A'maiyyet
Mutlak bilinmezlik. Zat'ın kendi kendine olduğu, hiçbir taayyün olmayan ilk hal.
Tanım
A'mâiyyet (amâ), tasavvuf ontolojisinde Zât-ı Mutlak'ın hiçbir isim, sıfat ve taayyünle kayıtlı olmadığı ilk mutlak bilinmezlik mertebesidir. "Lâ-taayyün" (taayyünsüzlük) ve "Ahadiyyet-i Zât" makamlarıyla birlikte anılır. Varlık mertebelerinin en başıdır; öylesine derin bir bilinmezliktir ki orada "Hak, Hak ile Hak'tır", başka hiçbir izafet yoktur.
Etimoloji
Arapça 'amâ (عماء) kelimesi sözlükte "yoğun bulut, bir şeyin görünmesine engel olan perde, körlük" demektir. Bu sözlük anlamı, Zât'ın akıl ve idrake kapalılığını işaretler.
Hadis Dayanağı
Tirmizî'nin naklettiği meşhur hadis: Hz. Peygamber'e "Rabbimiz yaratmadan önce nerede idi?" diye sorulduğunda:
"Kâne fî amâ'in, mâ fevkahû havâun ve mâ tahtehû havâun" — "O bir amâ'da idi; ne üstünde ne altında hava (boşluk) vardı." (Tirmizî, Tefsîr 12; İbn Mâce, Mukaddime 13; Ahmed b. Hanbel, IV/11-12)
İbn Arabi Fütûhât'ta bu hadisi a'mâiyyet mertebesinin temel naklî dayanağı olarak kullanır.
Mertebelerdeki Konumu
Tasavvuf ontolojisinin mertebeler tasnifinde:
- A'mâiyyet / Lâ-taayyün / Ahadiyyet-i sırfa — Hiçbir taayyün yok
- Taayyün-i Evvel / Vahdet — İlk taayyün, ilmî ayân
- Taayyün-i Sânî / Vâhidiyyet — Esmâ ve sıfatların temeyyüzü
- Mertebe-i Ervâh
- Mertebe-i Misâl
- Mertebe-i Ecsâm
- Mertebe-i İnsân-ı Kâmil (hepsini câmi)
A'mâiyyet, taayyünlerden önce gelen, ama onların kaynağı olan mutlak gayb'tır. Bu makamda ne isim (ism) ne sıfat (sıfat) ne de nispet vardır; sırf Zât'ın kendiyledir.
İbn Arabi'nin Açıklaması
İbn Arabi Fütûhât'ta (II/310) der ki: "Amâ, Hakk'ın kendisini kendisinde bilmesidir; isimlerin ve sıfatların henüz taayyün etmediği mertebedir." Yani Hak kendi Zâtını kendi Zâtıyla bilir, başka hiçbir teklif veya ilişki yoktur.
Zikir ve İdrak
A'mâiyyet hakkında konuşmak dahi ona bir taayyün yüklemektir; bu yüzden sûfiler bu makamda "sükût"u esas alır. Mevlânâ: "Mânâ-yı ma'nâ, o'dur ki hiçbir şekle sığmaz."
İlgili Kavramlar
Kaynaklar
- İbn Arabi, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye (II/310)
- Davud-i Kayserî, Mukaddimât-ı Şerhi Fusûs
- Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü'l-Kâmil
- Tirmizî, Sünen, Tefsîr 12
Bu Kavram'in Gectigi Eserler

Ahmet Avni Konuk
33x“Ey âlim-i zâhirî, mâdemki Hak yolunda doğru olmayasın, halka her an va'z ve nasîhat etsen yine solsun ve ashâb-ı şimâldensin ve defter-i a'mâlin karadır ve halka söylediğin sözler taklîden söylenmiş sözlerdir. Zîrâ hakîkat arslanı olan ehlullâhın sözleriyle insanları taklîd eden bir maymun gibi olan ulemâ-i mukallidenin sözleri bellidir. Zîrâ insân-ı kâmilin sözleri sâmi'lerin canlarına işler ve kalblerini yakar.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10

Ahmet Avni Konuk
27x“"] beytinde tafsîlen îzah olunduğu vech ile bu sûrenin sebeb-i nüzülü Resûl-i Ekrem'den nasîhat isteyen ashâb-ı kirâmdan a'mâ Abdullah ibn Mektûm hazretlerine, mahzâ meşgüliyyet-i mühimmesine mebnî o hazretin nasîhatinden imtinâ'ı üzerine Cenâb-ı Hak tarafından bir itâb vuku'u idi.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
18x“...İmdi Hak, halkı yaratmazdan evvel o “amâ”da idi. Ashâb-ı kirâmdan Ebû Rezîn el-Ukaylî (r.a.), Cenâb-ı Fahr-i âlem ( )den;لْخَلْــق َأيْــن َ كَان َ رَبُّنَــا قَب...”
Kelime-i Hûdiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Ehâdiyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
16x“---------------- Haberlerin evvelkisi altında ve üstünde hava olmayan âmâ’dır. Ashâb-i kiramdan Ebû Rezîn el-Ukayiî (r.a.), cenâb-ı Fahr-i âlem (s.a.v.)den; ya’nî “Halkı hâlk etmezden evvel Rabbımız nerede diye sordum Onlar da cevaben: ya’nî “Fevkinde ve tahtında hava olmayan “amâ”da idi” buyurdular.”
185 Fusûsu’l-Hi̇kem

