Abdulkerim Cili
Abdülkerîm Cîlî (k.s.), Şeyh-i Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin açtığı vahdet-i vücûd irfânını sistematik bir bütün hâline getiren, el-İnsânü'l-Kâmil adlı eseriyle bu mektebin en derli toplu el kitabını veren İrak asıllı sûfîdir. Hicrî sekizinci asrın sonu ile dokuzuncu asrın başlarında yaşamış, Şeyh-i Ekber'in külliyâtını îzâh ve tertib eden bir kalemdir. Terzibaba külliyâtında Cîlî hazretleri, İbnü'l-Arabî ile Mevlânâ arasında âdetâ bir köprü vazifesi görür; çünkü Fusûs'taki kapalı remzleri açıp İnsân-ı Kâmil meselesinin mertebelerini sistemli biçimde okuyana sunar. Onun eserini Türkçeye Abdülkadir Akçiçek tercüme etmiş, Terzibaba ise yedi büyük cilt hâlinde bu tercümeyi şerh etmiştir. Peki bu cazib şahsiyetin getirdiği nazar nedir, sâlik onun eserini elinde tutarken neye dikkat etmelidir?
Hayatı ve Dönemi
Abdülkerîm bin İbrahim el-Cîlî, soy itibarıyla Bağdâd'ın güneyindeki Gîlân (Cîl) bölgesine bağlanır — Abdülkâdir Geylânî hazretleriyle aynı bölgenin nispeti onu da taşır. Hicrî 767 civarında doğmuş, hayatının büyük kısmını Yemen'in Zebîd şehrinde geçirmiştir. Şeyhi Şerefüddîn İsmâil el-Cebertî vasıtasıyla Şeyh-i Ekber'in mektebine intisâb etmiş; özellikle Fütûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsu'l-Hikem'in tedrîs edildiği bu halkada yetişmiştir.
Cîlî hazretleri zâhir ulûmunda fıkıh ve kelâm bilgisi de olan bir âlimdir; ama onun şöhretini büyüten taraf irfânî yönüdür. Eserlerinin sayısı yirmiyi aşar; lâkin tasavvuf tarihinde adını ölümsüzleştiren el-İnsânü'l-Kâmil fî Ma'rifeti'l-Evâhiri ve'l-Evâil olmuştur.
Öğretisi ve Eserleri
el-İnsânü'l-Kâmil
Cîlî'nin temel eseri el-İnsânü'l-Kâmil, mertebe-i tenezzülât (Hakk'ın zâhir oluş mertebeleri) ile insânın hilâfet sırrını altmıştan fazla bölümde tek tek işler. Eser, Zât, İsim, Sıfat, Vahdâniyyet, Ulûhiyyet, Rubûbiyyet gibi temel mertebeleri sırasıyla açıklar; sonra Vehm, Hayâl, Şeytan, Cennet, Cehennem gibi tâlî bahisleri bu sistemin içine yerleştirir. Bu yapı, sâlikin elinde bir harita gibi durur — nereden başladığını, nereye gittiğini ve hangi merhalede hangi tehlikelerin olduğunu görür.
Cîlî'nin bu eseri Türkçe okurları için Abdülkadir Akçiçek'in tercümesiyle erişilebilir hâle gelmiş; Terzibaba ise bu tercümeyi yedi kitaplık bir şerh dizisinde tek tek çözümlemiştir. Her cildin iç kapağında şu nispet açıkça yazar:
"İNSÂN-I KÂMİL / Abdülkerim Cîlî / Abdülkadir Akçiçek tercümesi / Cilt (1/Kitap/2) – Mukaddime / NECDET ARDIÇ TERZİ BABA ŞERHİ İRFAN SOFR…" (İnsân-ı Kâmil, Cilt 1)
Bu üç katmanlı çalışma (Cîlî → Akçiçek → Terzibaba) okuyucuya hem eserin aslına, hem onun Türkçe akışına, hem de günümüz irfan mektebinin bakışına aynı sayfada ulaşma imkânı verir.
