İçeriğe atla
Tevbe 60Cüz 10 · Sayfa 196

Tevbe Sûresi 60. Âyet

التوبة

Sohbete sor

İnnemâ-ssadekâtu lilfukarâ-i velmesâkîni vel'âmilîne ‘aleyhâ velmu-ellefeti kulûbuhum vefî-rrikâbi velġârimîne vefî sebîli(A)llâhi vebni-ssebîl(i)(s) ferîdaten mina(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)

Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekat toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

İnnemâ-ssadekâtu lilfukarâ-i velmesâkîni vel’âmilîne aleyhâ velmu-ellefeti kulûbuhum vefî-rrikâbi velgârimîne vefî sebîli(A)llâhi vebni-ssebîl(i)(s) ferîdaten mina(A)llâh(i) va(A)llâhu alîmun hakîm(un) Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/60)


Bu âyet hakkında Zekât ve İnfak konusunda yapmış olduğumuz çalışmamız faydalı olacaktır.[64]


1-2) YOKSULLAR VE DÜŞKÜNLER.

3) ZEKÂT İŞLERİNDE ÇALIŞANLAR.

4) MÜELLEFE-İ KULÛB.

5) KÖLELER.

6) BORÇLULAR.

7) ALLAH YOLUNDA OLANLAR.

8) YOLDA KALMIŞ KİMSE.


Tevbe sûresinin 60. âyetinde Sadaka-Zekât verilecekler[65] 8 sınıf olarak Cenâb-ı Hakk’ın tasnif ettiği bellidir. Zâhirende bunların kim olduğu bellidir.

Peki, batînen zekât alacak ve verecek kişiler kimlerdir…

Biat âyeti; 48. Fetih Sûresinin 10. Âyetidir. (48+10=58) dir. 5 hazret mertebesi ve 8 cennettir.

“Abdiyyet, Risalet, Uluhiyyet” tatbikati ile biat edildiği ve Selâmete erildiği zaman 5 hazret mertebesinin Nur-u ile aydınlanmaya kişinin gönlü müsait hale gelmiş olur…

Bu sohbet ile zâhir ve bâtın ile “Nûr” ile saliğin gönlüne ulaştırılır. Bu ulaşım vekaleten Allah c.c. esmâsı yönü ile asaleten ulaştıranın İsm-i Hassı yönündendir… Rabb-ini hamd den aciz kalıp, rabbinin kendisinin övdüğü gibi övemeyen yani hakikatini ondan başkası olduğunu anlayıp bu tevbeyi yapmayan hayal ve vehimden başka bir şey ulaştıramaz. Bilindiği gibi Zekât helal ve elde olan para-mal ile verilir. Elde kaydı olmayanın neyi verilebilir…

Yoksullar; yoksul az bir miktar malı olup zekât miktarı mala sahip olmayandır… Yol ehli olup hala varlık emâreleri gösteren kişilerdir. Nefs-i Benlik, İzâfi Benlik ve İlâhi Benlik yani bu mertebedeki varlığa sahip çıkanlardır. Hakikatte malı olsa da yoksul-yoksundurlar. Bunlara verilen hakikat bilgileri ile bu hayali varlık kaldırılıp, yerine hakk’ın varlığı tahsis etmesi sağlanır.

Düşkünler, miskinler; Miskin ise Sekene halidir. Sekene ise sakin olmak, o mahallin sakini oturanı olmaktır. 5 hazret mertebesinin her bir mertebesinde sükûna ermişliği vardır. Bu mertebeden salik’in bir üst mertebeye çıkması için verilen zekât ile onu bir üst mertebenin sakini olmaya yöneltmektir.

Zekât işlerinde çalışanlar; yolda kendilerine bazı küçük görev veren kişiler… Mânâ da yaptıkları çalışmalar ve ilgilendikleri kişilerden gelenleri bir araya toplayıp yolun başında bulunan kişiye gönderip. Bunların bir süzgeçten geçirip harmanlanın taliplilerine tekrar ulaştırılmasıdır. Bu görev verilmiş kişiler ustalık eğitimi, usta öğreticiliği eğitimi almaktadır. Bunların durumuna göre gerekli eğitimi vermektir.

