Esmâ 96
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 278 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-BEDİ
Herşeyi yeniden icat eden, yani saltanatını örnek ve numune üzerine istinat ettirmeyip dilediği gibi yoktan yaratan, icat eden ve en iyi şekli tercih ederek yaratan demektir. Onun için Kur'ân-ı Kerîm'de (Bedi'u semavaü vel arz) buyurulmuştur.
İşlerini yap hep ona yönelik,
Böylece tanır sana öncelik,
Yenilikler olursa BEDİİ'dendir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Bedî'
Mevlânâ, Bedî' ismini tek başına değil, hep bir cemâlî isimler topluluğunun içinde anar; Konuk'un şerhi bu ismi varlığın örneksiz, karşılıksız zuhûruna bağlar.
Bedî', cemâlî isimlerin bir kadehidir. Şerhin bu ismi yerleştirdiği esas yer, yeryüzünün ilâhî tecellîye bürünüşüdür. Cilt 9, "Elestü bi-rabbiküm" hitâbından sonra Hakk'ın arza nasıl tecellî ettiğini sayar:
"Ervâha 'Elestü bi-rabbiküm' hitâbında bulunan Hak Teâlâ hazretleri, kudret-i hâlikânesi altında bulunan arz üzerine Mübdi', Musavvir ve Bedî' ve Fettâh gibi esmâ-i cemâliyyesi ile tecellî buyurdu." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)
Demek Bedî', tek başına iş gören bir isim değil; yoktan var eden Mübdi', şekil veren Musavvir ve açan Fettâh ile birlikte yeryüzüne dökülen bir cemâl yudumudur. Aynı cilt bu isimleri "kerîmler" diye anar ve her birini bir kadehe benzetir: "Kerîmler'den murâd, Mübdi', Muhyî, Musavvir, Latîf, Cemîl, Bedî', Fettâh ve Mün'im gibi esmâ-i cemâliyyedir ki, onların her birisi bir kadehe teşbih buyurulmuştur." Toprağa dökülen bu kadehlerden bir "cür'a" — dibinde kalan az bir artık — bile bütün âlemi güzelleştirmeye yeter.
Bedî' ile gelen güzellik karşılıksızdır. Mevlânâ bu ismi bir hak ediş meselesi olmaktan çıkarır. Cilt 9, insanın asıl varlığının topraktan zuhûrunu Cemîl ve Bedî' isimlerine bağlar:
"Bizim hakiki varlığımızın o çorak toprağın kaynayışından zuhûru, Cemîl isminin ve Bedî' isminin yeryüzü üzerine olan diğer bir yudumu ve diğer bir tecellîsidir ki, biz bu tecellîye nâiliyet hususunda çok çabasız olmuşuzdur. Yani bu güzellik yudumunun dökülmesi asla bizim çalışmamız ve hizmetimiz karşılığında değildir; muhakkak Hakk'ın cömertliği ve keremidir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)
Çorak toprağın bir insana dönüşmesi, kulun emeğiyle değil, Bedî' isminin örneksiz bir lütfuyla olur. Bu yüzden bu isim, varlığını bir kazanca değil, sırf cömertliğe borçlu olduğunu hatırlatır.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Bedî'
İbn Arabî, Bedî' ismini doğrudan müstakil işlemez; fakat "bedî'" sıfatını âlemin tamamı için kullanır ve buradan ismin sırrı açılır.
Bu âlemden daha bedî' bir âlem yoktur. Füsûs'un bu ismi koyduğu yer, yaratılmışın güzelliğinin en üst noktada olduğu hükmüdür. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları:
"Âlemin hüviyeti, Hakk'ın hüviyeti olunca ve âlemde mevcûd olan emirlerin tümü Hakk'a dönünce, imkân âleminde bu âlemin nizâmından daha bedî' ve daha güzel âlem olmaz. Zîrâ Hak âlemi sûret-i Rahmân üzerine îcâd etti." (TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları)
Demek âlem rastgele değil, Rahmân'ın sûreti üzere kurulmuş, mümkün olanın en güzelidir. Bunun sebebi şudur: "Hak Teâlâ'nın vücûdu, âlemin zuhûru ile zâhir oldu; nitekim insan, sûret-i tabîiyyesinin vücûdu ile zâhir oldu. İmdi biz, O'nun sûret-i zâhiresiyiz; ve O'nun hüviyeti, bu sûretin rûhudur." Âlem Hakk'ın görünen yüzü olduğu için bedî'dir — örneksiz güzelliği, içindeki rûhun güzelliğindendir.
Terzibaba Külliyatında el-Bedî'
Terzibaba, Bedî' ismini doğrudan En'âm ve Bakara âyetlerine bağlar; bu ismin özünü "örneksiz, modelsiz yaratış" olarak okur.
Bedî', örneği olmadan yaratandır. Bir Ressam Hikâyesi, Bakara Sûresi'nin âyetini bu ismin tarifi olarak alır:
"Gökleri ve yeri bedî' olarak (örneksiz) halk edendir. Bir işi kazâ ettiği (olmasını istediği) zaman, o şeye sadece 'Ol!' der; o hemen olur." (Bir Ressam Hikâyesi)
Burada Bedî' isminin çekirdeği görünür: önünde bir model, bir benzer, bir taslak olmadan var etmek. Ressam bile bir şeye bakarak çizer; Bedî' ise hiçbir şeye bakmadan, sadece "Ol!" diyerek var eder. Gökyüzü İnsanları Araştırması ile Dur Rabbın Namazda aynı hakikati En'âm Sûresi'nden okur: "Gökleri ve yeri benzersiz şekilde yaratandır." Terzibaba bu âyetlerde Bedî' ismini, Hakk'ın yaratışının kimseye benzemeyişine, bir eşi ya da ortağı bulunmayışına delil sayar.
Değerlendirme
Üç kaynak Bedî' ismini "örneksiz yaratış" ekseninde buluşturur. Mesnevî onu tek başına değil, Mübdi', Musavvir ve Fettâh ile birlikte yeryüzüne dökülen bir cemâl kadehi olarak anar; bu güzelliğin kulun emeğiyle değil, sırf Hakk'ın keremiyle geldiğini söyler. Füsûs, "bedî'" sıfatını bütün âleme verir: âlem Rahmân'ın sûreti üzere kurulduğu için mümkün olanın en güzelidir. Terzibaba külliyatı ise ismin özünü En'âm ve Bakara âyetlerinde toplar: Bedî', önünde bir örnek olmadan "Ol!" diyerek var edendir. Hepsinin ortak hükmü şudur: Bedî' yalnız "güzel yapan" değil, hiçbir modele bakmadan, karşılıksız olarak örneksiz güzellik var eden isimdir. Bu ismi mubdi, musavvir ve fettah ile birlikte; cemâlî kaynağını ise cemil ile okumak gerekir.