Esmâ 39
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 175 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL- HAFIZ
Son derece saklayıcı, muhafaza edici demektir.
Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, insanlara şeriatın ahkâmını tebliğ ettiler. Her meslekte ihtisas sahipleri olduğu gibi, İslâmlığın özüne, Kûr'ân'ın esrarına âşık olan yüksek zevat da vardır. Tabiî nasıl ki doçent, profesör, ordinaryüs profesör mertebeleri varsa, bu mertebeler de öyledir. Derece derecedir.
Nasıl ilk, orta, yüksek tahsil var ise bu da böyledir. Dünya ve ahirette başının selâmetini isteyenler İslâm olur. İslâmlığın ahkâmına riayet etmeyip de ismi İslâm olanlar kalp altın gibi nihayette anlaşılır. Pirinç çuvalındaki taşlar, darılar, pirinç fiatı ile satılır ama ayıklanırken onları derhal atarlar, taş ağzımıza kadar gelse dahî yine yutmayız, atarız. Çünkü kanımıza karışamaz, muzır bir varlıktır. Din de böyle, onun başlangıçtaki zahmetlerine katlanmak lazımdır. Sonra aranızdan su bile sızmaz olur. Dünyada dört milyar Hıristiyan içinde yüz milyon İslâm hiçtir. İçinde de bir milyon derviş hiçtir. Bir milyon derviş içinde binbir tane Hakk'ın sevgilisi âşık kulları vardır ki dünya âlem bunların etrafında devreyler. Müslümanlar, Kâ’be'ye giderler. Herkesin tavaf ettiği o Kâ’be-de Hakk'ın âşıklarına âşıktır. Onlar kıyamet kopuncaya kadar mevcuttur, onlar çekilince zaten bu âlemin zevki kalmaz. "Al birini vur birine" olacaktır.
İşte o muhterem Peygamberimiz "tarikat" ve "tasavvuf” denilen bu yolu ve ilmi Hazreti Ali'ye aşikar olarak; Hazreti Ebu Bekir'e gizli olarak mağarada öğrettiler.
Müşrikler her ikisini de arıyorlardı, mağaranın hizasına geldiler. Örümcekler on dakikada orayı örüp, yuva yapmışlardı. Aldandılar, gittiler. İşte Cenâb-ı Hakk isterse bir örümcekle iki can bağışlar. O müşriklerin akıllarının, idraklerinin arkasından "burada yoktur" diye fetva veren kuvvet yine yabancı değildir.
Hazreti Îsâ'ya hıyanet edenin asılması nedir? Adaletin derhal tecellisidir. El-Hafız ism-i şerifinin saltanat sürmesidir ki dilediğini muhafaza eder.
Sonunda yolu itidale varır,
Her bakımdan hakkını alır,
Asaletini koruyan HAFİYZ'dir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Hafîz
Bu isim, verilen Mesnevî pasajlarında müstakil bir başlıkla işlenmez.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Hafîz
Bu isim, verilen Füsûs pasajlarında müstakil bir başlıkla işlenmez.
Terzibaba Külliyatında el-Hafîz
Terzibaba, Hafîz ismini âyetlerin diliyle işler: Hak her şeyi koruyandır, hiçbir şey O'nun ilminden ve kaydından düşmez; toprağın eksilttiği bile O'nun katında "korunan kitap"ta yazılıdır.
Toprağın eksilttiğini bile Hafîz korur. Kâf Sûresi şerhi, haşrin sırrını bu isme bağlar. İnsan toprağa karışıp dağılsa da, ondan eksilen hiçbir şey kaybolmaz:
"Kad alimnâ mâ tenkusu-l-ardu minhum ve indenâ kitâbun hafîz" (Kāf, 50/4) — "Toprağın onlardan neyi eksilttiğini biz biliyoruz; katımızda koruyan bir kitap vardır."
Demek bedenler çürüse de hakikatleri Hakk'ın ilminde mahfûzdur (korunmuş); haşr-i ekber gününde sûretler bu korunan asıldan yeniden neşv ü nemâ bulur. Hafîz ismi burada yok olmaya karşı duran, hiçbir zerreyi zâyi etmeyen koruyuculuğu gösterir. Aynı sûre, bu korunmanın kula düşen yüzünü de söyler: "Hâzâ mâ tûadûne likulli evvâbin hafîz" (Kāf, 50/32) — bu, Hakk'a çokça dönen ve nefsini koruyan herkese vaad olunandır. Kul hıfzını gözettikçe, Hafîz olan Hak da onu korur.
Hak her şeyin üzerinde koruyucudur. Hûd Sûresi şerhinde Hûd'un (a.s.) kavmine sözü, Hafîz ismini Rabbin mutlak koruyuculuğuna bağlar: "inne rabbî alâ kulli şey'in hafîz" (Hûd, 11/57) — şüphesiz Rabbim her şey üzerinde koruyucudur. Sebe' Sûresi aynı hükmü tekrarlar: şeytanın kullar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktur, çünkü "rabbuke alâ kulli şey'in hafîz" (Sebe', 34/21). Koruyan Hak olunca, hiçbir düşman gücü mü'mine kalıcı zarar veremez; gözeticilik de hesap da O'na aittir.
Hafîz ismi insanın hem dışında hem içinde görünür. Câsiye Sûresi şerhi, kulların farklı isimlere mazhar oluşunu anlatırken Hafîz'i de sayar:
"Kimi Muhyî, kimi Rezzâk, kimi Hafîz ismine mazhar olur." (Câsiye Sûresi)
Şerh bunu Zâriyât âyetine bağlar: yeryüzünde ve kendi nefislerinizde alâmetler vardır, hâlâ görmüyor musunuz (Zâriyât, 51/20-21). Demek insan, Hakk'ın koruyuculuğunu hem dış âlemde hem kendi varlığında görebilir; korunan bir nizam, hem ufukta hem nefiste işler. Terzi Baba cildinde geçen âyet ise koruyuculuğun yalnız Hakk'a ait olduğunu kuldan yana koyar: "ve mâ ene aleyküm bi hafîz" (En'âm, 6/104) — ben sizin üzerinize koruyucu değilim. Peygamber bile mutlak koruyucu değildir; basîretle gören kendi lehine, görmeyen kendi aleyhine kazanır. Mutlak Hafîz yalnız Hak'tır.
Değerlendirme
Hafîz, her şeyi koruyan, hiçbir zerreyi zâyi etmeyen, eşyânın hakikatlerini ilminde mahfûz tutan isimdir. Terzibaba bu ismi âyetlerin diliyle açar: toprağın eksilttiği bile "korunan kitap"ta yazılıdır ve haşrde sûretler bu korunan asıldan döner; Hak her şey üzerinde koruyucu olduğu için düşman gücü mü'mine kalıcı zarar veremez; ve bu koruyuculuk hem dış âlemde hem nefiste görünür. Ortak hüküm şudur: mutlak Hafîz yalnız Hak'tır, peygamber dahi kullar üzerine koruyucu değildir; kul hıfzını gözettikçe Hak da onu korur. Bu ismi koruma ve kuşatma yönüyle muhit ve hafiz ile, ilimde tutma yönüyle alim ve muhsi ile birlikte okumak gerekir.