Elem yecidke yetîmen fe-âvâ
Seni yetim bulup da barındırmadı mı?
O seni yetim bulup da barındırmadı mı?
Duhâ Suresi'nin 6. ayeti, Allah'ın Peygamber Efendimiz'e olan lütfunu ve himayesini vurgulamaktadır. Ayet, 'yetim' olma durumunu ve ardından gelen 'barındırma' eylemini merkeze alarak, ilahi koruma ve desteğin derinliğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vecde' fiilinin bir şeyi bilmek, idrak etmek ve ona ulaşmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lem yecidke' ifadesi, Allah'ın Peygamber'in yetimlik durumunu bilerek ve görerek bu duruma müdahale ettiğini, yani O'nu bu halde bulduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vecde' fiilinin burada 'alime' (bildi) anlamında kullanıldığını ifade eder. Allah'ın Peygamber'in yetimlik halini bilmesi ve bu duruma vakıf olması, O'na olan ilahi lütfun başlangıcını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yetim' kelimesinin babası ölmüş çocuk için kullanıldığını ve bu durumun o çocuğun zayıflığını ve korunmaya muhtaçlığını ifade ettiğini belirtir. Ayette, Peygamber Efendimiz'in babasız büyümesi ve bu durumun Allah tarafından bilindiği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yetim' kelimesinin Arapçada babasını kaybeden çocuk için kullanıldığını ve bu durumun genellikle bir zayıflık ve himayeye muhtaçlık hali olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bu zayıf ve himayesiz durumdaki kuluna özel bir lütufta bulunduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'yetim' kavramının Kur'an'da sadece biyolojik bir durumu değil, aynı zamanda toplumsal bir zayıflığı ve korunmaya muhtaçlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yetim' kelimesi, Peygamber'in çocukluk dönemindeki savunmasızlığını ve Allah'ın bu savunmasızlığa karşı gösterdiği ilahi himayeyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âvâ' fiilinin bir şeyi bir yere yerleştirmek, sığınak sağlamak ve korumak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fe-âvâ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'i yetimlik durumunda bırakmayıp, ona himaye ve barınak sağladığını, yani onu koruduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'âvâ' fiilinin bir kimseye sığınak ve barınak temin etmek, onu korumak ve gözetmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Peygamber'e amcası Ebu Talib ve dedesi Abdülmuttalib aracılığıyla sağladığı maddi ve manevi himayeyi işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âvâ' fiilinin Kur'an'da genellikle ilahi bir lütuf ve koruma bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın Peygamber'i yetimlik durumunda bırakmayıp, ona sığınak ve himaye sağlaması, O'na olan özel ilgisini ve desteğini gösterir.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Daha önceki hallerinde o kadar lütûflarda bulunan Rabb’inin şimdi sana neden darıldığını zannediyorsun ve ümitsizliğe düşüyorsun!
Efendimiz (s.a.v)’in anne ve babası neden o daha küçük yaşta iken vefat ettiler Cenâb-ı Hakk âlemlerin sultânı olan Efendimiz (s.a.v)’in anne ve babasını yaşatamaz mıydı? İstese, yaşatırdı tabî ki ancak Efendimiz (s.a.v) o zaman bu eğitimi alamazdı. Efendimiz (s.a.v)’in eğiticisi Hz.Allah (c.c)’ın ta kendisidir.
Gerçekten seyri sülûk yolunda olan bir dervişte anne babası olsa dahi aynı şekilde yetîm hükmündedir. Madde bedenin anne babasıdır o görünenler, dervişin rûhu ise yetîmdir, onu o yetimlikten kurtaracak olan ise baba hükmünde olan aklı küllden gelen tecellîlerdir.
Fizîki ana ve babaya dînimizin kuralları çerçevesinde verilmesi gereken bütün önemler verilecektir orası ayrı bir hâdisedir ancak kişi ruhâni olarak yetîm olduğunu idrâk etmediği sürece Hakk yolunda ilerleyemez ve bunu sağlayan tek sistemde seyri sülûktur.
Yukarıda “Beled Sûresi 15” yetimlikten basedilmişti.
********** 62
وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى
(Ve vecedeke dâllen fe hedâ.)
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Daha önceki hallerinde o kadar lütûflarda bulunan Rabb’inin şimdi sana neden darıldığını zannediyorsun ve ümitsizliğe düşüyorsun!
