İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 73

الْمُؤَخِّر

Muahhir

MUAHHİR Dilerse eder tehir,Bazılarını sonradan verir,Sırasıyla alacaklar gelir,Tehir eden MUAHHİR'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 236 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-MUAHHAR

Bütün varlıkların sonunda olan demektir.

Bütün varlıkları yaratma ve öldürme kudretine sahip olan demektir.

Öyle bir mukaddemdir ki kendisinden evveli yok, öyle bir muahhardır ki kendisinden sonrası yok. Bizim aciz beşeriyetimize teşbih edersek; bir sinemanın veya bir tiyatronun sahibi icat ettiği sahnelerden ve topladığı artistlerden evvel kendisi vardı, tiyatro bi'nası yola gidince tabiî artistler dağılacak, sahne ve perde yıkılacak. Ufak mal sahibi bedelini alıncaya kadar oranın sahibidir. Orayı en son o terk edecektir. Vücudumuzda da öyle… İhtiyarlıkla harab oluruz, bütün kuvvetlerimize zaafiyet düşer. İşe yaramaz hale gelince en son olarak da ruh vücudu terk eder. Mukaddem ve Muahhar isimlerinin ve sıfâtlarının yegane sahibi benim diyen hazreti Allah her misalin çerçevesini kat kat asar.

MUAHHİR' Dilerse eder tehir,
Bazılarını sonradan verir,
Sırasıyla alacaklar gelir,
Tehir eden MUAHHİR'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Muahhir

Muahhir ismi Mesnevî şerhinde müstakil bir derste açılmaz; yalnız sözlük cildinde kısa tanımıyla geçer. Konuk, ismi şöyle tarif eder: "Muahhir: Her şeyden sonra yine var olan; dilediğini geri koyan; sonunda sâdece kendisi var olarak kalan." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13). Bu tanım, ismin iki yüzünü birden gösterir: hem dilediğini geriye bırakan, hem de her şey gidince yalnız kendisi kalan. Asıl işleniş, Mukaddim ile çift okunduğu Terzibaba bölümündedir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Muahhir

Bu esmâ Füsûs derslerinde müstakil işlenmez.

Terzibaba Külliyatında el-Muahhir

Terzibaba, Muahhir'i her zaman eşi Mukaddim ile birlikte anar; ikisi bir çiftin iki ucudur. Necdet Divanı'nda isim, bir dörtlükle doğrudan tarif edilir.

Muahhir, dilediğini sonraya bırakandır. Necdet Divanı'ndaki manzûme ismin işleyişini sade bir dille koyar:

"MUAHHİR' Dilerse eder tehir, / Bazılarını sonradan verir, / Sırasıyla alacaklar gelir, / Tehir eden MUAHHİR'dir ancak." (Necdet Divanı)

Demek bir şeyin geç gelmesi, unutulması değildir. Sıra vardır; her hak sahibi alacağını sırasıyla alır. Geciken nimet, geri bırakılmış nimettir — gelmeyecek değil, vakti sonraya konmuş. Bu, kulun sabrını besleyen bir okuyuştur: gecikme, mahrumiyet değil tehirdir. Aynı dörtlük, Muahhir'i hemen Evvel ve Âhir isimlerinin yanına yerleştirir: "EVVEL'dir herşeyin evveli... AHIR'dır çünkü her şeyin sonu." Öne almak da, sonraya bırakmak da O'nun elindedir.

Muahhir, Mukaddim ile bir çifttir. İnsân-ı Kâmil (Cilt 5), kemâl isimlerini sıralarken bu ikisini bitişik anar: "El-Mukaddim'ül-Muahhir." Öne alanla geriye bırakan ayrı iki güç değil, aynı tertibin iki yüzüdür. Birini öne çeken el, ötekini sona koyandır; sıralamanın tümü tek bir iradeye bağlıdır.

Değerlendirme

Muahhir, dilediğini sonraya bırakan; her şey gidince yalnız kendisi kalan isimdir. Mesnevî sözlüğü onu kısa tanımıyla verir, Terzibaba ise Necdet Divanı'nın dörtlüğüyle açar: gecikme mahrumiyet değil, sıraya konmuş tehirdir. Üç yerde de isim eşi Mukaddim'den ayrı düşünülmez — öne almakla geriye bırakmak tek iradenin iki yüzüdür. Bu ismi mukaddim ile çift, evvel ve ahir ile komşu okumak gerekir.