Esmâ 63
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 218 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-HAYY
Hayy, diri demektir. Gelip geçip gidenlerden hepimiz için bir ölümün muhakkak olduğunu anlıyoruz. Eğer ebedî ve ezelî bir dirilik varsa o da Allah'a mahsusdur. Şimdi size geniş bir idrak sahası açalım.
Vücudumuzu arza benzetelim, ruhumuzla vücud dünyasından ayrılıp yükselelim, arzın hareket dairesinden de kurtulalım. Karanlık denilen şey kalır mı? Gölge vücud bulur mu? Daimi bir nur âlemi içinde kalırız; ruhumuzu vücud derecesine bağlayan sebebler yedirmek, içirmek, giydirmek, dinlenme, dinlendirmedir. Ve bu idrake ulaştıran Allah'a şükretmek içindir. Bizim isim ve şekillerimize bakmayın, herşey onundur. Zamanı gelince bu vücud kesafetini ve beşerî hayat dediğimiz bu zevk, iptilâ, ihtiras âlemini mecburi olarak bırakacağız. Ruhlarımız evvelî, ahirî, uykusu, yemesi, içmesi, üşümesi, zulmeti, çiftleşmesi, açlığı, tokluğu olmayan bir âlemde kalacak. İşte kardeşlerim, ecel çam çalmadan bu âleme varmak akıl kârı değil mi? Şu halde bu kadar sayısız sıfâtları olan Allah aynı zamanda hayatın tâ kendisidir.
Yaşamın ne olduğunu derk et,
Eğer yaşıyorsan binlerce şükret,
Hay ile sıfatlanan HAY'dır ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Hayy
Mevlânâ, Hayy ismini esmânın başında duran bir imam gibi görür; hayat olmadan hiçbir sıfatın iş görmediğini, bütün canlılığın bu tek isimden aktığını anlatır.
Hayy, esmânın imamıdır. Şerhin en açık teması, Hayy isminin bütün isimleri kendi ardından sürüklemesidir. Cilt 4 bunu akan su misaliyle koyar:
"Zîrâ ki bu akıcı su gibi olan rûh, bâğ-ı vâhidiyyetin sıfat-ı Hayât'ından ve Hayy isminden geliyor. Ve Hayy ismi, esmânın imamlarından olduğundan, senin vücûduna tevâbi'ini de berâber sürükleyip getiriyor." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 4)
Demek rûh, vâhidiyet bağının hayat sıfatından gelen bir sudur; ve Hayy ismi bu suyu getirirken kendine tâbi olan öteki isimleri de beraber getirir. Bir kula hayat gelince, ilim, işitme, görme — hepsi onun ardından gelir; çünkü hepsinin önünde Hayy durur.
Diri ve seven Vâhid'den başka kalıcı yoktur. Cilt 3, Hayy ismini varlığın yegâne kaynağına bağlar: "Hayy ve Vedûd olan Vâhid Allah'tan başka ne gök, ne yıldız, ne de..." Gök de yıldız da fânîdir; ancak diri (Hayy) ve çok seven (Vedûd) olan tek Allah bâkîdir. Hayy, hayatı kendinden olan; başkasına hayat veren ama hiç ölmeyen isimdir.
Hayy'a mensûp olan cihana yüksel. Cilt 11, bu ismi bir çağrıya çevirir: "Riyâ ve mahrumiyet vebasından yukarı gel! Hayy ve Kayyûm'a mensup olan cihana gel!" Riyâ ve mahrumiyet ölü bir hâldir; sâlik bu hastalıktan kurtulup Hayy ve Kayyûm'a — yani kendi kendine kâim ve dâim diri olana — mensûp olmaya çağrılır. Gerçek hayat, o ismin cihanına yükselmektir.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Hayy
İbn Arabî'nin esmâ tasnifinde Hayy, bütün isimleri kuşatan bir küllî isimdir (ism-i küllî); hayat sıfatı olmadan hiçbir ismin verilemeyeceğini, her zerrenin bu isimle diri olduğunu işler.
Hayy, sıfatların hepsini kuşatan en geniş isimdir. Kelime-i Îseviyye, Hayy'ı öbür zât isimlerinin önüne koyar:
"Esmâ-i külliyyeden 'Hayy' ismi Alîm, Semî', Basîr, Mürîd, Kadîr, Mütekellim, Mükevvin isimlerine nisbeten daha vâsi'dir. Zîrâ sıfat-ı hayât, ilim, sem', basar ilh... sıfatlarını muhîttir." (Kelime-i Îseviyye)
Hayat sıfatı, ilmi, işitmeyi, görmeyi, irâdeyi içine alır; çünkü bunların hepsi ancak diri olanda bulunur. Bu yüzden Hayy, öteki zât isimlerinden daha kuşatıcıdır — onların hepsini içinde taşır.
Hayy küllî isimdir, altında cüz'î isimler yürür. Kelime-i Şîsiyye, bu kuşatmayı bir saltanat gibi açar: "Hayy ismi bir ism-i küllîdir; onun tahtında muharrik, muhassis, mümeyyiz, muhyî, muskî ilh... gibi birçok esmâ-i cüz'iyye vardır; ve bunların her biri suver-i âlemden bir sûretin mürebbîsidir." Demek hareket veren, his veren, ayırt ettiren her küçük iş, Hayy isminin altında çalışan bir cüz'î isimdir; âlemdeki her sûret bu isimlerden biriyle terbiye edilir.