Efendimiz (s.a.v)’in anne ve babası neden o daha küçük yaşta iken vefat ettiler? Cenâb-ı Hakk âlemlerin sultânı olan Efendimiz (s.a.v)’in anne ve babasını yaşatamaz mıydı? İstese, yaşatırdı tabî ki ancak Efendimiz (s.a.v) o zaman bu eğitimi alamazdı. Efendimiz (s.a.v)’in eğiticisi Hz.Allah (c.c)’ın ta kendisidir.
Gerçekten seyri sülûk yolunda olan bir dervişte anne babası olsa dahi, aynı şekilde yetîm hükmündedir. O görünenler madde bedenin anne babasıdır, dervişin rûhu ise yetîmdir, onu o yetimlikten kurtaracak olan ise baba hükmünde olan aklı küllden gelen tecellîlerdir.
Fizîki ana ve babaya dînimizin kuralları çerçevesinde verilmesi gereken bütün önemler verilecektir, orası ayrı bir hâdisedir, ancak kişi ruhâni olarak yetîm olduğunu idrâk etmediği sürece, Hakk yolunda ilerleyemez ve bunu sağlayan tek sistemde seyri sülûktur.
İkinci yorum
O seni yetim bulupta barındırmadı mı? Yâni daha evvelki hallerinde sana ne kadar büyük lutuflar yaptı da, şimdi niye darıldığını zannederek ümitsiz oluyorsun? Diye burada büyük tebşirat vardır. “E lem yecidke” seni öyle bulmadı mı? “Yetîmen” yetim bulupta “fe âvâ” seni barındırmadı mı? Yetim ne demektir? Anasız babasız. İşte velisi benim, senin velin benim deniyor. Yâni anan baban yoksa da, senin hâmin, senin koruyucun, senin velin
benim deniyor. Neden Hazreti Rasûlullah’ın annesi babası küçük yaşta vefat etti? Cenâb-ı Hakk isteseydi, Âlemlerin Sultanını anne baba kucağında, yaşatamaz mıydı? Yaşatır dı tabii. Yaşatırdı ama, o zaman bu eğitimi alamazdı. İşte onun eğiticisi Hazreti Allah’ın ta kendisidir. Ne diyor bakın: “beni Rabbım ne güzel eğitti.” Aynı şekilde Rabbım beni eğitti diyor. Annesi babası olsaydı o görev anneye babaya verilecekti. O da beşeri bir eğitim olcağından eksik bir eğitim olarak kalacaktı.
İşte gerçekten bir dervişte anası babası olduğu halde yetim hükmündedir. Neden? Çünkü o anne baba nefsinin annesi babasıdır. Yâni bu et kemiğin annesi babasıdır. Ruhu ise yetimdir. İşte onu o yetimlikten kurtaracak bir varlık hükmüne getirecek Allah’ın zâti tecellisinin olduğu bir mahâldir ki, o da, Akl-ı Küll’den gelen “baba” hükmün dedir. Nasıl Cebrâil Aleyhisselâm ve Ruhul Kudus. Mukaddes Rûh olarak İsâ Aleyhisselâmınn annesine karşı babalık görevini yaptı, lâtif varlık olarak. İşte eğitim seyrinde de kişinin bu yetimlikten kurtulması, ancak öyle bir iradeyle mümkündür.
Aksi halde anamız babamız olduğu halde yetim sayılmaktayız neden? Çünkü o ana baba demin dediğimiz gibi, bu cesedin anası babasıdır. Ruhumuzun anası babası nerede? O zaman yetim. Ama bu yetimlik hükmü, ancak bir seyr-i sûlûk tatbikatında ortaya çıkmaktadır. Ondan evvel böyle bir sorun zâten yoktur, anası da var babası da vardır. Varsın olsun. Allah mübarek etsin. Evvelâ kişinin anasız babasız hükmüne geçmesi gerekiyor ki, bu kayıtlardan kurtulsun. Ama yanlış anlaşılmasın, bu husus hiçbir zaman ana babayı terk demek değildir. Fiziki ana babaya dinimiz kuralları içerisinde yâni, ne kadar değer verilmişse, aynı değer verilecek, vereceğiz. Buradaki mânâ başka mânâdır. O mânâ babası o olması onun kendi anası babası olmasına bir zarar teşkil etmiyor.