Ahmed Avni Konuk
8x“Ve hadis-i kudsîde de يا ابن آدم اذکرنی حین تغضب اذكرك حين اغضب yani "Ey Adem oğlu, öfken vaktinde beni zikret ki, ben de öfkem vaktinde seni zikredeyim" buyurulur. O kimse tekrâr Hz. Îsâ'ya, "Bu gazab-ı ilâhîden amân ve necât ne ile mümkin olur?" diye sordu. Hazret dahi: "Öfkelendiğin zaman, kendi öfkeni terk etmek ve öfkenin hükmü ile amel etmemektir" buyurdu. Ma'lûm olsun ki, öfke elinde olmayarak zuhûr eden bir...”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7

Ahmet Avni Konuk
8x“Eseri yeniden neşre hazırlarken şerhin metninin tamâmını Ahmed Avni Bey’in nüshası ile mukābele ettik.Ayrıca bu nüshanın tıpkı basımının da hazırlanacak olması dolayısıyla yaptığımız detaylı araştırmalar sonrasında şerhin dört ayrı istinsâhının daha bulunduğunu tespit ettik.”
Fusûsul Hikem Mukaddime

Terzibaba - Necdet Ardıç
7x“Burada kendi kendini biliyor fakat insan tarafından bilinmez iken. Aslında burada henüz varlık yoktur. Kendi varlığında bulunduğu hale Amaiyyet deniyor. Amaiyyet diye belirtilen bir halde olduğu sonraki tecellilerinde bildiriliyor. Daha evvel ne olduğu bilinmiyor, çünki tecelli yoktur.”
156 24 Soh. ara.sohbetler

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“Halk Ediliş Seyri, İnsan ve Sorumluluk Cenab-ı Hakk bütün bu âlemleri halk etmezden evvel kendi varlığıyla kendi kendisiyle iken, kendisiyle oluyor iken, yani amaiyyet mertebesinde iken, -orası bir bilinmezlik Savad-ül Azam, Zat’ül Baht diye belirtilen isimlerle vasıflanan- o haldeyken bilinmekliğini istedi.”
146 14.cd 2003 Sohbet Arasi Sohbetler

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“...hîh, hadîs no. 223), zulüm ise zulumât olarak kişinin karşısına çıkar. Nitekim Âl-i İmrân 3/30'da buyrulur: " Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdaran ve mâ amilet min sû' " ( O gün herkes...”
257 39 8 Zümer Sûresi T.O. Cem Cemâlî (1)

Terzibaba - Necdet Ardıç
5x“Oradaki inniyyeti daha isimsiz olduğundan, " İnni ene Allah ", " ene " den sonra " Allah " lâfzı geliyor. A'maiyyet, Ahadiyyetteki kimliğinden " inni " olarak, inniyyeti olarak bahsediyor. Vasıfsız ben ma’nâsında ama kimin benliği?”
109 Tasavvuf zahlar

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe hüve fîl âhıreti a’mâ” (İsrâ, 17/72) Ya’nî "Bu dünyevî hayâtta a'mâ olan kimse, ahirette de a'mâdır." Bu taayyünlerin âfâkî ya’nî dışa dönük olanına gelince, bu da büyük kıyâmette gerçekleşir ki, Kur’ân-ı Kerîm bundan pek fazla bahis buyurur.”
Yunus Suresi

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Bu kimselerin bakışlarında berzaha âit sûretlerin çokluğu ve kendilerinin vehmî benlikleri kalıcıdır. Çünkü bunlar bu âlemde a'mâ idi, orada da a'mâ olurlar. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe hüve fîl âhıreti a’mâ” (İsrâ, 17/72) Ya’nî "Bu dünyevî hayâtta a'mâ olan kimse, ahirette de a'mâdır.”
178 84 İ̇nşi̇kâk Sûresi̇

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Görünmez, bilinmez vücut dalgaları halinde, amaiyyet tenezzülatı zevki üzere Hakikati Muhammed neşesinden “ kale ” beyanına muhatab olacak şekilde hissement, Ehadiyete (tekliğe) gidecek. Nitekim, bir direği siper edinerek arkasına geçip oturdu, Reisül Mürşidin dergahında, yani Allah selamının indiği gönülde, “ Amaiyet ” tenezzülen, Ehad (Elif - Direk) arkasına adeta tesbih tanesi, anne rahmindeki “ vav ” misali...”
89 6 her ey merkez nde mi hik yesi