Ahadiyyet ve Bâtın Bahsi
Cîlî'nin getirdiği en mühim tertibî katkı, bâtın kavramının doğrudan Ahadiyyet mertebesine eşitlenmesidir. Zümer Sûresi şerhinde bu görüş açıkça aktarılır:
"O bâtın, Abdülkerim Cîlî Hazretleri'nin İnsân-ı Kâmil isimli eserinde belirttiği gibi Ahadiyyet ya'nî Zât mertebesidir." (Terzi Baba Şerhi, Cilt III, s. 98 — Zümer Sûresi şerhinde)
Bu eşitleme küçük gibi görünür, fakat sülûk açısından son derecede önemlidir. Çünkü bâtın kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de "el-Bâtın" şeklinde Hakk'ın isimlerinden biri olarak geçer. Cîlî hazretleri bu ismin işâret ettiği mertebenin doğrudan Zât-ı Mutlak olduğunu söyler; yani Hakk'ın bâtınlığı arızî değil zâtîdir. Sâlikin sülûkü, zâhirden bâtına doğru bir yöneliştir; ama Cîlî'nin tertibinde bâtınların bâtını Ahadiyyettir — orada artık bir başka katman yoktur.
Şeytanın Yedi Vasıtası
Cîlî'nin sistematik kalemi yalnız mertebeleri değil, sülûktaki tehlikeleri de tertibe sokar. Ahmed Avni Konuk Mesnevî şerhinde bu pasajı aynen nakleder:
"Abdülkerim-i Cîlî (k.s.) el-İnsânü'l-Kâmil ismindeki eserinde buyurur ki: 'Şeytanın külliyet i'tibarıyla vesâit-i ıdlâli yedidir: 1- Dünyâ ve dünyânın sûretleridir. 2- Tabiat ve şehe…'" (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)
Şeytanın saptırma vasıtalarını yedi olarak tertib etmek, sâlikin elinde bir kontrol listesi gibi durur. Dünya ve sûretleri, fıtrat ve şehvetler, vehim ve hayâl, gazab, hırs… bu sıralanış, sülûkun her aşamasında "şu an hangi vasıtayla imtihan oluyorum" sorusuna cevap verir. Tasavvuf bir sezgi yolu olmakla beraber Cîlî'nin tertibinde dîkkatli bir nefs muhasebesi imkânı da sunar.
Vehm Bahsi
Cîlî'nin sülûk literatürüne kazandırdığı bir başka mühim bahis vehmtir. Terzibaba'nın hem Dur Rabbın Namazda hem de Rüyâ ve Mânâ Âlemi gibi eserlerinde aynı pasaja aynı sayfa numarasıyla atıf yapılır:
"Abdül Keriym Cîlî (İnsân-ı Kâmil) Çeviren Abdül Kadir Akçiçek: Sayfa 503 - 54. bölüm-vehim:…" (Dur Rabbın Namazda, Cilt 1)
Cîlî'ye göre vehm, beşeriyetin hakikatten yana en büyük perdesidir. Akıl yanılabilir; ama vehm aklın "doğru" zannettiği bir yanılgıyı kalbe yerleştirir. Sâlik bu yüzden zikirle, mürşid sohbetiyle ve âyet tedebbürüyle vehmi kırmaya çalışır. Eserin 54. bölümü olan bu bahis, tasavvuf literatüründe yapılan en sarîh vehm îzahlarından biri olarak Terzibaba tarafından defaatle hatırlatılır.
Azrâil'in Makamı ve Resûl-i Ekrem
Cîlî hazretlerinin bir başka derin îzahı, Azrâil (a.s.)'ın makamına dairdir. Ahzâb Sûresi şerhinde verilen pasaj şudur:
"Burası Azrâil'in ((a.s.))'ın makamıdır ammâ Resûlullah (s.a.v) efendimizden. Allahû Teâla Resûlullah (s.a.v) efendimizin vehmini kâmil ismi nûrundan halketti, Azrâil (a.s.) de Resûlullah…" (Ahzâb Sûresi)
Bu pasaj iki şeyi söyler: Birincisi, melekler hatta Azrâil dahi Hakîkat-i Muhammediyyenin nûrundan halkolunmuştur — yani peygamberi varlık hiyerarşinin tepesindedir. İkincisi, Resûl-i Ekrem'in vehmi bile beşerinki gibi değildir; o kâmil ismi nûrundan halkolunmuştur. Sâlik için bu, vehmiyle baş etme cidalinde önemli bir teselli kapısıdır: vehm beşeriyetin fıtrî bir yanıdır, ama o, kâmil insânda Hakk'ın hizmetine vakfedilmiştir.