Not= Diğer bir kitabımızda, “54-Beled Sûresi-90- 15” yetimlikten basedilmişti. İlgisi dolayısı ile buraya da aktarmayı uygun buldum. (T. B.)
يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ
(Yetîmen zâ makrabeh)
(90/15) “Yakınlık sahibi olan yetimi.”
(O bir yetimdir ki Yakındır, kurbiyyet-yakınlığın sahibidir.) Demekk’i yetimlik Hakk’a kurb-yakın olmanın sahipliğidir.
Gene bu hususu da iki yönlü özetlemeye çalışalım.
Birisi zâhiri yetimliktir ki dini kitaplarımızın ilgili bölümlerinde çok geniş olarak izahları yapılmıştır, oralardan araştırılabilir.
Genelde kitaplarda yetimler şöyle tarif edilir.
(1) Annesiz veya babasız çocuklar.
(2) Hem annesiz hem babasız çocuklar.
(3) Anne veya babası belli olmayan çocuklar.
Diğer bâtıni yönünü ise şöyle diyebiliriz.
Tasavvufta Akl-ı küll ve Nefsi küll diye iki tarif vardır, Bunlardan “Akl-ı küll” “Âdem-baba”ya ve “Nefsi küll” Havvâ-anne” ye teşbih-benzetilmiştir. Akl-ı küll ile Nefsi küll’ün izdivacından âlemler, “Âdem ile Havvâ” nın izdivacından da insan nesli türemiştir.
Aslında bütün varlığın babası Akl-ı küll ve annesi de Nefsi küll dür. Akl-ı küll Zât-ı mutlağın Ahadiyyet merte-
besinden Vahidiyyet mertebesine, Ulûhiyet ismi ve ilmi ile aktardığı ilmi Zâtisidir ve fâildir. Ve Nefsi küll ise bu tecelliyi kabul eden mef’uldür. Tecellîi mukaddes ve taayyünü evvel Hakikat-i Muhammed-î mertebesidir. Bu mertebede Akl-ı küll gizlenip Nefsi küll zâhir olduğundan ve Akl-ı küll ve Nefsi küll-ün zuhurları olan bu âlem çocukları “yetimler” haline dönüşmüş olmaktadır.
Hâl böyle olunca zâhir âlemde kişilerin zâhir anne ve babaları olsa bile hakikat âleminde “yetimdir” taa ki bir Kâmil Mürşidin terbiyesi altında, gerçek bir seyrü sülûk tatbikatından sonra aslı olan babası akl-ı küll’e bu yoldan ulaşıp yetimlikten kurtulsun. İşte bu yönden. Demekk’i yetimlik Hakk’a kurb-yakın olmanın sahipliğidir.
Yani bu şekildeki yetimlik Zât-ı Hakk’a yakın olmanın sahipliğidir. Yani yetimlik Hakk’a yakınlık sahipliğidir.
İlk yetim zâhiren babası olmayan Hz. Âdem (a.s.) dır, ancak hakikati itibari ile babası Akl-ı küll-ilmi İlâhiyye’dir. Ona ulaştığı zaman yetimlikten kurtulup nesli sahih evlâd-ı has olur.
Daha sonra Annesi olmadığı için, Hz. Havvâ’nın yetimliği vardır, ancak onun annesi yoktur, ama Âdem’den meydana geldiği için, hükmen annesi Âdem olmaktadır. Ayrıca ayrı bir babası olmadığından da gene yetimdir. Ancak Hz. Âdem vasıtasıyla zuhur ettiği ve sebebi vücudu Âdem olduğuna göre babası da Âdemdir. Böylece Hz. Havva bir bakıma göre yetim bir bakıma göre de evlâd-ı Has’tır.
Daha sonra mertebe-i İbrâhîmiyyet (a.s.) ın yetimliği gelir. Oda Rabb’ına ulaştığı zaman yetimlikten kurtulmuş mânâ âleminde nesebi sahih evlâd-ı has’lar zümresine katılmıştır.
Daha sonra Mûseviyyet mertebesinin yetimliği gelir ki, Mûsâ (a.s.) da çok küçük yaşından itibaren çocukluğu ve
gençliği Fir’âvn’un yanında geçtiğinden zâhir ve bâtın o sürede yetim idi. Kendisine Peygamberlik geldikten ve tur’i Sînâ da Rabb’ın’dan Tevrat-ı Şerifi alınca Akl-ı Küll olan babasına ulaşınca oda o mertebesi itibari ile evlâd-ı has’lar zümresine katılmıştır.