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“Zîrâ Hak Süb-hânehû rahmeti kendi üzerine yazdı, tâ ki abd için, Hakk'ın kendi nefsi üzerine vâcib kıldığı bu rahmet, bu abdin ityân eylediği a'mâlden Hakk'ın zikr eylediği şey sebebiyle, Allah üzerine hak ola. Abd, bununla bu rahmet-i vücûbiyyeye müstehak olur (3). --------------- Ya'nî Süleyman (a.”
189 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“Yani ayan-ı sabitelerimizi bu şekilde takdir ettin, kaza ettin, Senin takdirin ile bizden sâdır olan a'mâlden dolayı şimdi bizi cezalandırman ve takatimizin hâricinde olan şeyi bizden taleb etmen hakkımızda zulüm olmaz mı? Yani bize zulüm etmiş olmaz mısın diye sorabilirler diyor. Cenâb-ı İzzet: Benim kaza ve takdirim ilmime tâbi'dir; yani Cenab-ı Hakk kaza etti ama bu kaza yani bir hüküm verdi ama bu hüküm evvela...”
187 Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe hüve fîl âhıreti a’mâ” (İsrâ, 17/72) Ya’nî "Bu dünyevî hayâtta a'mâ olan kimse, ahirette de a'mâdır." Bu taayyünlerin âfâkî ya’nî dışa dönük olanına gelince, bu da büyük kıyâmette gerçekleşir ki, Kur’ân-ı Kerîm bundan pek fazla bahis buyurur.”
165 9 Kiyâmet Sûresi̇

Ahmet Avni Konuk
4x“" dedi. Saki onun başına birkaç kere vurdu ve şarabı ona içmeye verdi. Onların tevakkuflarından sonra Çin beldelerinde tahtgâh olan şehirde mütevârî olmaları ve sabrın uzamasından sonra o büyüğün: "Ben gittim, elveda'!”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x““Amâ”’ güneş sistemi binasının temeli mesabesinde olduğundan evvelen onu zikr ettiler. Ve tekasüf (kesifleşen) eden “amâ”nın devrinden yani kesafete dönüşen o âma’nın dönüşmesinden husule gelen kendi merkezi kuvvetleri sebebiyle, ilm-i hey’ette gezegenlerin üzerinde (seyyârât-ı ulviye) ta’bîr olunan, arzdan evvelki seyyareler iftikâk eylediklerinden ve bunların her birerleri birer binâ-i ilâhî olduğundan, sonra...”
252 43 43 Ku Ker Yol Zuhruf Sûresi Murat Derûni

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
3x“Bunların maddesi ve ilk maddesi (heyûlâsı) Amâ-i Rabb'dır; ve bu suretlerin müessiri (etkeni), İlahi Zât'ın hakikati olan zâtî ahadiyyettir; ve Vâhidiyyet mertebesinin bütününün (hey'et-i mecmûasının) görünürlüğü (zâhiriyeti) küllî tabîattır.”
Kelime-i Âdemiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i İlâhiyye

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“Daralttıkça daraltıyor, adeta kör ediyor, neden çünkü buradan hakka yardım etmesi için olması için var edilmiş ama o nefsine yardımcı oluyor, onun için o nefsini de kısaltıyor, kısaltıyor nihayet nokta sıfır haline getiriyor. [71] Ve onların gözleri, mazharlarda Hakk'ı görmekten kördür. [72] (Ve men kâne fiy hazihi a'ma fehuve fiyl ahıreti a'ma ve edallu sebiyla;) “Her kim bu dünyada (manen) kör ise ahirette de...”
249 40 42 Ku Ker Yol MÜ'MİN Sûresi Murat Derûni (2)

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“...zahir ismi sürmekte yalnız onuda bilelim. bu âlemin batınında da Cenâb-ı ı hakk'ın bütün batın isimleri bütün esmaları faaliyettedir. latif ve bütün isimleri faaliyette. Şimdi; “İsm-i Zâhir'in mazharı ol...”
155 23 Sohbet aras sohbetler

Ahmed Avni Konuk
3x“Eğer bâtınına musallat olan müvekkelin vücûdundan haberdar olaydın, huzûr-ı ilâhîde onun tasallutundan mâtem tutup, başına topraklar saçardın ve: "Yâ Rab, beni musallatın elinden kurtar!" diye yalvarır ve netîcede lutf-ı ilâhî ile o korkunç şeytandan amân görür ve mahfûz olurdun. 3812. Ey karıncadan nâkıs olan, kendini bey gördün, ondan dolayı sen kör, o müvekkeli görmedin.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x““ innemel amâlu bin niyyat ” diyor bak, ameller niyetlere göredir. İşte bu mutlaka, yani ilk yapacağımız yaptığımız fillerden bir menfaat temini değil, mutlak Hakk’ın emri olduğu için, emri de bırak Hakk’a muhabbetimiz olduğu için, çünkü emir bir zorlamadır.”
153 21 10.cd Sohbet Arasi Sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
3x“...amellerinin suretidir. "Çıkan ata rükûbu", çıkan ata binmesi, menzil-i maksûda vüsûl için yani maksadı olan menziline varması için yani hedefine varması için o sâlih amele rükûbunun suretidir. Yani salih...”
191 Fusûsu’l-Hi̇kem

