Esmâ 84
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 260 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-RAUF
Affedenleri affeden demektir.
Mal çalanların malını çalarlar, kan akıtanın kanını akıtırlar, bu âlem (men dakka dukka) "Çalma elin kapısını çalarlar kapını" âlemidir.
Herşey karşılıklıdır, affedeni de Raufurrahîm olan Allah' affeder. El verir ki tövbekar olmalı, fenalıklarını karşılayacak iyilik yapmalı.
Can vermek gerektir hep yoluna,
Girmiş isen nefsinin koluna,
Sana yardım eden RAUF'tur ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te er-Raûf
Mevlânâ, Raûf ismini en çok insân-ı kâmilin iki yüzü bağlamında işler: kâmil insan hem celâlî isimlerin (öldüren, kahreden) hem de Raûf gibi cemâlî isimlerin mazharıdır; şefkat, kahrın hemen yanında durur.
İnsân-ı kâmil, öldürdüğüne aynı anda şefkat edendir. Cilt 13, zıt isimlerin tek kulda toplanışını Raûf üzerinden açar:
"Esmâ-i ilâhiyyenin cemiyetine mazhar olan insân-ı kâmil, halkın 'Mümît' isminin gereğiyle hem öldürücüsü, hem de Raûf ve Rahîm isimlerinin gereğiyle halka acıyıp onların bir mâtem edicisidir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13)
Demek kâmil insan bir yandan nefisleri "öldürür" — onları fânilikten geçirir —, bir yandan da Raûf ismiyle o ölüme şefkat ve acımayla bakar. Şerh bunu bir şart olarak koyar: "Eğer bir ârifte böyle zıt ve karşılıklı ilâhî isimlerin hükümleri zâhir olmazsa, o ârif isimlerin bütünlüğüne mazhar olmuş bir küll değildir." Raûf'suz bir kahır, kâmillik değildir; gerçek olgunluk, kahrı şefkatle dengeleyebilmektir.
Raûf ismi, düşmana bile hayır dileten şefkattir. Cilt 5, ismin kâmilde nasıl bir ahlâka döndüğünü gösterir:
"Cemî-i esmâya mazhar olan insân-ı kâmilde 'Raûf' ve 'Atûf' isimlerinin ahkâmı da zâhir olur: 'Ey Hüdâ, bu huydan onu kurtar' diye, ısıran bir köpeğe duâ ederim." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 5)
Raûf mazharı olan kişi, kendisini ısıran köpeğe bile beddua etmez; onun kötü huydan kurtulması için duâ eder. Şefkat burada bir duygu değil, kötülük edene dahi hayır isteyen bir hâldir.
Füsûsu'l-Hikem'de er-Raûf
İbn Arabî, Raûf'u iki yerden işler: şefaat eden isimler sıralamasındaki yeri (Kelime-i Şîsiyye) ve "Allah" ism-i câmiinin bir tafsîli oluşu (Kelime-i Eyyûbiyye).
Raûf, kahrı yatıştıran ilk şefaatçidir. Kelime-i Şîsiyye, ilâhî isimler arasında bir şefaat sırası kurar; Raûf bu sırada öne çıkar:
"Müntakim ve Kahhâr isimlerinin intikam ve kahrediciliği hafif olduğu zaman, Raûf ve Rahîm isimlerinin şefaati ile sâkinleşir. Fakat onların intikam ve kahrediciliği şiddetli olunca, bu isimlerin şefaatini kabul etmezler; işte o zaman Rahmân ismi şefaat eder." (Kelime-i Şîsiyye)
Demek Raûf, kahır celâli hafif olduğunda devreye giren, onu yatıştıran ilk şefkat ismidir. Kahır şiddetlendiğinde iş Rahmân'a kalır; ama günlük hâllerde celâli dengeleyen, Raûf'un şefkatidir.
