Esmâ 57
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 208 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-HÂMİD
Kendisi için en çok hamd edilen, şükredilen demektir.
Basit bir düşünce ile anlaşılacağı veçhiyle insanlar birbirlerine ne kadar iyilik yapabilirlerse o kadar teşekkür toplayabilirler. Anaya, babaya olan teşekkürlerin bile bir sonu vardır.
Halbuki Cenâb-ı Allah'ın bize olan lütufları sonsuzdur. Mesele bunu idrak etmek ve bu kabiliyete sahip olmaktadır. Hakk'ın lütufları, zıddı tecelli etmeyince anlaşılamaz. Muhakkak kafamıza "dank" demesi lazımdır. Gençlikte kanımız kaynarken, hayat toz pembe iken Cenâb-ı Hak'ı hatıra getiremeyiz. O hatıra gelmezse namaz, niyaz da yapmayız. İbadet emirleri bize sözümüzü unutmamamız ve Hakk'ın lütuflarını hatırlamamız için bir vesiledir.
Fakir düşünce eski zenginliğimizi, ayağımız topal olunca koşabildiğimiz günleri, gözümüz görmez olunca görebildiğimiz günleri hatırlarız. Hele ihtiyar olunca gençliğimizdeki sultanlık zamanlarımız sinema gibi gözümüzün önünden geçer, "hey gidi hey ne idi o günler" deriz. Bazılarımız geçmiş günlerdeki hatalarımızı affettirmek ve teşekkürden uzak kaldığımız günlerin nankörlüğünü telafi etmek için namaza, oruca, sevaba girişmek isteriz, kimimizin de hatırına bile gelmez.
Nerede o kâmil ve olgun gençler ki, Allah'ın nimetlerini ihtiyarlamadan idrak ederler. En ufak bir kabahat için bile gözlerinden kanlı yaşlar akıtırlar. Onlarda öpülmeye layık eller vardır.
Vücud makinemizi saat gibi işleten O'dur ve onun müsadesi olmadan ikinci müteakip bir nefesi alamayız. İslâm sülalesinden gelmemiz, yıllarca ana-babamızın nezaretinde büyümemiz, mektepte okuyup anlayabilmek imkânına sahip olmamız bu bütün v.s. lütuflar Hakk'ındadır. Kör, kambur, topal yaratılmadığımızın şükrünü bile edadan aciziz. Bize peygamber gönderir, kitap gönderir, velilerini yanımızdan eksik etmez, öyle nankör, cahil, kör kimseler vardır ki bütün hakîkatleri gözünüzün önüne serenleri bile inkâr ederler. Halbuki sevilen, anılan, gizli hazine denilen onlar. Birkaç zaman sonra hiçten geldiği gibi hiçe gidecek olan ve bize iyiliği dokunması için yaratılan bir şahıs düşünün ki bizi bizden çok sever ve duâları ile sabahı eder. Bize iyilik yapmak fırsatını, kuvvetini ve kudretini o şahsa Allah vermiştir. Allah'tan başka bir kimsenin hakikî vücudu olmadığına göre sana o iyiliği o kulun elinden yapan hazreti Allah'tır. Sen de o kula teşekkür etmekle Allah'a teşekkür etmiş olursun. Şu halde bütün teşekkürler, bütün ibadetler, niyazlar onadır. O halde Allah'tan başka bir varlık var mıdır ki hamd-ü sena toplasın? Biz de ona razı olacağız; hareketlerimizin hesabını verebildikten sonra.
Bir fenalık yapsak, Hakk'a yapmış oluruz. O hareketimizin bir de aksi sedası vardır ki ayniyle yine bize dönecektir.
Hamd edende bulunur güzel ahlâk,
Belki bir gün hamd'ı bulursun elhak,
Gerçek hamda ulaştıran HAMİYD'dir ancak.