırlığın zıddıdır. 'Hifâfen' ifadesi, hem maddi yükün azlığını hem de kişinin bedensel olarak çevik ve enerjik olmasını kapsar. Cihad emrinde, hiçbir mazeretin geçerli olmadığını, her durumda katılımın beklendiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sikâlen (ثقالا), 'ağır yükle' demektir. Bu, kişinin çok eşyayla, yavaşça veya yaşlı ve ağırkanlı bir şekilde sefere çıkma durumunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, maddi imkanları geniş veya yaşlı ve ağır olanların da cihada katılması gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sakîl (ثقيل), hafifin zıddıdır. 'Sikâlen' ifadesi, hem maddi yükün çokluğunu hem de kişinin bedensel olarak ağır ve yavaş olmasını kapsar. Bu, cihad emrinin herkesi, her türlü şartta kapsadığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sikâlen (ثقالا) kelimesi, 'ağır olanlar' anlamına gelir. Bu, hem maddi yükü fazla olanları hem de yaşlılık veya hastalık gibi nedenlerle hareket kabiliyeti kısıtlı olanları ifade eder. Ayet, bu durumdaki kişilerin de cihada katılmaları gerektiğini mecazi bir anlatımla belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cihad (جهاد), gücün son sınırına kadar çaba sarf etmek demektir. Ayetteki 'câhidû' (جاهدوا) emri, Allah yolunda düşmanla savaşmak, nefisle mücadele etmek ve İslam'ı yaymak için tüm imkanları seferber etmek anlamlarını içerir. Bu, sadece fiziki savaşı değil, aynı zamanda fikri ve ahlaki mücadeleyi de kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cihad, bir şeyi elde etmek için azami çabayı göstermektir. Ayetteki 'câhidû' ifadesi, mallarla ve canlarla yapılan mücadeleyi vurgulayarak, bu çabanın maddi ve manevi tüm boyutlarını kapsadığını gösterir. Allah'ın rızasını kazanmak için gösterilen her türlü gayreti ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cihad kavramı, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'çaba göstermek, mücadele etmek' anlamlarına gelir. Bu ayette, cihadın 'Allah yolunda' (fî sebîlillâh) yapılması gerektiği belirtilerek, bu mücadelenin nihai hedefi ve motivasyonu açıkça ortaya konmuştur. Hem içsel hem de dışsal bir mücadeleyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mâl (مال), insanın sahip olduğu her türlü varlıktır. 'Bi-emvâliküm' (بأموالكم) ifadesi, cihadın maddi boyutunu vurgular. Allah yolunda harcanan para, mal ve mülk, bu mücadelenin önemli bir parçasıdır ve müminlerin fedakarlığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mâl, insanın tasarrufunda olan ve kendisi için bir değer ifade eden her şeydir. Ayetteki 'bi-emvâliküm' ifadesi, cihadın sadece bedensel bir eylem olmadığını, aynı zamanda maddi kaynakların da bu uğurda kullanılması gerektiğini belirtir. Bu, İslam toplumunun savunması ve yayılması için gerekli olan finansal desteği ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs (نفس), insanın kendisi, ruhu ve hayatıdır. 'Ve enfüsiküm' (وأنفسكم) ifadesi, cihadın en üst düzey fedakarlığını, yani canını feda etmeyi ifade eder. Bu, Allah yolunda savaşırken ölüm riskini göze almayı ve şehitlik mertebesine ulaşmayı kapsar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nefs, kişinin varlığı, benliği ve ruhudur. Ayetteki 've enfüsiküm' ifadesi, cihadın en değerli bedeli olan canı ortaya koymayı gerektirdiğini belirtir. Bu, müminlerin Allah'a olan bağlılıklarının ve inançlarının en güçlü göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nefs kelimesi, Kur'an'da farklı bağlamlarda 'can, ruh, benlik, kişi' gibi anlamlara gelir. Bu ayetteki kullanımı, müminlerin Allah yolunda canlarını ortaya koyarak, yani hayatlarını riske atarak mücadele etmeleri gerektiğini vurgular. Bu, cihadın en zorlu ve fedakarlık gerektiren boyutunu ifade eder.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İnfirû hifâfen vesikâlen vecâhidû bi-emvâlikum veenfusikum fî sebîli(A)llâh(i) zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e) Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (9/41)
O günkü şartlar altında yaya ve binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkılması ve cihad edilmesi istenmiştir. Günümüzde bunlara hava yolu ile helikopter uçak ve uzay-feza yolculuğunda ise uzay gemisi, uzay mekiği gibi araçlar kullanılmaktadır.
Bunların karşılıklarının neler olduğuna bakarsak; yaya yürüyüşü şeriat mertebesi yürüyüşüdür. Alınabilecek mesafede günde 30 km kadardır. O gün binek at idi. Bugüb ise motorlu-elektirikli taşıtlardır. Saatte 100 km gittiğini düşünürsek bu da askeri günde 1000 km ve daha fazlası yol alınabilir. Bu sefer tarikat mertebesidir. Şeriat mertebesine göre 30 günde yani bir ayda alınabilecek yol 1 günde alınabilmektedir. Bir uçağın hızı 1000 km ye kadar çıkabilmektedir. Bu da günde asgari 10000 km yol yapabilir. Hakikat mertebesinin seferi ve gidişidir. Tarikat mertebesinin 10 günde alacağı yolu 1 günde şeriat mertebesinin bir senede alacağı yolu 1 günde kat edebilir. Çünkü irfaniyet ve tefekkür ağırlıdır.
“Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.”[46] İfade edilen hadiste bu hakikati dile getirmiştir.
Bir uzay mekiğide verilere göre yaklaşık dünya saati ile 40.000 km hıza çıkmıştır. Bu da marifet mertebesi seferi ve gidişidir. Hakikat mertebesinin 40, tarikat mertebesinin 400 ve şeriat mertebesinin 1200 kat yolu almaktadır…
Allah yolunda çıklan cihad ve sefer her bir mertebe arasında muazzam fark olduğu sayısal değerlender anlaşıldığı gibi her bir mertebenin cihadı kişiyi daha uzak mesafelere götüreceği açıktır.