Ve-nnehâri iżâ tecellâ
Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,
Açıldığı zaman gündüze,
Leyl Suresi'nin ikinci ayeti, gündüzün açılıp aydınlatma eylemi üzerinden bir yemin ifadesi sunmaktadır. Ayet, 'gündüz' ve 'açığa çıkma/aydınlatma' kavramları etrafında dönerek, bu doğal olayın önemine ve Allah'ın kudretine işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nehâr' kelimesini 'güneşin doğuşundan batışına kadar olan zaman dilimi' olarak tanımlar ve bu ayetteki kullanımıyla, karanlığın zıttı olan aydınlık ve açıklık halini vurgular. Yemin edilen bu zaman dilimi, Allah'ın kudretinin bir delili olarak sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nehâr' kelimesinin mecazi olarak 'aydınlık ve açıklık' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'gündüze andolsun' ifadesi, gündüzün getirdiği aydınlığın ve her şeyi görünür kılma özelliğinin önemine işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'nehâr' kavramının sadece zaman dilimini değil, aynı zamanda 'açıklık, görünürlük ve faaliyet' gibi anlamları da içerdiğini belirtir. Bu ayetteki yemin, gündüzün bu aktif ve aydınlatıcı yönüne dikkat çekmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tecella' fiilini 'açığa çıkmak, görünür olmak' şeklinde açıklar. Ayetteki 'gündüz açığa çıktığı zaman' ifadesi, gündüzün karanlığı dağıtarak her şeyi net bir şekilde ortaya koymasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'celâ' kökünden türeyen 'tecella' fiilinin 'bir şeyin üzerindeki örtünün kalkmasıyla belirginleşmesi' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, gündüzün karanlığı kaldırarak dünyayı aydınlatması ve her şeyi görünür kılması kastedilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tecella' fiilinin 'açıkça görünmek, parlamak, aydınlatmak' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, gündüzün gelişiyle birlikte karanlığın ortadan kalkması ve her şeyin aydınlığa kavuşması durumunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tecella' fiilinin Kur'an'da genellikle 'bir şeyin kendini göstermesi, belirginleşmesi' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, gündüzün kendini göstererek karanlığı dağıtması ve aydınlığı getirmesi anlamındadır.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yukarıda da bahsedildiği gibi, güneş ve dünyanın dönmesi ile dünya zaman itibari ile üç hâli kabul etmektedir bunlar da bilindiği gibi ikisi gündüz ve gecedir ve bunlar geçicidir. Yine diğer bir halin de iki hali vardır ki bunlarda devamlıdır. Bunlardan bir tanesi doğu istikametinden baktığımızda hiç durmadan devam eden geceden gündüze geçiş çizgisidir diğeri ise batı istikametinde, gündüzden geceye geçiş çizgidir. İşte bu iki çizgiler ne gece ne gündüzdürler. Ancak bu çizgiler devamlı hareket halinde olduklarından durağan değillerdir ancak dönüşümler sebebiyle her an vardırlar ve yok olmazlar gece ve gündüz ise böyle değildir kendilerine ait sürede yaşayacak coğrafyaları vardır ve bu coğrafyalarda biri olan gündüz,
batıdan gider iken diğer biri olan gecede doğudan gelir.
Böylece biri gider biri gelir. Demekki ikiside geçici ve izâfidir. Bu muhteşem hakikate dikkat çekilerek ”aydınlanacağı zaman” denmekle doğudan başlayan gece zaman kancasıyla çekilen o çizgisiyle değişmekte olan hale ve bir müddet sonra da gündüze girilmesi sebebiyle “ gündüze.” Kasem-yemin edilmiştir.
Şimdi şöyle bir fikir yürütelim. Diyelim ki! elimizde peykler misali bir aracımız vardır, ve bu araç ile dünyadan yüz kilometre yukarıya çıktık, dünyadan ve tesirlerinden kurtulduk o halde güneşe perde olacak bir vesile olmadığından biz devamlı güneş ile karşı karşıya olduğunuzdan o mahalde izâfi olan ne gündüz ne gece olacaktır. Orada oluşan hadise ise Nûr-u İlâhiyyenin bizi sarmış olduğunu ve hep gündüz hükmü ile orada yaşadığımızı fark etmiş olacağımızdır, işte bu da Bakâbillâh’tır. Yâni kendi nefs-î varlığından gölge yapacak hiç bir şeyin kalmaması ve tamamen Hakk ile Hakk olmuş olmamızdır. Bu halin tarifi ise, Efendimizden bildirilen. “benim, rabb’ım ile öyle bir zamanım vardırki, oraya ne bir Nebi-i mürsel ve nede bir melek-i mukarrep giremez” diye buyurduğu yaşam halidir. Bu yaşam hali Zât-i olarak Efendimize aittir sıfati ve esmâ-i tecellileri ise varisleri olan evliyayı kirâm ve Âriflerine de aittir. Şimdi diğer enfüsi yönüyle bakalım.
Gündüz aydınlığına teşbihan müsavi olan, Rûh, ve onun Nûrani tecellisi, Nûr “Tecellâ” ettiği vakit, ikisinden meydana gelen varlığa kâlb denmiştir. Ve bu kalp arş-ı Rahmân’dır. Burada nefs ve ruhunda mekânı vardır. Çünkü Rahmân’ın her ma’nâ da tecellisi vardır. Kâlb beşeriyyeti itibari ile nafse bakar hakikat-i itibari ile de Rûh’a bakar kişi hangi yönde bu kâlbi kullanırsa o mertebenin kâlbi olur ve sahibini o istikamete yöneltir. Çünkü kalb’in her istikamete dönme kabiliyeti vardır. Rûhani manâ da kalbini aydınlatanın Âyet-i Kerîme’de bahsedilen güneşi doğmuş
gündüzü başlamıştır. Ancak bu kalbin evvelâ fuad hükmüne sonradan da “sadr” hükmüne döndürülmsi lâzımdır bu da bir irfani eğitim işidir.
وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى
(Ve mâ halâkaz zekera vel unsâ.)