“Dalâlet” bizim beşeri olarak anladığımız ma’nâda inkâr yönlü olmayıp, “sana bildirdiğimiz bu hakîkatları sen daha evvelce bilmiyor idin, ve biz bunları sonra sana açmadık mı, ve Hâdi ismini sende zuhura çıkarmadık mı?” anlamındadır.
Hâdi isminin en kemâlli olarak, açığa çıktığı yer Hazreti Resûlulllah’tır. Ve Efendimiz (s.a.v)in soyundan gelecek olan Mehdi (s.a.v.) ile bu süreç yâni hidâyet sistemi tamamlanmış olacaktır. Batıdan da Îsâ a.s’ın gelmesiyle, mertebe-i Îsevîyyet ile mertebe-i Mehdîyyet birleştiğinde, yeryüzünde büyük bir inkılâb olacak, ve bu şekilde bir müddet yaşayanacak olan dönemden sonra, kıyâmet halleri oluşacaktır.
Herbirerlerimiz kendimizde bulunan Hâdi ismini ne kadar zuhura çıkarırsak Hazret-i Rasûlullâh’ın hidâyetine o nispette ulaşmış olmaktayız.
İkinci yorum Seni dalâlette bulup ta hidâyete erdirmedi mi? Yâni sen bu işleri çocukluğunda bilmezdin. Dolayısıyla mudil ismi hükmü altında idin. Yalnız tabi müşriklerin dalâl hükmü başka, Hz. Rasûlullah’taki o hâdise başkadır. Cenâb-ı Hakk burada “dâll” kelimesini kullanmış. Tabî bizde onu okumak zorundayız. Ama bu bizim anladığımız mânâda inkâr yönüyle bir dalâlet demek değildir. Yâni daha evvel sana verdiğimiz hakîkatleri sen bilmiyordun, evvelce bunun gaybında idin, yâni bunun gafletinde idin. Biz sana bunları açmadık mı? diyor. “Hedâ” yâni Hâdi ismini sende zuhura çıkarmadık mı? İşte Âdem Aleyhisse-lâmdan beri, kıyamete kadar geçecek ne kadar insân varsa, bunların hepsinin üstünde, Hâdi isminin en çok
zuhura çıktığı yer, muhteşem olarak zuhura çıktığı yer, Hz. Rasûllullah (s.a.v) Efendimiz. Hâdi isminin zuhur mahâllidir.
Neden? Âyet-i Kerîme’de belirtilen. Sen dalâlette iken biz seni hidâyete eriştirmedik mi? İşte en büyük hâdi ismi Efendimizde baş tarafta o iken. Çünkü bu Hâdi ismi, hidâyet yönü ile, bütün bu günlere kadar gelen Hakîkat-i İlâhi’yi Kûr’ân-ı Kerîm’i Âyetleri, Hadis-i Şerif’leri Hâdi ismi altında zuhura getiren o yüce peygamberimizdir. Gene onun neslinden gelecek olan son büyük Hâdi, yâni Mehdi onunla, bu sayfa tamamlanmış olacaktır. Yâni hidâyet sistemi onunla sona ermiş olacaktır. Tabi o gün hemen sona ermiş değildir. Ondan sonra daha başka büyük çapta bir hâdi gelmeyecek. Hidâyet ehli. Mehdi diye belirtilen bir mahâl bir zuhur hali ortaya gelmeyecektir. O da onun neslinden olacak yâni Efendimizin neslinden yâni Seyyid-lerimizin birinden olacaktır. Doğudan gelecek, batıdan da İsâ Aleyhisselâmın gelmesiyle mertebe-i İseviyet ile, yâni Mertebe-i Ruhullah ile Mertebe-i Ruhiyet ile, Mertebe-i Mehdiyet birleştiği zaman, yeryüzünde büyük bir ınkılâp olacak Islâmi inkılap olacak.
Bir müddet yeryüzü böyle güzel yaşantıdan sonra, bilinen kıyamet mahşer, halleri de oluşacaktır. İşte burada herbirerlerimizde de, bu Hâdi isminin zuhuru vardır. Biz ne kadar bu hâdi ismini zuhura çıkartırsak Hz. Resulul-lah’ın hidâyetine o nispette ulaşmış olmaktayız. İstediği kadar dışarda bir mal olsun, biz ona ulaşıp onu alamadık-tan sonra, onu tahsil edemedikten sonra, veya ona benzer şeyler üretemedikten sonra, ona sahip olamayız. Vitrinde seyredelim istediğimiz kadar. Nasıl ki, bütün insânlarda Cenâb-ı Hakkın bütün esmâ-i ilâhîyesi mevcût olduğu gibi, bizde de mevcût, dolayısıyla hâdi ismi de bizde mevcûttur ama bunun karşısında, mudil ismi de bizde mevcûttur. Ya hâdiyi kullanacağız, hidâyet yolcusu olacağız, ya mudili kullanacağız dalâlet yolcusu olacağız. Cehennem yolcusu olacağız, halimiz ikisinden biridir.