Terzibaba Geleneğinde Cîlî
Yedi Ciltlik Şerh Mesaisi
Terzibaba külliyâtında Cîlî hazretlerine atfedilen en büyük emek, İnsân-ı Kâmilin yedi cilt hâlindeki şerhidir. Şerh, eserin tek tek bölümlerini Türkçeye uyarlayıp çağdaş sâlikin diline çevirir. Cîlî'nin "Zat-İsim-Sıfat" tertibi, mertebelerin tek tek açıldığı bir okul müfredatı gibi sırayla işlenir. Bu nedenle Cîlî, Terzibaba mektebinde yalnız bir referans değil, müfredatın belkemiğidir.
İbnü'l-Arabî'nin Tertibi
Cîlî hazretleri Fusûs şerhlerinde sürekli iktibâs edilir. Kelime-i Ya'kûbiyye şerhi onun adını âyet îzahında doğrudan kullanır:
"Kemâl tabakatından olan Abdülkerîm Cîlî (k.s.) el-İnsânu'l-Kâmil nâmındaki eser-i âlîlerinde âtîdeki beyânâtta bulunmuşlardır: 'Vellâhu Te'âlâ: vemâ halaknes-semâvâti vel-arda vemâ beynehumâ…'" (Kelime-i Ya'kûbiyye)
Burada Cîlî, Bakara'daki "gökleri, yeri ve aralarındakileri Hakk olmaktan başka bir hikmet üzere halk etmedik" âyetinin tertibî îzahını yapar. Şeyh-i Ekber'in bu âyet hakkındaki îzahını alıp daha geniş bir çerçeveye yerleştirir.
Aynı tertibî kalem, "Her Şey Merkezinde mi?" hikâye şerhinde tenzîh bahsinde de görülür:
"Tenzîh işte bu şeyde olur. Hak için zâtî benzerlik yok ki, onda tenzîhi haketsin; çünkü Kibriyâ olan zât…" (Her Şey Merkezinde mi?)
Cîlî tenzîh ile teşbih dengesini Şeyh-i Ekber'in Muhammedî mîzân öğretisi çizgisinde sürdürür. Zât-ı Mutlak'a tenzîhin bile haket etmeyeceği bir mertebede oluşunu vurgular; çünkü tenzîh, "şudur, şu değildir" demektir — Zât için bu hüküm bile bir sınırlandırmadır.
Sohbet Halkalarındaki Yeri
Terzibaba'nın sohbetlerinde Cîlî defaatle anılır. Sohbet Arası Sohbetler 24'te şu îzah verilir:
"Devam ediyoruz yolumuza Faslı Salih'le. Salih faslında/bölümünde de açıklandığı üzere tekvîn yani bu âlemlerin meydana gelişi varlığın kevn oluşu…" (Sohbet Arası Sohbetler 24)
Bu pasajda Fusûs'un Salih fassı işlenirken Cîlî'nin tekvîn (oluş) îzahına geçilir. Sülûk dersi yapan halkalarda Cîlî bu sebeple bir sohbet kapısıdır: ne zaman tekvîn, mertebe veya insân-ı kâmil bahsi açılsa, o halkanın bir sayfasında mutlaka Cîlî vardır.
Tasavvuf Klasiklerinin Üçlüsü
Secde Sûresi şerhinde Cîlî, tasavvufun temel kaynaklar üçlüsünden biri olarak konumlandırılır:
"Mesnevî-i Şerîf'i, Abdülkerim Cîlî'nin İnsân-ı Kâmil'i ve Niyâzî-i Mısrî Hazretleri'nin nutuklarından istifade edilmiştir." (Secde Sûresi)
Bu üç eser, Terzibaba mektebinin kalbidir: Mesnevî sâlikin gönlünü açar; İnsân-ı Kâmil mertebeleri tertibe sokar; Niyâzî-i Mısrî ise her ikisini sohbet diline çevirir.
Kavramlar Ağında Abdülkerim Cîlî
Muhyiddîn İbnü'l-Arabî — Cîlî, Şeyh-i Ekber'in Fütûhât ve Fusûs'unda dağınık duran irfan tertibini İnsân-ı Kâmilde tek bir mimaride toplar. Onun şahsında İbnü'l-Arabî öğretisi sistemli bir müfredata dönüşür.