Ahmet Avni Konuk
2x““Ferkad", kutb-ı şimâlîye yakın iki yıldızdan her birinin ismidir ki, ikisine birden "Ferkadân" derler. Bundan murâd, kutb-ı zamanın birisi sağında ve diğeri solunda olan "imâmân"a işaret buyurulur. Sağda olanın nazarı âlem-i melekûtadır.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x““Amâ'ya güçlük yoktur ve topal'a güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Ve her kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse onu altından ırmaklar akar cennetlere girdirir, ve her kim de yüz çevirirse onu da bir elîm azab ile azablan dırır.“ لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا...”
19 Sûre-İ Feth

Ahmed Avni Konuk
2x“Yani "İnsana doğal ölüm gelip onun cisminden ruh bağlantısını kestiği ve görme duyusu ondan ayrıldığı zaman, daha önce suyu içip ot yetiştiren ve otu hayvana yedirip semizleten toprak, o semiz hayvanı yiyen insanın karşısına çıkarak, onun cismini tamamen yiyici oldu." "Ekkâl" mübâlâğa ile ism-i fâil "çok yiyici" demek olur. Ya'nî "Beşere mevt-i tabîî ârız olup onun cisminden rûh râbıtasını kestiği ve hiss-i basar...”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5
Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“- Hazine , ( küntü kenzen mahfiyyen ) (ben mahfi/ gizli kenz/ kazine kün/ idim) Burada Hazine için “amaiyyet” diye ifade edebiriz, ki diğer taraftan “amaiyyet” bile mânâ ifade etmede faydalı ise de, aslında yine de isim kaydı ile Hazine ’yi tam ifade edemez.”
27 Gen ve elmas dosyas

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“Aslında ehlullah bunun için şöyle diyor; işte kimde ki hakikat-i ilahiyeyi idrak edebilecek, amaiyyet mertebesine yol açabilecek ilm-i ilahiden kalbinde bir nokta oluşacak olursa o nokta yavaş yavaş siyah nokta genişler, genişler nihayet kalbin tamamını sarar ve bu amaiyyete, ahadiyyete kadar insanı götürür diyor. İşte o kalpte mahlukat diye bir şey olmaz, sığmaz.”
186 Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“...rine vücut verip, o şeyi îcâd ve izhâr eyledim. Yani o şey üzerine ifaza-i vücut, vücut feyizi verip o şeyi icad ve ızhar eyledim. Binâenaleyh sizden sâdır olan küfür ve isyan ve cehil, ancak sizin zâtını...”
78 A’yân-I Sâbi̇te

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“Buradaki zulmet, karanlık koyulaşma o amaiyyet mertebesindeki zulmet değildir. Buradaki yoğunlaşma yönüyle beşerileşme yönüyle Hakk’tan gayri bir hale düşme yönüyle bir zulmettir. Zira mümkün nur-u vücut ile tenevvür edip zahir olmuştur.”
184 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“Nitekim Hak Teâlâ buyurur وَمَنْ كَانَ فِى هَذِهِۤ اَعْمَى فَهُوَ فِى الاَخِرَةِ اَعْمَى (İsra 17/72) Ya'ni "Bu dünyevi hayatta a'mâ olan kimseler âhirette dahi a'mâdırlar". Yani bu dünya hayatında ama olan kimseler ahirette de amadırlar.”
Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“Buna alem-i hayal-i mutlak yani mutlak hayal yani Hakkın hayali denir. Bütün bu alemler, hayal üzere halk edildi. Ama bu alem hayal-i kebir denen büyük hayal denen mutlak hayaldir. O anlayış üzere olan bir hayaldir. Bu bizim beşeri hayalimiz değildir.”
182 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“...âk, amâ-yı mutlak, vücûd-ı mahz, vücûd-ı mutlak, zât-ı sırf, ümmü’l-kitâb, beyân-ı mutlak, nokta-i basîta ve gaybül-guyûb gibi birtakım esmâdır. Ve esmâ zâtın hicâ...”
Kelime-i Ya'kûbiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Rûhiyye

Ahmed Avni Konuk
2x“"Bir levhi sildikleri vakit, anlamalıdır ki o levh üzerine yeniden yazı yazacaklardır." Ma'lûmdur ki, zamânımızda üzerine yazı yazılmış olan bir kâğıdı tekrar kullanmak mümkin değildir. Fakat zamân-ı Hz. Pîr'de, kullanılan kâğıtlar kalın ve cilâlı ve mürekkebler gayr-i sâbit olduğundan, üzerine yazı yazılmış olan kâğıtları süngerler ile silip tekrar kullanırlar idi.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 4

