Ve lesevfe yu'tîke rabbuke feterdâ
Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.
Rabbın sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.
Duhâ Suresi'nin bu ayeti, Allah'ın Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) ahirette vereceği nimetleri ve bu nimetler karşısında duyacağı memnuniyeti müjdelemektedir. Ayet, 'vermek' ve 'razı olmak' fiilleri üzerinden ilahi lütfu ve kulun bu lütfa karşılık hissedeceği tatmini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'عطا' (ata) kelimesinin 'vermek' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle Allah'tan gelen lütuf ve ihsanı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'يُعْطِيكَ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) dünyada ve ahirette bahşedeceği maddi ve manevi tüm güzellikleri, özellikle de şefaat makamını ve Kevser havuzunu kapsayan geniş bir lütfu işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'إعطاء' (i'tâ) fiilinin, bir şeyi karşılıksız olarak vermek anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) hiçbir karşılık beklemeden, sırf lütfuyla vereceği nimetleri, özellikle de ahiretteki yüksek mertebeleri ve ümmeti hakkındaki şefaatini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'vermek' fiilinin Allah'a atfedildiğinde, genellikle ilahi cömertliği ve lütfu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'يُعْطِيكَ' fiili, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) olan özel ilgisini ve ona bahşedeceği, onu tatmin edecek derecede büyük nimetleri vurgular, bu da ilahi lütfun zirvesini temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'رب' (Rabb) kelimesinin 'sahip', 'malik', 'terbiye eden' ve 'ıslah eden' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'رَبُّكَ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) olan özel himayesini, onu terbiye edişini ve ona karşı olan lütufkarlığını vurgular, bu da verilecek nimetlerin kaynağının ilahi kudret ve merhamet olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'رب' kelimesinin aslen 'terbiye etmek', 'bir şeyi tedricen kemale erdirmek' anlamından geldiğini ifade eder. 'رَبُّكَ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'i (s.a.v.) peygamberlik makamına hazırlaması, onu koruması ve ona en güzel şekilde bakması anlamlarını taşır. Bu bağlamda, verilecek nimetlerin, bu ilahi terbiyenin bir neticesi olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Rabb' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'yaratıcı, rızık veren, terbiye eden, yöneten' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'رَبُّكَ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) olan özel ve yakın ilişkisini, ona olan sonsuz lütfunu ve onu her türlü sıkıntıdan sonra ferahlığa ulaştıracak olan kudretini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'رضا' (rıza) kelimesinin 'hoşnutluk' ve 'memnuniyet' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَتَرْضَىٰٓ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) vereceği nimetlerin o kadar büyük ve tatmin edici olacağını ki, Peygamber'in (s.a.v.) bu durumdan tam bir memnuniyet duyacağını, hiçbir eksiklik hissetmeyeceğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'رضي' (radiye) fiilinin, bir şeyden dolayı kalben mutmain olmak ve onu yeterli görmek anlamına geldiğini açıklar. Bu ayetteki 'فَتَرْضَىٰٓ' ifadesi, Peygamber'in (s.a.v.) ahiretteki makamından, şefaatinden ve ümmetine verilecek nimetlerden dolayı duyacağı derin ve eksiksiz bir memnuniyeti, yani ilahi vaadin tam olarak gerçekleştiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rıza' kavramının Kur'an'da hem Allah'ın kuldan hoşnutluğunu hem de kulun Allah'tan hoşnutluğunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'فَتَرْضَىٰٓ' ifadesi, kulun (Peygamber'in) Allah'ın lütfuna karşı duyduğu tam bir tatmin ve memnuniyeti, yani ilahi vaadin kulun beklentilerini fazlasıyla karşılaması durumunu vurgular.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bir grup ehli Beyt muhabbeti ağır basan âlimler Kûr’ân-ı Kerîm’de bu Âyet-i kerîmeyi en büyük lütuf Âyet-i olarak kabul etmişlerdir.
Kim hangi yerde ve mertebede ise işte bu Âyet-i kerîme ile o mertebenin bir ileriki mertebesinin ona verileceği müjdelenmektedir. Bu âyeti kerîmeyi okuyan bir kişinin hayatında ümitsiz olması mümkün değildir.
Her mertebe itibarıyla bu âyet-i kerîmenin hakîkatinin
yaşandıktan sonra “radiyallâhu anhum ve radû anh” yâni “Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır” (Mâide, 5/119) Âyet-i Kerîmesi tahakkuk etmektedir. Çünkü Hakk’a giden yolda tek mertebe yoktur ki bu rızâlık tek sefer olarak meydana gelsin, kişinin ömrünün sonuna kadar râzılık mertebesi devâm etmektedir.
أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى
(E lem yecidke yetîmen fe âvâ.)
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bir grup ehli Beyt muhabbeti ağır basan âlimler Kûr’ân-ı Kerîm’de bu Âyet-i kerîmeyi en büyük lütuf Âyet-i olarak kabul etmişlerdir.