Ve o mertebede “yetimeyni” iki yetim daha vardır. (Kehf/18/77-78) Hızır (a.s.) ile Mûsâ (a.s.) arasında geçen duvar hadisesinde belirtilen yetimlerdir. Bulûğ çağına erinceye kadar duvar altında kalan ölmüş babalarından kalma sandık-vereseleri’nin ortaya çıkmaması için Hızır (a.s.) yıkık duvarı sağlamlaştırmıştır. Bu hareketi ile çocukların asli olması ve eğetimi için zaman kazandırmıştır.
Daha sonra mertebe-i Îseviyyet, îsâ (a.s.) ın yetimliği vardır ki zâten meşhurdur. Sûreta babası olmadığından zâhiren yetim ancak (30) yaşında kendisine peygamberlik gelip aslı olan akl-ı küll’e ulaştığından o mertebesi itibari ile evlâd-ı Has olmuştur.
Daha sonra Mertebe-i Muhammediyye’nin yetimliği gelir. Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz dünyaya yetim olarak teşrif etmişlerdir. Çünkü onu akl-ı kül olan ilmi ilâhiyye eğitecektir. (40) yaşlarında Cebrâîl (a.s.) geldiğinde kendisine Akl-ı küll olan babasından o zaman-ı itibariyle bilgi getirmeye başladı bu süre (23) sene sürdü. Regaib gecesinde hakikatine, doğumuna rağbet etti mevlûd gecesi asli doğumunu nefs-i külden yaptı beraat gecesinde ilâh-î beraatını aldı kadir gecesinde kudreti ilâhiyyesini idrak etti Mi’râc geceside kendi varlığında bulunan bütün âlemlerin seyrini ve Hakikat-i İlâhiyyenin hakikatini kendi varlığında buldu, böylece yer yüzünde Allah’ın (c.c.) ismi â’zamı oldu ve Rûh-u Â’zamdan gelen Rûh-u ile de ebul ervah-Rûhların da babası oldu. Kim ki Hakikat-i Muhammed-î üzere bu mertebeye ulaştı işte o kimse de yetimlikten kurtulup Evlâd-ı haslardan oldu.
Gözümüzün nûr-u kâlbimizin süruru Mescid-i Nebevi’nin ilk zemini-arsası dahi (sehl ve Süheyl) isimli iki yetimin idi ücreti verilerek onlardan satın alınmış idi.
Bu hadise bize şunu göstermektedir. Nice öksüzler burada zaman içinde gerçek babaları olan (Ebul ervâh) akl-ı küll’ün zuhuru olan hakikat-i Muhammediyye ye ulaşıp gerçek Babalarına kavuşup yetimlikten kurtulmuş olmaktadırlar.
Hadîs-i Şerifte. (Bulûğ çağına ulaşınca yetimlik kalkar) Buyurulmuştur.
Bulûğa ermek zâhiren belli bir yaşa ermekle olmaktadır, ancak Bâtınen Bulûğa ermek kişinin kendi hakikati olan Hakikat-i İlâhiyye ye ermek ve (Ricâlûllah) Allah-ın erlerinden olmaktır. Buraya ulaşan kimseler ise kendileri yetim değil (Baba) olmuşlardır.
(Yetimlerin hem kendileri hem de malları (velâyet-koruma) altına alınır.) Yetimlerin koruyucusu (Velâyet) mertebesidir, oraya ulaştıkları zaman, oradan aldıkları bilgi ve eğitim, gerçek Babaları olan (Akl-ı Küll’e ulaşmalarını sağlayacaktır.
Böylece İnsân-ı Kâmile yönelmiş ve onda yok olmuş her bir yetim sâlik o kanaldan geçerek gayreti nispetinde kendi erliğini idrak ve gerçek Babası olan Akl-ı külle ulaşması mümkün olacaktır.
(Yetimler topluma, Allah-ın emânetleri’dir.) Kur’an-ı Kerim’de yirmiden fazla yerde yetimlerle ilgili birçok bilgi verilmiştir. Bu yetimlik Akabesi de böylece aşılmış olacaktır.