Raûf, "Allah" isminin bir yüzüdür. Kelime-i Eyyûbiyye, Raûf'u câmi ismin bir tafsîli sayar:
"Bu ismi Rezzâk, Raûf, Atûf, Mu'tî, Vehhâb gibi isimlerle ayrıntılandırırsan, Allah isminin kendi özünde tafsîli olur. Buna göre Allah'tan başkasına şikâyetten nefsi alıkoymak, ilâhî yüzlerden özel bir yüz olan mutlak hüviyetin yüzüne yönelmek demektir." (Kelime-i Eyyûbiyye)
Demek Raûf, "Allah" ism-i câmiinin içinden açılan husûsî bir yüzdür; ona yönelmek aslında câmi isme yönelmektir. Kelime-i Mûseviyye bunu bir âyetle taçlandırır: "İnnallâhe raûfün bi'l-ibâd" — "Allah, kullarına Raûf ve Rahîm'dir"; ve bu şefkatin bir eseri olarak "kötülükleri iyiliklere çevirir" (seyyiâtı hasenâta tebdîl eder).
Terzibaba Külliyatında er-Raûf
Terzibaba, Raûf'a alışılmışın dışında bir mânâ daha yükler: şefkati, kulu korkutmadan ve yükselterek aydınlığa çıkaran bir kuvvet olarak okur.
Raûf, korkutmadan nûra çıkaran isimdir. Hadîd Sûresi şerhi, Raûf ile Rahîm'i ince bir farkla ayırır:
"Raûf, nefsi zulmetten korkutmadan, sevdirerek nûra çıkaran isimdir. Rahîm ismi ise nefsi zulmet içinde bile bırakmaz; ona rahmet tohumları eker ki nûra çıksın. Hakk, abdine âyât-ı beyyinâtı indirir; bu, O'nun Raûf ve Rahîm olmasındandır." (Hadîd Sûresi)
Demek Raûf'un şefkati, korku ve tehditle değil, sevdirerek terbiye eder; kulu karanlıktan çıkarırken onu ürkütmez. Bu, şefkatin en ince yüzüdür: hatayı bağışlarken kulu utandırmamak.
Raûf, "yükseltici" mânâsına da gelir. Risâle-i Gavsiyye, ismi bir hizmet ahlâkına bağlar:
"Yâ Gavs-ı Âzam, ne mutlu sana mahlûkâtıma Raûf olabilirsen ve ne mutlu sana onların hatâlarını bağışlarsan. Raûf, yükseltici mânâsınadır: her birimizin bildiğini ortaya koyup diğerlerinin istifâdesine sunması ve diğerlerinin sunduklarından faydalanması bu mânâ kapsamındadır." (Risâle-i Gavsiyye)
Demek Raûf olmak, başkasının hatâsını bağışlamak ve onu bilgiyle, hizmetle yükseltmektir. Bu okuyuş, ismi pasif bir merhametten çıkarıp karşılıklı yükselten bir alışverişe dönüştürür. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye bunun kaynağını gösterir: "Allah, kullarının hakikatinden Raûf olarak açığa çıkar; ibâdı üzerine şefkati kendi nefsine isnâd etti" — yani Hakk'ın kullarına şefkati, kendi rahmetinin onlarda zuhûrudur.
Değerlendirme
Üç kaynak Raûf'u "şefkat" çevresinde, fakat hep bir denge içinde okur. Mesnevî onu celâlî isimlerin yanına koyar: insân-ı kâmil hem Mümît ile öldüren, hem Raûf ile aynı anda şefkat edendir; bu şefkat, kendini ısıran köpeğe bile hayır diletir. Füsûs, Raûf'u kahrı yatıştıran ilk şefaatçi ve "Allah" ism-i câmiinin bir yüzü sayar; şefkatin eseri kötülüğü iyiliğe çevirmektir. Terzibaba ise ismi inceltir: Raûf, korkutmadan sevdirerek nûra çıkaran ve karşısındakini bağışlayıp yükselten şefkattir. Hepsinin ortak hükmü şudur: Raûf yalnız "çok şefkatli" değil; kahrın yanında dengeyi kuran, hatâyı korkutmadan bağışlayan ve kulu ürkütmeden yükselten bir isimdir. Bu ismi yakın kardeşi rahim ve atuf ile birlikte; celâlî karşıtını ise muntakim ve kahhar ekseninde okumak gerekir.