İnsân-ı Kâmil (Kitap) — Cîlî'nin temel eseridir. Mertebelerin tek tek açıldığı, vehm-hayâl-cennet-cehennem gibi bahislerin sırasıyla işlendiği bir el kitabıdır. Terzibaba bu eseri yedi büyük cilt hâlinde şerh etmiştir.
İnsân-ı Kâmil (Kavram) — Cîlî yalnız kitabın değil, kavramın da modernleşmiş anlatımını veren kalemdir. İnsân-ı Kâmil'in hilâfet sırrı, cem mertebesi ve halîfe-i Hakk mertebeleri onun tertibinde berraklaşır.
Vahdet-i Vücûd — Cîlî, Şeyh-i Ekber'in vahdet-i vücûd nazarını mertebelere bölerek anlatır. Bu sayede "vücûd birdir" demek yalnız bir tez olmaktan çıkıp her birinin tarif edildiği bir merdiven hâline gelir.
Kütüphanedeki Kaynaklar
İnsân-ı Kâmil Şerhi (Cilt 1-6) — Terzibaba'nın Cîlî'nin temel eserini Akçiçek tercümesi üzerinden cilt cilt şerh ettiği müfredattır. Mukaddime, Zât-İsim-Sıfat, mertebeler, isimler ve insân-ı kâmilin teşekkülü gibi bahisler her cildin başlığına işlenir.
Sûre Şerhleri (Zümer, Mümtehine, Vâkı'a, Hicr, Haşr, Hadîd, Câsiye, Secde, Ahzâb, Fâtiha) — Terzibaba sûre şerhlerinin kaynakçalarında Cîlî hep sıra numarasıyla yer alır; özellikle bâtın bahsi açıldığında onun Ahadiyyet îzahına atıf yapılır.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9 — Ahmed Avni Konuk, şeytanın yedi vasıtası tahlilini doğrudan Cîlî'den nakleder; bu, sülûk pratiğinde kontrol listesi olarak işe yarar.
Dur Rabbın Namazda (Cilt 1-2) ve Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Vehm bahsinde Cîlî'nin 54. bölümüne atıf yapılır; aklın yanıldığı yerde vehmin sülûka nasıl darbe vurduğu işlenir.
Lübbü'l-Lübb (İngilizce çevirisi) — Tasavvufun özünün İngilizce sunumunda Cîlî'nin yeri vurgulanır; uluslararası okuyucu için bir kapıdır.
Sohbet Arası Sohbetler 24, Her Şey Merkezinde mi?, Altı Peygamber Cilt 2 — Fusûs fasslarının sohbet üslubuyla okunduğu bu eserlerde Cîlî'nin tertibi sohbet halkasına taşınır.
Kelime-i Ya'kûbiyye (Şeyh-i Ekber) — Fusûs şerhinde, Bakara'nın "gökleri ve yeri Hakk olmaktan başka bir hikmet üzere halk etmedik" âyetinin tahlilinde Cîlî'nin nazarı esas alınır.
Değerlendirme
Cîlî hazretlerinin tasavvuf tarihindeki yeri, Şeyh-i Ekber'in açtığı vahdet-i vücûd nazarını mertebe-mertebe tertib edilmiş bir müfredata dönüştürmesindedir. Onun İnsân-ı Kâmili, sâlikin elinde bir harita gibi durur: nereden başladığını, hangi merhaleden geçtiğini, hangi vehimlerle imtihan olduğunu ve nereye varacağını gösterir. Terzibaba külliyâtının bu eseri yedi cilt hâlinde şerh etmesi tesadüf değildir; çünkü bu eser, mektebin müfredatının belkemiğidir.
Okuyucu Cîlî hazretlerini daha derinden tanımak isterse, evvelâ İnsân-ı Kâmil (Kitap) sayfasına bakmalı; ardından Muhyiddîn İbnü'l-Arabî sayfasından Şeyh-i Ekber'in nazarına dönmeli; sonra Vahdet-i Vücûd ve İnsân-ı Kâmil (Kavram) sayfaları üzerinden bu öğretinin sülûktaki yansımalarını takip etmelidir. Mertebeler bahsine çıkışta ise Terzibaba'nın yedi ciltlik şerhi, hem yavaş okuyup hem de defter tutmaya en uygun başlangıç noktasıdır.