Esmâ 80
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 246 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-BERR
Muhtaç olana bahş edici demektir.
Ömrümüzün başından sonuna kadar ona muhtacız. Biz biz oldukça ona muhtacız ama biz ihtiyacımızı idrak etmiş değiliz ki.
Üç beş kuruşumuz olsa konuşmamız da değişir. Yürüşüyümüz de. Biraz da mevkiimiz yüksekse, her sözümüz ayn-ı hakîkat ve birer vecizedir. Her hareketimiz ayn-ı keramettir. Bilmem diyene, isteme mevkiinde olana öğretilir. Bilirim diyene ne söylenir? Fakirliğini ihsas edene sadaka verilir. Karnı açtır ama halini arz etmeye kibri mânidir. Onun karnı doyurulur mu?
neye yarar ol gönül ki razı yok".
Râz, sır demektir. Sır, herkesin bilemediği Hakk'ın ilmi demektir. Böyle olmayan gönül neye yarar, ona gönül değil bit pazarı denir. Birkaç sabah horozlardan evvel, bülbüllerden evvel kalkın. "Aman ya Rabb’elâlemin aman ya Resûlallah," deyiniz ve biraz da mendilleriniz ıslansın da bakın ne oluyor? Allah verir mi, vermez mi?
O daima herkesin başucunda, müminlere beş vakit, âşıklara her vakit. Bilhassa sabah olmadan dediğim saatlerde Mâşûk-u Hakikî Hazretleri, "Ey kulum uyan, kainatı güneşi ile yıldızları ile anasırı ile hizmetine verdim, kalk beni gör ömrün boyunca seni bekliyorum. Biraz da bana dön, bana bak, sonra ömür sermayen bitecek.
- İstediğin kadar uyursun, bu âleme seni yesin, içsin, uyusun, çiftleşsin diye göndermedim, benim saltanatımı burada görmezsen başka göreceğin yer yoktur. Hayatının her son saatinde çekeceğin azabı bir bilsen şimdiden su gibi erirdin. Ben de sana âşıkım, kıymetini, kadrini bil. Kendine gelipde sen kimsin ben kimim öğrenesin diye peygamberler, kitaplar, veliler ve kılavuzlar gönderdim" demektedir.
Geçen geçmiştir artık ân-ı müstakbel ise mübhemdir. Hayatından nasibin bir şu geçmek isteyen demdir.
Nefes aldığın bu delil kıymetinin bahası yoktur. Her nefeste ölen, dirilen bir halk-ı cedidsiniz. "Son pişmanlık faide vermez" diyen ilâhî sadayı ne zaman duyacaksınız, ey sevgililer.
Hakikatleri sırasıyla bildirir,
Sonunda gerçeklere erdirir,
Temize çıkaran BERR'dir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Berr
Mevlânâ'nın şerhinde Berr ismi, esmâ-i hüsnâdan bir isim olarak müstakil işlenmez; Konuk daha çok kelimenin lügat karşılığını ve "berr-bahr" (kara-deniz) gibi başka anlamlarını anar. Bununla birlikte ismin esmâ olarak tarifi açıktır.
Berr, ihsanı bütün yaratıklara yayılan isimdir. Cilt 13'ün lügat bölümü, ismi doğrudan esmâ-i hüsnâdan sayar ve genişliğini vurgular:
"Berr: (Esmâ-i hüsnâdan) Kullarına karşı şefkatli olan; ihsan edici, ihsânı bütün yaratıklara yaygın olan; iyilik, güzellik ve bağışı fazla olan." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13)
Demek Berr'in alâmeti, ihsanının bir zümreye değil "bütün yaratıklara" yayılmış olmasıdır. İyilik onda az ve seçilmiş değil; bol, sürekli ve kuşatıcıdır.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Berr
Bu isim Füsûs derslerinde müstakil olarak işlenmez. Terzibaba'nın Kelime-i Mûseviyye dersinde geçen pasajlarda "berr", esmâ olarak değil, "berr ü bahr" (kara ve deniz) terkibi içinde bir beyitte görünür; dolayısıyla bu kaynakta el-Berr esmâsı için ayrı bir tema çıkmaz.