Ahmet Avni Konuk
2x“” diyecek bir melce’ bulamayarak intihâr veyâ tecennün etmeleridir. İmdi eğer Fir’avn bu kabîl [25/34] kimselerden olaydı felâket-i gark zamânında “Amân yâ Rabbi, ben de Benî İsrâîl gibi îmân ettim!”
Kelimeyi Museviye TB. ŞErhi

Fahrettin Avan
2x“Allah Teâlâ, amâ hâlindeyken, henüz Ahadiyyet mertebesine dahi tenezzül etmemişken "kendinde kendi olarak gizli" fakat "kendine gizli değil" iken kendini bildirmeyi murad etti. "Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevdim ve bu âlemleri halkettim." hadis-i kudsisince evvelâ Ahadiyyet yani " inniyyet /benlik ve hüviyet" mertebesine tenezzül etti.”
Mübarek Geceler Bitirme Tezi

Ahmet Avni Konuk
2x“)'dan naklen şu ifadeler yazılır: "Ben artık sizinle çok konuşmam. Çünkü bu dünyanın sultanı geliyor. Ama bende onun hiç alâkası yoktur. Size daha söyleyeceğim çoktur, ama siz hâlâ onları tahammül etmeye muktedir değilsiniz.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 11

Ahmed Avni Konuk
2x“Zîrâ resâilin müfredi, risâledir ve risâle lügatte haber göndermek ve haber vermektir; ve mûsikînin negamâtı da pek çoktur. Binâenaleyh burada resâilin cemi' olarak isti'mâl buyrulması yerindedir. Ve "yâ" terdîd içindir.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 2

Abdulkerim Cili
2x“Bu eserin meydana gelmesinden beklenen: Cenab-ı Hakkın marifeti olduğuna göre: Bize düşen, mukaddes ve yüce olan Cenab-ı Hak üzerine konuşmak olacaktır… Ama, önce onun isimleri yönünden gideceğiz… Çünkü: Ona delil olan isimleridir… Daha sonra, vasıfları cihetine yöneleceğiz…”
113 1 İ̇nsân-I Kâmi̇l

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“...ûh-ı musavver olan bedeninde, Hz. Şeyh (r.a.) zamânına ve ondan sonra da âhir zamanda zuhûr edecek olan Hz. Mehdî’nin asrında nüzûlü vaktine kadar ikāmeti temâdî etti. Bu temâdî bedeni sebebiyledir. Zîrâ...”
Kelime-i Îseviyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Nebeviyye

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ama kendisi, kendisi için perde olmaz. İşte Hakk’a ve İnsân-ı Kâmile göre hicab – perde yoktur; hani amaiyyetten bahsedilirken kendi kendinde gizli ama kendine gizli değildir, şekliyle anlatılıyor. Şimdi biz burada-evde oturuyoruz .”
Zekat ve İnfak

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Aslında buraları anlamak gerçekten çok zor bir uğraştır. ALLAH’ın rahmeti o dur ki, âlemi kendi özünden ve özünde, kendinde meydana getirdi, hatta meydana getirdi dahi diyemeyiz, söylenecek tek şey kendidir . Sen bunu kendini idrak ettiğin genişlikte “kendimde” dersin çünkü sen de o bütünden ayrı değilsin, ancak her zuhur mahalli, zâtının nasibi kadarını alır, idrak edebilir.”
12 Terzi Baba 1

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Zira; Resulün ilmi usul-ü dine ve füru-u a'mâle ve şeriatinin ahkâmına olur, Allah'ın vahyettiği her şeyi bilir ve ümmetine tebliğ eder. Ama umur-u dinden olmayan ve ahkâm-ı şeriatın harici olan bazı ledünniyâtı bilmemesinde ve mertebede kendinden aşağı olan kimseden taallüm etmesinde bir beis yoktur. İşte şu esasa binaen Hz.”
31 18 Kehf-Mağara-Sûresi̇

Terzibaba - Necdet Ardıç
“) âyet-i kerîme işareten buyuruyor ki; Hakk'ın zât-î tecellisi olan rûh'ul emîn, mahallini istiva ettikten sonra, amaiyyet mertebesinde a’yân-ı sâbite halinde olan hakikat-ı insâniyyenin, semâsı hükmündeki akl-ı evveline ve arzı hükmündeki beşeri nefsaniyetine, isteyerek veya istemeyerek de olsa âlem-i mümkünata teşrif edin hitabıyla emretti. Onlar dahi isteyerek geldik dediler. Böylece Hakk için emir ve abd için...”
62 Bir ressam hik yesi

Terzibaba - Necdet Ardıç
“O kavim hükümdara “melik” diyorlar. Eğer kıptilerden olmuş olsa Fir’âvun ismini alacaktı. Melik de padişah demektir. Mülkün sahibi demektir. Ama lisân değişik olduğundan, kelimeler de değişik ifade edildiğinden orada “melik” diye geçiyor.”
233 21 26 Kur Ker Yol Enbiya Sûresi Murat Deruni

