İçeriğe atla

Altı Peygamber (Cilt 4) Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları4 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfanî dersler, Hakîkat-i Muhammedî'nin bireysel âlemde yaşanması ve seyr-i sülûk yolunda ilerlemesidir. Bu süreç, nefsin terbiye edilerek ilâhî hakîkatlere açılmayı, zâhirî ve bâtınî çabayı, makâmları kat etmeyi ve ilâhî keşif yoluyla mârifete ulaşmayı gerektirir. Sâlik, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine verdiği asâleti idrâk ederek, beşerî varlığının sınırlılıklarından sıyrılıp, bütün âlemlerde kulaç atabilecek bir kıvama gelmelidir. Bu, sadece bilgi edinmekle değil, aynı zamanda bu bilgiyi yaşayarak, hâl ve makâm sahibi olarak kemâle ermekle mümkündür. İrfâniyet, sâliki dalgıç elbisesi giydirerek hakîkat denizinde boğulmadan yüzmesini sağlayan bir donanımdır.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfanî dersler, öncelikle Cenâb-ı Hakk'ın insana bahşettiği hilâfet makâmını idrâk etmekle başlar. İnsan, kendi asâletini unutarak beşerî varlığıyla yaşamaya çalıştığında, nefis çukurlarında sınırlı bir hayat sürer. Oysa ilâhî nefha ile donatılmış olan insan, "Ona rûhumdan üfledim" (15/29) âyetinin işaret ettiği hakîkat yönünü keşfetmelidir. Bu keşif, irfanî bir dalgıç elbisesi giymekle mümkün olur; aksi takdirde beşerî akılla yapılan çabalar boğulmaktan öteye geçmez.

Seyr-i sülûk, bu irfanî derslerin tatbikat alanıdır. Sâlik, bu yolda duygularından ve şartlanmalarından kurtulmak üzere hızlı bir koşu içinde olmalıdır. Bu koşu, fizikî değil, akılda ve gönülde gerçekleşen bir ilerlemedir. Kabiliyetin yanında gayret de elzemdir; zira gayretli olan, kabiliyeti olmasa dahi daha üstün olabilir. İlâhî bir anlayışa sahip olan kişi bu tebliği alır ve makâmına ulaşır. Hakîkatler, herkesin kabiliyetine göre ve dozunda anlatılmalıdır ki, kişi sapkınlığa düşmesin. İlmin özünü bulanlar, Kur'ân'daki derin mânâları te'vil yoluyla veya ilâhî keşif yoluyla idrâk ederler. Te'vil ve keşif olmadan ârif olunamaz, ancak âlim olunur. Keşif, ilimde gerçekleşir ve peygamberlere gelen vahiy, evliyaullaha gelen ilhâm ve temiz mü'minlere gelen firaset bu keşfin farklı mertebeleridir.

Seyr-i sülûkun mertebeleri, sâlikin nefsini terbiye etmesiyle ilerler:

  1. Şeriat Mertebesi: Bu mertebede sâlik, "ümit ve korku" arasında hareket eder. Kötü amellerden sonra tevbe ve îmân edenler için Rabbin affedici ve merhamet edici olduğu (A'raf-7/153) bilinciyle ümitsizliğe düşmez.
  2. Tarîkat Mertebesi: Yolda ilerledikçe "kabz ve bast" hâlleri oluşur. Nefs kontrole alındığından sıkıntı veren kabz hâline irfanî yönüyle dayanmak gerekir.
  3. Hakîkat Mertebesi: Bu mertebeye gelindiğinde "heybet ve üns" hâlleri oluşur. Sâlikin asâleti dışarıdan bakanlarca anlaşılamaz.
  4. Mârifet Mertebesi: Bu makâma ulaşınca kişiye "Celâl ve Cemâl" tecellileri olur.