Terzibaba Külliyatında el-Berr
Terzibaba'nın eserlerinde Berr ismi, hem ihsanın sürekliliği, hem "berat / temize çıkma" mânâsı, hem de Kur'ân'daki "birr" (gerçek iyilik) tarifiyle birlikte zengin biçimde işlenir.
Berr, sürekli verip sonunda gerçeğe erdirendir. Tüm Şiirlerim'deki esmâ manzûmesi, Berr'i bir terbiye ismi olarak okur; sürekli verme ile temize çıkarmayı yan yana koyar:
"BERR'dir her şeyi devamlı verir, / Hakikatleri sırasıyla bildirir, / Sonunda gerçeklere erdirir, / Temize çıkaran BERR'dir ancak." (Tüm Şiirlerim)
Demek Berr'in ihsanı yalnız maddî bir bağış değil; hakikatleri "sırasıyla" bildirmek, kulu adım adım gerçeğe erdirmek ve nihâyet onu "temize çıkarmak"tır. İhsanın en büyüğü, kulu kendi hakikatine kavuşturmaktır.
Berr, beratla / suçsuzlukla bir köktendir. Tasavvuf İzâhları, ismin "berat" mânâsını açar ve onu bir makama bağlar: "Berr, berâta uğramış iyiler demektir. İyilerden kasıt esmâ mertebesinde yaşayan kimselerdir... Berr suçsuzluk, ebrâr berâat etmişler anlamı taşır." Demek Berr ismiyle ahlâklanan kul "ebrâr"dan (berâat etmiş iyilerden) olur; iyilik burada hem ihsan etmek, hem de o ihsanla temize çıkmaktır. Mümtehine Sûresi şerhi bunu bir iç yolculuğa çevirir: "'Birr', 'Berr' ise berattır... Berat gecesi sadece senede bir gece değil, hayatında gerçek bir yaşam olan 'kendine ulaşma' yolunda büyük bir aşamadır." İhsanın berekâtı, kişinin kendine — oradan da Hakk'a — ulaşmasıdır.
Gerçek iyilik (birr), yön değiştirmek değil amel ve imandır. Mutaffifîn ve Duhân şerhleri, Kur'ân'ın "birr" tarifini aktararak Berr'in zâhirî değil hakikî iyilik olduğunu gösterir:
"Doğuya ve batıya çevirmeniz Berr (iyilik) değildir. Ancak berr; Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman etmek, sevdiği mallarından... dağıtmak, namaz kılmak, zekât vermek, söz verdiği zaman sözünde durmak, sıkıntılı zamanda sabretmektir." (Mutaffifîn Sûresi)
Demek iyilik bir merasim ya da yön değil; iman, infak ve sözünde durmaktır. Berr ismiyle ahlâklanan kul, ihsanı bir gösteriş değil, imanla yoğrulmuş bir amel hâline getirir — tıpkı Hakk'ın ihsanının "bütün yaratıklara yaygın" oluşu gibi, onun da iyiliği sürekli ve karşılıksız olur.
Değerlendirme
Üç kaynak Berr'i "bol ve kuşatıcı ihsan" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu kısaca, fakat net biçimde tarif eder: ihsanı bütün yaratıklara yaygın, bağışı bol bir isim. Füsûs derslerinde müstakil işlenmez. Terzibaba külliyatı ise ismi en geniş açan kaynaktır: Berr sürekli verir, hakikatleri sırasıyla bildirir, kulu temize çıkarır ("berat"); gerçek iyilik (birr) bir merasim değil, iman ve infaktır; bu ismin mazharı olan kul "ebrâr"dan sayılır. Hepsinin ortak hükmü şudur: Berr, iyilik ve ihsanı bol, karşılıksız ve kuşatıcı olan; kulu hem maddeten hem mânen donatıp sonunda gerçeğe erdiren isimdir. Bu ismi rahim, vehhab ve latif ile birlikte; tövbe ve temize çıkarma yönünü ise tevvab ile okumak gerekir.