Terzibaba - Necdet Ardıç
“İşte Hakk’a ve İnsân-ı Kâmile göre hicab – perde yoktur; hani amaiyyetten bahsedilirken kendi kendinde gizli ama kendine gizli değildir, şekliyle anlatılıyor. Şimdi biz burada-evde oturuyoruz . Dışardan kimsenin haberi yok, dışarıya göre gizliyiz. Ama biz kendimizin burada var olduğumuzu biliyoruz. İşte kendi kendinde gizli ama kendine gizli değil.”
265 59 48 Ku Ker Yol Haşr Sûresi Murat Derûni

Nusret Tura
“Levhu kalem arşı Hüda âlemi ma’nâ, eflâk ile garba. Dûn etme bizi ziri livayı kereminden aman, Ah ah ey nur’u İlâh-i sebebi hilkati âlem, hengâm-ı, Kıyamette gönüller ola hep şen perva ola Hürrem. Ah, ah HU HU Hu dost.”
82 Mektuplarda yolculuk M.Nus Tura

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Nitekim eşek dahi bir metâ’ın müşterisidir. Fakat müşterisi olduğu metâ’, onun kendi eşekliğine lâyık olan bir metâ’dır. Bu metâ’ dahi ot, saman ve kavun karpuz kabuğu gibi şeylerdir. Nitekim Türkçe’de, “Eşek hoşaftan ne anlar!”
236 24 24 Kur Ker Yol Nûr Sûresi Murat Deruni

Mahmûd-ı Şebüsterî
“Evvelce amaiyyet hükmü ile bütün bunların kendinde gizli olması ve kendinde kendi olarak bilmesinin ilk aşaması ama ve ahadiyet halinden vahidiyet hükmüne doğru ilk tenezzül etmesiyle sıfat bölgesini meydana getirmesi ki bunun diğer isimleri de Hakikati Muhammedi, İnsan-ı Kamil’dir. Bunun için evvel oldu fakat en son zuhur etti ifadesinde birimsel varlığının en son meydana gelmesini kastediyor. Beşeriyeti yönünden...”
123 GÜLŞEN-İ RÂZ ve ŞERHİ

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Çünkü olan olmuş, geçen geçmiş, ama hiç olmazsa bundan sonrasını gerektiği gibi değerlendirelim diye bir endişemiz var. Geçen geçti artık onun üzerinde durmak biraz yersiz olur. Neden? Bize lazım olan andır. Bakın insânı tefekkür düzeyinde en çok meşgul eden iki şey vardır.”
168 31 Sohbet aras sohbetlerden se meler yeni

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Velâkin mücâzât-i ibâd (kulların cezalandırılması), onların a'mâllerine ve enbiyâya itâat ve isyânlarına ve îman ve küfürlerine mukâbil câri (geçerli) olduğundan; ve bu iki fırkanın birbirinden ayrılması ve zâtında saâdete kâbiliyyeti olan kimselerin, da'vet-i enbiyâya icâbeti sebebiyle, saâdeti zâhir olarak mesrûr (sevinçli) olacak şeyle cezâ (karşılık) olunması; ve zâtında şekâveti (mutsuzluğu) muzmer (gizli) olan...”
Hicr Suresi

Terzibaba - Necdet Ardıç
“(Rahmetün Mine’r-Rahmân, 4/394) Böylece insan, unsurlardan meydana gelmiş varlıklar içinde yalnızca topraktan yaratılmış bir “beşer” oluşuyla değil, aynı zamanda Hak Teâlâ’nın yaratılışında “iki el” ile doğrudan yönelmesine mazhar olmasıyla fazilet kazanmıştır.”
248 38 Sâd Sûresi Abdürrezzak tek Muhtefi.

Ahmet Avni Konuk
“" Bu beyt-i şerîfde beşerin ef'âl ve harekâtı eğri olduğu vakit, ahvâl-i tabîiyyenin dahi intizâmı bozulacağına işâret vardır. Bu hâl fî-zamâ- ninâ fiilen meşhûddur. Meyvelerin bozulması, vakitsiz yağmurlar yağması ve doluların ekinleri harâb etmesi ve kış ve yaz mevsimlerinde intizamsızlık gö- rülmesi, hep insanların eğri hareketindendir.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 8

Ahmed Avni Konuk
“Arş hazînelerinin anahtarı, zemîn definelerinin emîni, faziletler sahibi, vaktin Eba Yezîd'i ve zamanın Cüneyd'i; sıddık oğlu sıddık oğlu sıddîkdır. Allah ondan ve onlardan râzı olsun. Urmeviyyü'l-asl olup امسیت کردیا و اصبحت عربیا ya'ni "Kürt olarak akşamladım ve arab olarak sabahladım" sözünü söyleyen şeyh-i mükerreme müntesibdir.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1