Müellef-i Kulûb; “gönülleri ısındırılan, yumuşatılan kimseler” … Kendisinde bir takım irfaniyet emaresi ve yola karşı muhabbeti görülen kişilerin… İmkanlar dahilinde kendilerinin sohbetlere çağırılarak, kitaplardan verilerek veya tavsiye edilerek ilgilen kişilerin sahanın varlığından haberdar edilerek… İsteyenlerin yola katılma ve bu ilmi bilgilerden Zekât verilmesidir…

Köleler; Köle bilindiği gibi her türlü kendi tasarrufu bir başkasının elinde bulunan ve onun tasarrufunda olan kimsedir…

Bir gün köle ve efendisi caminin yanından geçiyormuş. Sabah namazı vaktiymiş. Köle, efendi sen biraz bekle de sabah namazını kılayım demiş. Efendi peki olur demiş ve içeriye giren köleyi beklemeye başlamış… İçeri giren cemaat dışarı çıkmış ama bir türlü köle dışarı gelmiyormuş… Efendi seslenmiş niye dışarı gelmiyorsun demiş. Köle, sen niye içeri gelmiyorsun Efendi demiş… Efendi gelemem demiş. Köle de, işte seni içeri sokmayan beni dışarı bırakmıyor demiş…

Kıssa dan hisse bu ya, nefsinin kölelerini bu esaretten kurtarmak için kendilerine verilen ilim de bu kısmın zekâtı olmaktadır…[66]

Borçlular; borçlu olan bir kimse ise normalde bir başkasına borçlu olan kimsedir. Hakikatte ise hakikatine borçlu olandır. Bir gün iki arkadaş ilim tahsili için bir hocaya gitmişler. Evladım sen ne kadar biliyorsun demiş. Hiç bilmiyorum demiş. Sen 1 lira vereceksin demiş. Diğerine sen ne kadar biliyorsun demiş. Az biliyorum deyince 2 lira vereceksin cevabını almış. Arkadaşım hiç bilmiyor 1 lira verecek. Ben bildiğim halde niye 2 lira vereceğim deyince 1 lira öğretim karşılığı, bir lira ise bildiklerini unutturma karşılığında diye cevap almış…

İşte kişi ne kadar nefsinin, hayali ve vehimi ile öğrendiği bilgiler ile borçlu duruma düşmektedir… Bu borcun telafisi ile hakikat ilmi ile bu hayal ve vehimi bilgilerin unutturulmasıdır.

Allah yolunda olanlar; âyet-i kerimede burada geçen ifade “fi sebilillah” hiçbir karşılık beklemeden Allah yolunda olanlardır… Allah yolunda nefsi ile cihad edenlerdir…

Kişi bazen bulunduğu yerden istifade edemeyebilir veya bulunduğu yer kendine yeterli olmaya bilir. İşte Allah için Allah yolunda olan kimse, nefsi veya başka bir beklenti içinde olan kimse değil. Yeri gelmiş iken yazayım böyle bir arayış içinde iken gittiğim bir dergahın başı olan rahmetli Mustafa Dede isimli zat sen Allah için buraya geliyorsun kendine dikkat et buraya her türlü kimse gelir. Çorba için gelir, iş için gelir, para için gelir, vs. için gelir diye gelir uyarmıştı…

Böyle bir kimse Fena ş-şeyh, Fena r Resül, Fena llah mertebesinde olabilir. Hiçbir karşılık beklemeden bu yoldadır. Bulunduğu yerden uygun iznini alır. Eğer izin vermezse bu durumdan zaten haberi yoktur. Ve kendisine İlm-i, Ayn-i ve Hakk-ı olan zekât durumuna göre verilir…


Hz. Rasûlullah (s.a.v.) ümmetine, lisân-ı Muhammed-î’den hiç eksiksiz nefh etmiştir.