Kim hangi yerde ve mertebede ise işte bu Âyet-i kerî-me ile, o mertebenin bir ileriki mertebesinin ona verileceği müjdelenmektedir. Bu âyeti kerîmeyi okuyan bir kişinin
hayatında ümitsiz olması mümkün değildir.
Her mertebe itibarıyla bu âyet-i kerîmenin hakîkatinin yaşandıktan sonra “radiyallâhu anhum ve radû anh” yâni “Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır” (Mâide, 5/119) Âyet-i Kerîmesi tahakkuk etmektedir. Çünkü Hakk’a giden yolda tek mertebe yoktur ki, bu rızâlık tek sefer olarak meydana gelsin, kişinin ömrünün sonuna kadar râzılık mertebesi devâm etmek-tedir.
İkinci yorum Yakında ita edilecektir. Rabbuke fe terdâ. Rabbının rızası çok yakında sana ulaşacaktır. Rabbın rızasını çok yakında senin üzerine verecektir. Bir grup alimler Kûr’ân-ı Kerîm’de en büyük lutuf âyeti olarak bunu kabul etmişler. Şam alimleri ya da Iraki alimler. Diğerleri de “innellâhe yağfiruz zünûbe cemîâ innehu hüvel ğafûrur rahîm.” (39/53) “ Âyetini Kûr’ân-ı Kerîm’de en büyük tebşir âyeti olarak kabul etmişlerdir. Bir grup âlim onu, bir grup âlimde bunu kabul etmişlerdir. Aslında zâhiri ma’nâ da bu âyet-i kerîme, bâtınî ma’nâ da ise, (Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ.) (93/5) dır.
Bunu kabul edenler daha ziyade Ehli Beyt ağırlıklı âlimler. Çünkü Hazreti Rasûlullah’a zâten bu Sûre-i Şerif geldiği için Ehli Beyt ağırlıklı, muhabbet ağırlıklı âlimler “Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ” gerçekten çok büyük tebşirat vardır, bu Âyet-i Kerîme’de. “Ve le sevfe” bakın çok yakında yu’tîke sana ita edilecektir, verilecektir. Kimden? “Rabbuke.” Rabbın tarafından “fe terdâ.” Rabbının rızası çok yakında gelecektir.
Gerçekten bu çok büyük bir lutuf âyeti ve müjdedir. İşte kim hangi yerde, hangi makamda, hangi mertebede çalışıyorsa, dikkat et ey kulum çok yakında onun bir ileriki
mertebesi sana verilecektir, denmekte yâni. Müjde işte çok büyük müjdedir. İşte bu âyeti okuduktan sonra kişinin ümitsiz olması, hayatta ümit var olmaması mümkün değildir. Diğer âyet. “innellâhe yağfiruz zünûbe cemîâ.” Allah senin bütün günahlarını affedecektir. Bakın o bir başka mertebenin ifâdesidir, bu bir başka mertebenin ifâdesidir. Orada nefsani günahlardan kurtulma tebşiri müjdesi vardır, burada Râhmani hakîkatlere açılma, o yolun açılması müjdesi vardır.
İkisinin mertebeleri ayrıdır. O zaman biri bir tarafta, biri bir tarafta. En çok rahmet kapsamında olan âyet hangisidir diye düşünmeyelim, ikisi de bir tarafta, ikisi de bir mertebe îtibariyle, hepsi bizdedir, faydalı olarak diye düşünelim. Yâni birincisi zunub’lardan bahsediyor, çünkü günahlardan bahsediyor. Nefis mertebelerinden kurtulmak için. Cenâb-ı Hakk mutlaka seni affedecektir. Nefsani suçlarından ve bu “Ve le sevfe” onu affettikten sonra da çok yakında sana Rabbının rızası ulaşacaktır diyor. Hani bir âyette de vardı, “radıyallahu anha ve radıanh” işte bu âyetin tahakkuku, bu âyetin hakîkatini yaşadıktan sonra.
Bakın, Rabbının “ve terda” rızası sana yakında gelecektir. O âyette geldiğini ifâde etmekte. “Radıyallahu anha.” Allah onlardan razıdır ve onlarda Allah’tan razıdır, (Mâide, 5/119) hükmü, bu âyetin tahakkukundan sonra. Ama, bir defa mı, beş defa mı, on defa mı,? bu âyet tahakkuk eder? O ayrıdır. Bu âyetin her mertebede tahakkukundan sonra, o âyetin yaşantısı ortaya gelmekte, çünkü İslâm’ın içerisinde Hakk’a giden yolda bir mertebe yok ki, bir defa bu rızalık meydana gelsin. Nefsi râdıye, mardıye hepsi bunların rıza mertebeleridir. Taa sonuna gidinceye kadar. Hatta ömrünün sonuna gidinceye kadar bu rıda mertebesi devam etmektedir.