Ahmed Avni Konuk
“Güneş ise, daima mevcuttur ve bütün eşya daima ondan sıcaklık kazanırlar. Ancak güneş göze gelmez ve ondan hayat ve sıcaklık bulunduğu bilinmez. Ama ister şükür, ister şikâyet, ister hayır, ister şer olsun, bir lafız ve ifade ile söylenildiği zaman göze gelir.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ayrıca gece ifadesiyle; yokluk, hiçlik, eşyanın ortadan kalkması, kişinin kendi varlığının ortadan kalkıp amâiyyet haline bürünmesi ve zât âlemine ulaşması kastedilir. Bu fenâ fillâh halinden, nüzul ve tenzil ile insân-ı kâmil olarak tekrar dünyaya dönülür.”
1772747276481 DVT C001.MP3

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Aşık ve maşuk, talib ve matlüb, itikad eden ve edilenin hep tek şey olduğunu anlayıp, vahdete erince, artık arif tek bir itikad ile kendini kayıdlamaz!.. Böylece de, baştaki “arifin tarifi” anlaşılmış olur. HÎKAYE... Birkaç âmâ bir yerde toplandıklannda aralarında konuşurlar: “Acaba biz bir fili görebilir miyiz?,.” Bir zaman sonra bir fil çobanı rastlar bunlara, ve alıp götürür bir filin yanına.”
111 4 “özün Özü” VE “sirrin Sirri”

Abdulkerim Cili
“Her varlığı kendi mertebelerinde korumaya uluhiyet deniyor ya; ister küfür ehli, ister iman ehli olsun, zaten orada böyle bir ayırıma tabi tutmaz. Hatta, uluhiyeti dahi bırakalım ama, yine uluhiyetten kaynaklanıyor, uluhiyetin Vehhab ismiyle meydana getirdiği yağmur dahi, burası Hrıstiyan tarlası, burası Müslüman tarlası diye ayırım yapıyor mu?”
115 1 İ̇nsân-I Kâmi̇l

Nusret Tura
“Bu yazıları yazdığım zaman adeta Nusret Babam, Hazreti Mevlânâ, Resûllullah Efendimiz (s.a.v.), Allah (c.c.) ismi şerifi, Hüve (Ahadiyyet mertebesi) Hu (Amaiyyet) mertebesi hem fakiri tasdik eder, hem de tebşir ve tebrik eder gibiydi. Eşim ve kızım yanıma gelip Efendi Babamın koymuş olduğu “bâtini-mahla” ismini tasdik ediyorlar ve adeta sende buradasın, Murat diyorlardı…”
164 2 Esmâ’ül Hüsna

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...h namazı, diğeri ise, üç rek'âtlik akşam namazıdır. Bu namazlar bütün günün ve namazlarının kemâlidir yani bünyesinde hepsini toplamıştır. -------------- Şimdi. Bütün bunlardan ve bu zuhurattada açıkça gö...”
172 6 Ru ya Mana Alemi Tuzak Mekr Hileli Zuhuratlar

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Onlara bir şahsiyet vermesi, kendine bağlı isim fakat isim fakat ismin bir şahsiyeti vardır. “Halife”; kendi varlığında mutlak, ama Hakka vekildir. Yani Sıfat olarak kendi varlığında aktif, ama Hakk yönüyle Hakk’ın halifesidir. İşte bulunduğu yerdeki asaleti itibariyle ona bir vasıf vermesi “BİZ” demesine sebep oluyor.”
188 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Genelde masiva bütün bu aleme denmektedir, yani Hakktan ayrı olarak düşündüğümüzde bunların hepsi masiva olmaktadır. Ama Hakk ile birlikte düşündüğümüzde o zaman masivalığı gitmekte, Hakka dönmektedir. İşte bu dönüşüm veya gelişim veya geçiş bizim kafamızda ürettiğimiz mertebelerde meydana gelmektedir.”
190 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“...rşılığı 10 tane ağaç olarak verdi, en azından bire on, baktığımız zaman ne kadar cennete gidenlerin ağaçları olacak. Meyveli ağaçlar var meyvesiz ağaçlar vardır. Aşkla muhabbetle yaptığı ibadetlerin ağaçl...”
192 Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Kendi yorumlarınca bu işin yapılmasının zamanı geldiğine karar veriyorlardı. Yâkup (a.s.) onlara “siz bunu benden istiyorsunuz ama ben mahzun olurum. Onu bir kurda yedirirsiniz. Siz ondan gafil iken onunla ilgilenemessiniz, kurt onu parçalar.”
22 12 Yûsuf Sûresi̇

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Kaynaklarda iki tür "gayb"dan bahsedilir: " Gayb-ı mutlak ": Mutlak bilinmezlik, Zât-ı İlâhî'nin hiçbir kayıt ve sıfatla nitelenemeyeceği "Amâiyyet" mertebesidir. Vücûd-u Mutlak'ın " gizli hazîne " (kenz-i mahfî) olarak tanımlandığı mertebedir. Burada Hakk, hiçbir akıl tarafından idrâk edilemez.”
239 23 7 Mu'minûn Sûresi.T.O.Cem Cemâlî