Bu oluşum:

Sahâbî’lerden-----tabiin’e, onlardan -----tebe-i tabiine ve onlardan bu günlere kadar gelen varisleri tarafın-dan yeni gelenlere nefh edilerek devam etmektedir.

ca’l ettik (kıldık) “nûr” esmâ mertebesidir ve varlıkların belirlendiği ve kimlik kazandıkları yerdir.

“Bir nûr

Bu bilim de Kûr’ân-ı Keriym’de bildirilmiştir.

“Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz.” Bazı kullarımız’da “Hâdi” ismini zuhura getireceğiz.

Sen doğru yola hidayetleyen (rehberlik) edensin.

Bu doğru yol evvelâ “sırat-ı müstakim,” daha sonra da“sıratullah” tır.

Bu da “isra” ve “mi’râc” tır, ki Allah’ın (c.c.) yolu “ef’âlin”den, “zâtına”dır.

“Göklerde ve yerde olan mutlaka O’nundur, O’ndan zuhur ettiğinden yine “her şey O’na seyredecek, O’na dönecektir.

Zat-ı ilâhi Rûh, nûr, ve madde mertebesiyle zuhur-dadır. Bunlardan “nûr” ve “Rûh” unu tekrar geri, yani kendisine çektiğinde âlemlerden eser kalmayacaktır.[67]


Yolda kalmış kimse; yol halidir kişinin başına çeşitli işler gelir ve gideceği yere varamaz. Bulunduğu yer bazı durumlardan istemez, yolunun başının ömrü vefa etmez. Durumu yola devam etmesine uygun ise yola alınır ve intibakı sağlanır. Yeri tesbit edilir. Ve yoldan gerekli ilim sütü ile yardım edilir…


Miskinlere ver, miskin sâkin olan, sükûnette olan demektir, yani kendisine ait hiçbir varlığı olmayan kimse, fakir belirli bazı şeyleri olan, ama zor hayat yaşayandır, miskin ise zâhirde kendine ait hiçbir şeyi olmayan, bâtında da nefsaniyeti olmayan demektir, işte ona kendinin hakikatini vermek lâzım, İlâh-î hakikati ona vermek lâzımdır.

Ve yolda kalanlara da yardımcı olmak, bunlar talebeler de olabiliyorlar, zâhiren böyle olduğu gibi bâtınen de Hakk yolunda olan kimseler demektir, yani mânevi yol ehli olanlara da yardım edin ki esas yardımda bu oluyor. Zâhiri yapılan yardım ancak dünyadaki ihtiyacını gidermek için olan bir yardımdır, ama bâtıni yol ehline yapılan yardım ebedidir.

Dilencilere, onlarda, zâhir olarak bildiğimiz fakirler olup dilenenlerdir, birde Hakk’ın gani kapısında fakr ile dilenenler yani İlâh-î ilme talip olanlardır, İlâh-î ilmi dileyenlerdir. Bu avami mânâ da dilenmek değilde murat etmek mânâsınadır. 

Ve kölelere, gerçi zamanımızda zâhiri kölelik fiilen kalkmış gibi ama aslında bu kölelik günümüzde çok daha ağır bir şekilde sürdürülüyor. Şimdi maddenin kölesiyiz, kimse bizi tutup bir yerlere götürüp suçsuz yere, hapse atmıyor ama madde öyle bir boğazımıza sarılmış ki bizi kendi istikametine doğru alabildiğine koşturarak götürüyor. İşte bu tür nefis kölelerine, onlara kendi hakikatini anlatmakta onları hürriyete kavuşturmaktır, fakat para vermek sûretiyle değil, kendisini kendisine tanıtmak sûretiyle, nefsinin köleliğinden kurtarmak sûretiyledir.

Zekâtını vermesi lâzımdır, maddi zekâtını verdiği gibi bâtıni zekâtını vermesi lâzımdır, yani ilmin zekâtını vermesi lâzımdır.[68] 


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)