Her zerre, ilâhî hayatla diridir. Kelime-i Îseviyye hayatı yalnız canlıya değil, varlığın tümüne yayar: "Her bir mazhar bir ism-i ilâhînin tedbîri tahtındadır. Binâenaleyh her bir zerre hayât-ı ilâhiyye ile hayy olduğu gibi, her bir kuvvet dahi öylece hayydir." Melekler de, en küçük zerre de bu hayatla diridir; ölü sandığımız şeyde bile ilâhî bir canlılık vardır. Fusûs Mukaddimesi ismin kaynağını koyar: "Kendisinde sıfat-ı hayât olmayan bir şeye 'hayy' ismi... verilmez." İsim, sıfatın menşeidir; Hayy ismi ancak hayat sıfatı bulunduğu için verilir.
Terzibaba Külliyatında el-Hayy
Terzibaba, Hayy ismini iki yerde toplar: hayatın kula ait olmayıp Hakk'ın bir tasarrufu oluşu, ve bu hayatı Hakk'a devretmedikçe ismin gerçeğine ulaşılamayışı.
Hayatımız bize ait değil, Hayy isminin üzerimizdeki tasarrufudur. Tasavvuf İzâhları, bu ismi bir îmân basamağına bağlar:
"Hayatımızın bize ait olmadığını, Cenâb-ı Hakk'ın Hayy isminin üzerimizdeki tasarrufu olduğunu düşündüğümüzde, yani kendimize malettiğimiz Hayy sıfatının Cenâb-ı Hakk'ın olduğunu anladığımız zaman, sıfat mertebesinin îmânı üzerimizde ortaya çıkmış olur." (Tasavvuf İzâhları)
Demek hayatı kendimize mal etmek bir gaflettir; onu sahibine vermek, sıfat mertebesinin îmânını açar. Bakara Sûresi şerhi bunu netleştirir: "Hayy, sıfat-ı subûtiyyenin ilk esmâsıdır, Allah'a mahsustur; bütün âlemde ne kadar hayat sahibi varsa bu hayatların hakikati Hayy esmâsına, yani Allah'ın Zâtına dayanmaktadır." Hayat olmadan öteki sıfatlar da olamayacağı için Hayy başa konmuştur.
Hayy ismini öldüğünde karşıya geçirebilmek gerekir. Mir'at-ül İrfân ve Şerhi, bu ismin sırrını bir imtihana çevirir:
"'Hayy' isminin zuhuru olan hayâtımızı gerçek sâhibi olan Hakk'a devretmedikçe 'Hayy' isminin gerçeğini bulamayız ve bu durumda 'Hayy' ismini öldüğümüzde karşıya geçirememiş oluruz." (Mir'at-ül İrfân ve Şerhi)
Doksan dokuz ismin beşerî mânâlarından geçmek lâzımdır; hayatı sahibine teslim etmeyen kişi, ölümde o ismi yanında götüremez. Zuhruf Sûresi şiiri bu teslimin meyvesini söyler: "İlimle Hayy olan için sükûn yoktur... Onun için Vücûd-ı Hak'la bekā vardır, ilim ile Hayy olan ebedî ölmez." Ârif ilimle dirilince hayatı vücûduna geçer; nerede hareket varsa orada hayat vardır — gerçek diri, Hakk'ın hayatıyla diri olandır.
Kur'ân'ın ilk vasfı Hayy oluşudur. Tasavvuf İzâhları ismi metne taşır: "Kur'ân-ı Kerîm'i elimize aldığımızda, ilk vasfı Hayy olması, hayat olmasıdır... Kur'ân-ı Kerîm'in içersinde hayat olmasaydı, Hayy esmâsının ilmî mânâda mutlak zuhuru olmasaydı bugüne kadar kimse istifade edemezdi." Bir metnin asırlarca diriltici kalması, içinde Hayy isminin zuhûrundandır.
Değerlendirme
Üç kaynak Hayy ismini "esmânın başı" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu esmânın imamı sayar — hayat gelince öteki isimler ardından gelir; ve diri olan Vâhid'den başka kalıcı bir şey yoktur. Füsûs, Hayy'ı bütün sıfatları kuşatan küllî isim olarak koyar; altında hareket, his, temyiz gibi cüz'î isimler yürür ve her zerre bu ilâhî hayatla diridir. Terzibaba külliyatı ise Hayy'ı bir teslim makamına bağlar: hayatımız bize ait değil, Hayy isminin üzerimizdeki tasarrufudur; onu sahibine devreden kişi ölümde o ismi karşıya geçirir, ilimle Hayy olan ebedî ölmez. Hepsinin ortak hükmü şudur: Hayy yalnız "diri olan" değil, hayatın kaynağı olan, bütün canlılığı kendinden veren ve öteki isimlerin önünde duran ilk sıfat ismidir. Bu ismi kayyum, muhyi ve vahidiyyet ile birlikte; sıfatın isme dönüşmesi yönünden ise ilim ile okumak gerekir.