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...Hamd Sancağı Altına Sığınmak Bu son mertebe, ahiretteki "Livail Hamd" sancağının altına sığınmaktır. Bu hakikatleri dünyadayken idrak edenlerin, aslında şimdiden bu sancağın kapsamına girmiş dir. 2. Hamdın Üç...”
256 32 Ku Ke Yol Secde Suresi Muharrem Avan

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...azısı olduğuna işaret etti. Dördüncü s'ü; Hızır'dan irşâd talebetti. Beşincisi; tilmizin üstazına teslimiyeti lâzım olduğunu beyan etti ve bunlarla muallimle müteallim arasında riayeti lâzım olan adaba iş...”
59 6 Peygamber (4)

Nusret Tura
“...erifesi harekete geçer. Ayın büyümesi gibi, gönül âleminiz gibi, tedricen gönlünüzdeki herhangi bir insan-ı kâmilden akseden Nûru MUHAMMEDİ de ufalır ve kaybolur. Fakat siz bir nûru doğurmak için ne yapm...”
85 Karagün Dostuyum (ii)

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Şu anda bu kayıtları yeniden okuyanlarından, ve nefes edenlerinden almanın imkânı yoktur, bütün dünyanın malı verilse de gene de mümkün değildir. Çünkü hepsi Mevlâlarına kavuşmuşlardır. Aslında geçmişi düşünmek hali kaybetmektir, ama böyle bir geçmişi düşünmek, kişinin o günlerden ve o güzel insanlardan feyz almış olarak, geleceğini daha da güzelleştirmektedir.”
87 İ̇lâhîler - Derleme

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...Aslında buraları anlamak gerçekten çok zor bir uğraştır. ALLAH’ın rahmeti o dur ki, âlemi kendi özünden ve özünde, kendinde meydana getirdi, hatta meydana getirdi...”
Bir Salikin Seyr Yol Hikayesi 2

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...Eli f: Ahadiyet mertebesidir. Amaiyyetten ilk çıkan tecelli eliftir . Lam ise lahut yani Uluhiyet alemi olup aslı eliftir . Ra ise Rahmaniyet mertebesine işarettir. Ayett...”
Hud Suresi

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...Endravs, zibidi oğlu Ya'kub ile kardeşi Yuhanna, Filbs ve Bertolmavs Toma ve Gümrükcü Matta, Halfi oğlu Ya'kub ve Tedavs lakablı Lebaüs, Fanvi Şem'un ve onu ele veren İsharyoti Yehuda. İsa bu on ikileri...”
Saf Suresi

Terzibaba - Necdet Ardıç
“İşte o hakâyıkın mezâhiri bu âlem-i vücûda gelince bu inâyeti-i ezeliyye hasebiyle onlardan a'mâl-i sâliha zahir oldu. Ve bu amelleri mukabilinde dahi Hak onlara kendi üzerine vacip kıldığı rahmet ile tecellî eyledi. Binâenaleyh rahmet-i vücûb, rahmet-i imtinâna dâhil oldu. Yani Cenab-ı Hakkın ezelde kendi üzerine görev aldığı rahmeti imtinana dahil oldu.”
En'âm Sûresi

Abdulkerim Cili
“Bu makamı bulan kimsede, tevhid ilmi çeşidinden, ahadiyete kadar ne varsa... mevcuttur... Ahadiyetten yukarısı değil... Ahadiyyetten yukarıda da Amaiyyet var zaten, orada faaliyet yok. Vahidiyyette idi Ahadiyyet'e kadar çıkabiliyor. Hiç bir ilim bilmeyelim; tevhid hakkında, vahdet hakkında, insan hakkında, şu yarım sayfayı bilelim, bir ömür boyu ve ahirette de yeter bize.”
114 1 İ̇nsân-I Kâmi̇l

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...nüfuslarıyla yürümediler. Belki ayn-ı kurba vâsıl oluncaya kadar cebr-i hükmî ile yürüdüler (Vakıa, 56/85) ya'nî "Biz fâniye sizden daha yakınız; fakat siz görmezsiniz" (21). ﴿٨٥﴾ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَ...”
254 50 32 Kur Ker Yol Kaf Sûresi ve Mustafa Hilmi Sâfî Hz. Murat Deruni

Terzibaba - Necdet Ardıç
“İnsân-ı Kâmil câhildir, kendi nefsinin câhilidir, beşeriyetinden sıyrılmıştır, Hakk’a ariftir, zâlimdir çünkü amaiyyet hakikatine ulaşmıştır, nefsani beşeriyetteki karanlık anlamı değildir orada anlatılmak istenen. Kelimelere sadece zâhir anlamlarıyla baktığımızdan özümüz, hakikatimiz çok zor bulunmaktadır.”
38 17 İ̇sra-Sûresi̇
Bilgiler
- era
- klasik
- arabic
- العمائية
- domain
- tasavvuf
- related_to
- huvviyet,ahadiyyet,taayyun,zat