Sâlik, nefs-i emmârenin kontrolünden kurtulup, nefs-i levvâme mertebesindeki "inek" (dünya veya nefsin ahlâkı) anlayışını keserek nefs-i mülhimeye geçmelidir. Bu, varlıklardaki izafî kimliklerin düşmesi ve yerini Allah'ın Esmâ'ül Hüsnâ'sının alması demektir. Tevhîd-i ef'âl mertebesinde "Sırat-ı Müstakîm" üzere yol alan sâlik, tevhid-i esmâ'dan sonra "Sıratullah"a ulaşır (Şûrâ Sûresi; 42/53). Bu, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin Allah'a ait olduğunu idrâk etmektir.

Seyr-i sülûkun devamı, Âdem (a.s.)'dan Mûsâ (a.s.)'a kadar geçen sürede insanlığın yaptığı seyri bireysel olarak yaşamaktır. Mûseviyyet mertebesinde tenzih hakîkatini idrâk edememek, nefsi emmâreye düşme tehlikesini barındırır. İbrâhîmiyyet mertebesinde (tevhîd-i ef'âl) Mısır'a hâkim olunsa da, gevşeklik gösterildiğinde nefsin eski hâkimiyeti geri gelebilir. Gerçek isrâ, yani "sıratullah", zâtî hakîkatlerin ortaya çıkmasıyla başlar ve hullet (dostluk) mertebesine ulaştırır. Bu yolculuk, Mûsâ (a.s.) mânâsı ve asâsıyla devam eder, Îsâ (a.s.) ile fenâfillâh hükmüyle gökyüzüne yükselir ve Hz. Muhammed (s.a.v.) devriyle kemâle erer.

Sâlikin günlük hayatındaki irfanî dersler aynı zamanda zikir ve sohbetlerle ilâhî benlik merkezine bağlantı kurmayı, orayı faaliyete geçirmeyi gerektirir. Bu geçiş sağlandıktan sonra "seyr-i fillah" başlar ve ömrün sonuna kadar devam eder. Bu, beyindeki ilâhî benliğin merkezi olan yeri irfan ehli olarak faaliyete geçirmektir. Cezbe hâli, ilâhî lütufları idrâk ederek huşû içinde olmaktır, dışarıdan anlaşılamayan bir hâldir. Bu dersler, hemen öğrenilip tatbik edilecek şeyler değil, ilim olarak alınıp yavaş yavaş bünyeye intibak ettirilerek sindirilmesi gereken hakîkatlerdir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.207melekûtuna kadar herşeyini kullanıyoruz. Cenâb-ı Hakk bizleri kendisine hâlife yapmış oysa bizler bu hakîkatleri bilmediğimiz için yerlerde sürünüyoruz çünkü CeOku
  2. 2Kaynak · s.227hatta hiç denecek şey ile huzurlu olmasını bilir ki, çok huzurlu yaşar. Bir insân altından yapılma binalarda yaşasa, her istediği yapılsa, yine içinde boşluk vaOku
  3. 3Kaynak · s.365bu ikiliğin kalkması gereği ortaya çıkmaktadır ve doğal olarak Mutlak varlık ortadan kalkamayacağına göre izafi olan bizlerin ortadan kalkması gerekiyor ve İsevOku
  4. 4Kaynak · s.301vadisinin hakikati de burasıdır. Nefs-i Sâfiye ye kadar süren seyr, “Sırat-ı Müstakîm” tevhîd-i ef-âl den sonra devam eden seyr ise “Sıratullah” tır. Kûr’ân-ı KOku
  5. 5Kaynak · s.59olanları nîmetlendirelim ve onları imamlar kılalım ve vârisler yapalım.” O gün yaşanılanlar îtibarıyla Mısır’da, bugün ise, her okuyan için kendi beden mülkündeOku
  6. 6Kaynak · s.217fakat kontrollü olacak. Salikler zikir esnâsında cezbe ile öyle hâllere gelirler ki kendilerini yerden yerlere atarlar ve etraftan kimse müdâhale etmez, hatta bOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.