Esmâ 93
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 272 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EN-NÂFİ
Daima mahlukatına faideli olan demektir.
Eh, rabb-lığa bu sıfât yakışır. Zaten hem yarat, hem yüzüstü bırak, münasip olmaz. Çocuklarını sokağa bırakan kadınlar ve ona göz yuman erkekler bu sıfâttan mahrum kimselerdir. Cenâb-ı Hak şu üzerinde bulunduğumuz yeryüzüne bile ne kadar faideler temin etmiştir. Tabiatı ve kanunlarını yaratmış, ayarlamış; güneşiyle, yağ-muruyla, havasıyla, toprağıyla sanki birer birer meşgul olmuş. Vazifelerini tanzim etmiş, milyonlarca sene sabır ve tahammül göstererek tabiatın, toprağın tekemmül ede ede kendi sırlarını idrak edebilecek kabiliyette insanlar, sevgililer yaratma işini tanzim etmiştir. Ne gariptir kî insanların bazıları hatta büyük bir ekseriyeti bu idrak kabiliyetinden uzaklaşmaktadır. Aslına olan muhabbetleri şehvanî bir şekil almış, kendisini yaratını, yaşatanı ve nihayet öldürecek olanı düşünmeye bile vakit ayıramamaktadırlar. Ne nankör insandır ki kendi hizmetinde olan varlıkların zevkine dalmıştır.
Bey iken tabiatın kölesi olmuştur. Hakkı arayıp bulmanın kabil olmayacağını tahmin edenler, "sahibim" diye bizlere tanıtmak istediği sevgililerini bilseler ve aramızda olduklarını düşünerek aradığı sevgililerini bulsalar ve lazımda olduklarını da düşünerek arasalar, bulmak keyfiyeti de kolaylaşır.
Asiler, nankörler, cahiller, gafiller bir meyvanın kabukları gibidirler. Karpuzun kabuğu kendi içinden habersizdir. İçinden haber alabilmesi için patlaması yarılması, yani bir bıçak darbesi lazımdır ki o darbe de onun Ölümü demektir. Bize cevizin acı olan kalın ve sert kabuğu değil, daha içindeki özü lazımdır. Hatta taze olduğu zaman ince bir kabuğu daha vardır ki onu bile çıkarıp atmak lazımdır.
Fena ve idraksiz insanlar da kâmil ve öz insan olan kimselerin kabukları gibidirler. İçini elde etmek için dışını feda edebiliriz. Bu da onlara verilmiş bir mazhariyettir. Bir sevgilinin canına kıyılırsa, kefaret olarak yetmişbir kişinin kanının akması lazımdır.
İşte herkese faideli olan Rabbülâlemin'e herkesin de bilmukabele onunla alakalanması lazım gelirken bir benlik davasında bulunuruz ki bizi toprağa ve ateşe kadar götüren o davadan, o gaflet duygusundan son saatimizde uyanırız. Ne yazık!
Dinimize saygı ve alaka gösterdiğimiz müddetçe zaferden zafere koşmuşuzdur. Din özdür, milliyetçilik, vatanseverlik kabuktur. Asıl olan din ilmidir. Dünya ilimleri onu ihata edemeyen parçalardır. Benliğimiz, özümüz nurdur, bir deryadır. İsimlerimiz ve şekillerimiz dıştır, kabuktur. Muhtelif görünen, çokluk eden, vahdetdir.
Ezan-ı Muhammedi, Kûr'ân-ı Kerîm, peygamberler, kâmil insânlar, bizleri o vahdete, sonsuzluğa, ışık ve muhabbet âlemine çağırıyorlar.
Balı bilirsiniz, arılar yapar. Çiçeklerin özlerindeki şekeri emerler, bir usta gibi çalışarak kovan içindeki peteklere doldururlar. Onların pisliği yoktur, içi dışı baldır. Hatta taşları bile çiğner çiğner mum posalarıyla beraber atarsınız. Hocalar da kitaplardan, ilham yoluyla gönülden ve kainattan ilim toplayarak bal yapan arılara benzerler. O insanlar yalnız ilim değil, ibret ve hikmet meyvalarının güzel kokularını da alırlar, toplarlar, yerinde sarf ederler ki körlerin gönlünü açan, ölüleri dirilten nefha o kokudur. Cenâb-ı Hakk yarattığı mahlukatıyla da birbirlerine yardım ettirmiş ve nihayet insanlara faideli olmuştur. İslâmiyet'in esası da budur.
Biz de demokrasi, hürriyet, insan hakları v.s. diye Garp Medeniyeti'ne başvuruyoruz. Ne acaiptir ki Garp Medeniyeti örnek olarak İslâm Medeniyetini karşısına alarak İslâm âdetini benimsemek yolundadır. Çünkü, bütün hürriyetler bizim dinimizin esasında mevcuttur. Tek tük İslâmlığı kabul eden Hıristiyanlar da bu seviyeye yükselmiş kimselerdir ki yıllarca yaşadıkları Hıristiyanlığı terketmişlerdir. Bunlar Türk değil, İslâm olmaktadırlar. Bizler de İslâm ile müşerref olmuş Türkleriz, büyüklüğümüz bu bakımdandır.
İlk insanları, vahşi kabileleri, bedevî ve cahil ırkları, saldırgan milletleri biliyorsunuz. İslamlık, peygamberimizin teşvikiyle başlamıştır. İnsanlar selâmetle yaşasınlar, düşünsünler diye Allah en şerefli milletin en şerefli kabilesinin içinden en şerefli insana verilmiş bir kitapla taltif etmiştir.
Eğer biz harplerde zafer kazandıksa Allah'tandır, onun lütfudur. Bugün hür bir millet olarak yaşıyorsak, milletler arasında hatırımız sayılıyorsa o da Allah'ın lütfundandır. İçimizdeki dini bütün velilerin ittihadı ve sevgililerin sayesindedir.
Türklük ittihadı daima Rus düşmanlığını körüklemiştir. Nitekim İslâm ittihadı’da İngiliz düşmanlığını tahrik etmiştir. Ne ise hududumuzu aşmayalım, biz yine yolumuza dönelim.
Getirir oturtur güzelce berri,
Kalmaz gönlünde kötülük gayri,
Şerleri kaldıran NAFİ'dir ancak.