Abdülkerîm Cîlî'nin Sabır kavramına yaklaşımı nasıldır?
Abdülkerîm Cîlî'nin sabır kavramına yaklaşımı, verilen kaynaklarda doğrudan ve detaylı bir şekilde açıklanmamıştır. Ancak, Cîlî'nin tasavvufî düşüncesinin temelini oluşturan İnsân-ı Kâmil eseri ve bu eserdeki ahadiyet bahsi ile Hakk'ın varlıklardaki tecellîsi anlayışı üzerinden dolaylı çıkarımlar yapılabilir. Sabır, tasavvufta sâlikin Hak'tan gelen her şeye şikâyetsiz tahammülü olarak tanımlanır ve Bakara 153'teki "inna'llâhe maa's-sâbirîn" (Allah sabredenlerle beraberdir) ayetiyle mesnedlenir. Cîlî'nin eserinde ahadiyetin incelikleri ve Allah'ın ilk rahmetinin âlemi kendi özünden halk etmesi gibi konuların işlenmesi¹·², sabrın ilâhî takdîre rızâ ve Hakk'ın her tecellîsine teslimiyet mertebesini vurgulayabilir. Bu bağlamda, Cîlî'nin sabrı, Hakk'ın her varlıkta zuhûr eden isimlerini idrâk ederek eksiklik görmeme ve tenzîhe ihtiyaç duymama hâliyle ilişkilendirdiği düşünülebilir³·⁴.
Detaylı cevap
Verilen kaynaklarda Abdülkerîm Cîlî'nin sabır kavramına dair spesifik bir tanım veya açıklama bulunmamaktadır. Ancak, Cîlî'nin tasavvufî sisteminin ana ekseni olan İnsân-ı Kâmil eseri ve bu eserdeki temel düşünceler, sabır kavramına nasıl yaklaştığına dair bazı ipuçları sunmaktadır.
Öncelikle, sabır tasavvufta sülûk makâmlarından biri olup, sâlikin Hak'tan gelen her şeye şikâyetsiz tahammülünü ifade eder. Bu tahammül, Bakara 155-157'deki "le-neblüvenneküm bi-şey'in mine'l-havfi ve'l-cûi... ve beşşiri's-sâbirîn" (sizi korku, açlık ile imtihân ederiz, sabredenleri müjdele) ayetinde belirtildiği gibi, imtihânlara karşı bir duruştur. Hz. Eyyûb (a.s.) sabır peygamberi olarak bilinir ve onun sabrı "hikmet-i gaybiyye" ile anılır⁵. Bu, sabrın gaybî bir hâl olduğunu gösterir.
Abdülkerîm Cîlî'nin İnsân-ı Kâmil adlı eserinde "ahadiyet bahsi hakkındaki incelikler" ve "Allah'ın ilk rahmeti odur ki onunla bütün âlemi rahmet tecellisiyle onları kendi özünden halk etti" ifadeleri¹·², Hakk'ın her şeyde tecellî ettiği ve her varlığın O'nun özünden geldiği düşüncesini ortaya koyar. Bu anlayış, Cîlî'nin sabrı, Hakk'ın her tecellîsine rızâ gösterme ve her hâli O'ndan bilme şeklinde yorumladığını düşündürebilir.
Ayrıca, Cîlî'nin "Hakk'ı tenzîh, tenzîh'ten tenzîh ile olur" sözü ve "âlemde bulunan varlıkların hepsinde Hakk'ın bir isminin zuhûr ettiği düşüncesi, kişideki hâkim anlayış durumuna gelmişse âlemde eksik bir şey görülmez. Zaten eksiklik yoksa tenzîhe de ihtiyaç duyulmaz" ifadesi³·⁴, sabrın en üst mertebesi olan "sabr-ı sekr" ile ilişkilendirilebilir. Sabr-ı sekr, sâlikin fenâ hâlinde sıkıntıyı sıkıntı olarak algılamadığı bir hâldir. Eğer bir sâlik, Hakk'ın her varlıkta tecellî ettiğini ve âlemde eksiklik olmadığını idrâk ederse, musîbetleri de Hakk'ın bir tecellîsi olarak görüp onlara karşı şikâyetsiz bir teslimiyet gösterebilir. Bu durum, "sabr-ı cemîl" (güzel sabır) olarak da ifade edilen, dış sızlanmanın olmadığı, iç sıkıntının dahi kaybolduğu bir sabır mertebesine işaret eder. Hz. Ya'kûb (a.s.)'ın "sabr-ı cemîl" sahibi olması⁶, bu tür bir sabrın peygamberî bir örnekliğini sunar.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.85“İnsân-ı Kâmil’in (Abdülkerîm el-Cîlî’nin İnsân-ı Kâmil adlı eserinin Abdülkâdir Akçiçek tercümesi) 132. ve 160. sayfaları arasında bazı kısımları okuyorum ve te”Oku
- 2Aşk ve İrfân Yolunda · s.85“İnsân-ı Kâmil’in (Abdülkerîm el-Cîlî’nin İnsân-ı Kâmil adlı eserinin Abdülkâdir Akçiçek tercümesi) 132. ve 160. sayfaları arasında bazı kısımları okuyorum ve te”Oku
- 3DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.210“Abdülkerîm el-Cîlî’nin “Hakk’ı tenzîh, tenzîh’ten tenzîh ile olur.” 412 Sözü, tenzih-i kadîmdir. Âlemde bulunan varlıkların hepsinde Hakk’ın bir isminin zuhûr e”Oku
- 4Aşk ve İrfân Yolunda · s.210“Abdülkerîm el-Cîlî’nin “Hakk’ı tenzîh, tenzîh’ten tenzîh ile olur.” 412 Sözü, tenzih-i kadîmdir. Âlemde bulunan varlıkların hepsinde Hakk’ın bir isminin zuhûr e”Oku
- 5Hz. Eyyûb
- 6Hz. Ya'kûb
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.