Esmâ 61
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 215 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-MUHYİ
Diriltici demektir.
Cümleyi yaşama alıştırır,
Durmadan yeniler oluşturur,
Varlığa can veren MUHYİ'dir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Muhyî
Mevlânâ, Muhyî ismini iki yönden anar: bir yandan onu cemâlî isimler topluluğunun içine koyar, bir yandan da karşıtı Mümît ile birlikte zıt isimlerin nasıl iş gördüğünü açar.
Muhyî, hayat bağışlayan bir cemâl kadehidir. Şerhin bu ismi yerleştirdiği ilk yer, yeryüzünü dirilten cemâlî isimler topluluğudur. Cilt 9 bu isimleri "kerem sahipleri" diye anar:
"Kerem sahipleri'nden kasıt, Mübdi' (yoktan var eden), Muhyî (hayat veren), Musavvir (şekil veren), Latîf, Cemîl, Bedî', Fettâh ve Mün'im gibi cemâlî isimlerdir ki, onların her biri bir kadehe benzetilmiştir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)
Demek Muhyî, tek başına değil, var eden ve şekil veren isimlerle birlikte yeryüzüne dökülen bir hayat kadehidir; toprağın canlanması, bu kadehten bir yudumdur.
Muhyî, Mümît'in karşıtıdır; zıt isimler birbirini inkâr eder. Mevlânâ bu ismi en çok zıddıyla birlikte düşünür. Cilt 2 isimlerin nasıl karşıt çiftler hâlinde işlediğini açar:
"İsm-i Nâfi', ism-i Dârr'a; ism-i Bâsıt, ism-i Kâbız'a; ism-i Muhyî, ism-i Mümît'e muhâliftir. Bunların mazharları olan nefisler ve akıllar dahi tabiî olarak birbirini münkir olurlar." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)
Demek hayat veren Muhyî ile öldüren Mümît birbirine zıttır; bu zıtlık âleme yansır ve canlılar, bu karşıt isimlerin mazharı oldukları için birbirini reddeder. Çeşit çeşit isti'dâdlar (kabiliyetler), işte bu zıt isimlerin eseridir. Hayat ile ölüm, âlemin işleyişindeki iki karşıt kuvvettir; biri olmadan öteki bilinmez.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Muhyî
İbn Arabî, Muhyî ismini hep Mümît ile çift olarak ve Zât'ın zıtları kendinde toplaması bahsinde işler.
Hak bütün zıtları kendinde toplar; Muhyî de Mümît de O'dur. Füsûs'un bu isimle ilgili esas hükmü, hayat verenle öldürenin tek Zât'ta birleşmesidir. Kelime-i İdrîsiyye:
"Hak, bütün ezdâdı (zıtları) cem' etmekle bilinir. Zîrâ Celîl ve Cemîl, Hâdî ve Mudill, Dârr ve Nâfi', Muhyî ve Mümît ancak O'dur. Şu hâlde Hak üzerine cemî'-i ezdâd ile hükmolunur." (Kelime-i İdrîsiyye)
Demek Muhyî ile Mümît, dışarıda iki ayrı kuvvet gibi görünse de, hüviyet-i ilâhiyyede zıtlık yoktur; ikisi de tek Zât'ın iki nisbetidir. Hak, hem hayat veren hem can alan oluşuyla bilinir. Kelime-i Zekeriyyâiyye bu yüzden Muhyî'yi doğrudan Zât'a bağlar: "Rezzâk, Şâfî, Muhyî isimleri, Yüce Allah'ın zâtının isimleri olduğu için, bunları işittiğimiz zaman doğrudan Zât'a geçeriz."
Muhyî var eder, Mümît yok eder; âlem her an yenilenir. Fusûs Mukaddimesi, bu çiftin âlemi nasıl döndürdüğünü "teceddüd-i emsâl" (benzerlerin sürekli yenilenmesi) başlığı altında açar:
"Mûcid, Muhyî, Mübdî, Rahmân, Mün'im, Musavvir, Hâlık ve Kayyûm gibi esmâ, mevcûdâtın vücûdunu ve mezâhirin zuhûrunu iktizâ eder. Mümît, Dârr, Kahhâr, Kābız, Ferd ve Vâhid gibi esmâ dahi mezâhirin ademiyetini (yokluğunu) iktizâ eder. Suver-i âlemin kâffesi dâimâ halk-ı cedîd (yeni yaratılış) içindedir." (TB. Fusûs Mukaddimesi)
Demek âlem durağan değildir: Muhyî'nin başını çektiği isimler her an varlık verir, Mümît'in başını çektiği isimler her an o varlığı geri alır. Âlem bu iki kanat arasında sürekli yeniden yaratılır.
Terzibaba Külliyatında el-Muhyî
Terzibaba, Muhyî ismini en günlük yere — alınan her nefese — kadar taşır; ve onu hep Mümît ile bir çift hâlinde okur.
Her aldığımız nefes Muhyî, her verdiğimiz Mümît'tir. Mü'minûn Sûresi şerhi, bu çifti soyut bir bahis olmaktan çıkarıp tene indirir:
"Cenâb-ı Hak, her ân varlığa isim ve sıfatlarıyla tecellî ederek onu 'var' kılar, sonra bir önceki ândaki tecellîsini ortadan kaldırarak o varlık formunu 'öldürür'. Aldığımız her bir nefes, 'Muhyî' isminin bir tecellîsi; verdiğimiz her nefes de 'Mümît' isminin bir tecellîsidir. Varlık, her ân yok olup yeniden var olan bir tecellîler nehridir." (Mü'minûn Sûresi Şerhi)
Demek Muhyî uzakta, geçmişte ya da kıyâmette değil; tam şimdi, aldığımız nefestedir. İnsan her nefeste yeniden dirilir, her verişte ölür. Câsiye Sûresi bu görmeyişi gafletin kaynağı sayar: "'Ölürüz ve yaşarız' diyenler, ölüm ve hayatın kendilerinde tecellî eden Muhyî ve Mümît isimleri olduğunu bilmediler; bu iki ismin arkasındaki kudreti görmedikleri için ölümü yokluk, hayatı tesadüf sandılar."
Muhyî, gündüzün ve dirilişin ismidir. Mü'minûn Sûresi bu ismi bir sembole bağlar: "Gündüz; zâhiri, kesreti, doğumu, hareketi, bakâ-billâh'ı, Cemâl ve Muhyî isimlerini sembolize eder. Bu iki zıt birbirine karışmadan, tek hakîkatin iki farklı yüzü olarak birbirini tamamlar." Zümer Sûresi ise aynı ismi kıyâmetteki dirilişe taşır: "İkinci üfleme, 'Muhyî' esmâsının tecellîsidir; Muhyî ile, Hakk'ın murâd ettiği sûret üzere yeniden hayat bulunur." Demek Muhyî hem her sabahki uyanışın, hem de son dirilişin ardındaki tek isimdir.
Değerlendirme
Üç kaynak Muhyî ismini "Mümît ile çift" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu hem yeryüzünü dirilten bir cemâl kadehi olarak, hem de Mümît'in karşıtı bir isim olarak anar; zıt isimler âlemin isti'dâdlarını doğurur. Füsûs, hayat verenle öldürenin tek Zât'ta birleştiğini gösterir; Muhyî ve Mümît, âlemi her an yeniden yaratan iki kanattır. Terzibaba külliyatı bu çifti en somut yere — alınan ve verilen her nefese — indirir: her nefes bir diriliş (Muhyî), her veriş bir ölüştür (Mümît). Hepsinin ortak hükmü şudur: Muhyî yalnız "can veren" değil, karşıtı Mümît'le birlikte âlemi her an yokluktan varlığa çeviren, dirilişi sürekli kılan isimdir. Bu ismi mumit ile çift olarak; var ediş yönünü mubdi ve hayy ile, dirilişteki kudretini ise bais ile okumak gerekir.