İçeriğe atla

Değmez kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

"Değmez" kavramı, tasavvufî sülûkün çeşitli mertebelerinde, özellikle de sâlikin nefsî benliğiyle mücadelesi ve hakikat idrakindeki eksiklikleri bağlamında işlenir. Bu kavram, bir mürşidin, müridinin gösterdiği gayretsizlik, sadakatsizlik veya irfan eksikliği karşısında sarf ettiği, yapılan çabanın ve harcanan zamanın boşa gittiğini ifade eden bir tepki olarak ortaya çıkar. "Değmez" denilmesi, sâlikin henüz Hakk'ı zuhurâtı itibarıyla değil, nefsî benliği itibarıyla muhatap alması ve kesret âlemindeki zıtlıkları birleştirememesi durumunda, mürşidin o kişiyi kendi hâline terk etmesinin bir ifadesidir. Bu durum, sâlikin ilim, hâl ve makam mertebelerinde yeterli tahakkuku sağlayamadığını, dolayısıyla hakikat-i ilâhiyye, hakikat-i Muhammediyye ve hakikat-i abdiyye irfanını birleştiremediğini gösterir.

Detaylı cevap

"Değmez" kavramı, tasavvufî sülûkte, özellikle mürşid-mürid ilişkisi çerçevesinde, sâlikin mânevî yolculuğundaki duraklamaları ve geri dönüşleri ifade eden bir mertebeyi işaret eder. Bu kavram, bir müridin, kendisine verilen dersleri, ikazları ve himmetleri hakkıyla değerlendirememesi, nefsî benliğinin tesirinde kalarak yolundan sapması durumunda, mürşidin sarf ettiği çabanın karşılıksız kaldığını belirtir.

Mürşidin Bakış Açısından "Değmez": Mürşid, müridine ilim, hâl ve makam mertebelerinde ilerlemesi için rehberlik eder. Ancak mürid, "nefs-i emmâresi itibariyle olan" benliğini muhatap alarak, Hakk'ı kendi hayaliyle var ve zannettiği bir şekilde algılamaya devam ederse, mürşidin çabaları "değmez" hâle gelir. Bu, mürşidin, müridin kendi iradesiyle yolunu ayırdığını ve nefsine uygun bir merci bulması gerektiğini ifade etmesidir. "İnsân-ın en değerli varlığı zamanıdır. Boşa geçen zamanı bir daha geriye getirmek mümkün değildir. Yazık 'değmezmiş.'" ifadesi, mürşidin harcadığı zaman ve emeğin, müridin gayretsizliği yüzünden boşa gitmesini vurgular.

Sâlikin Mertebesi ve "Değmez": "Değmez" denilen sâlik, henüz "cem'ül cem'ül cem" mertebesine ulaşamamış, zıtlıkları birleştirme ve irfan ehli olma kemâlini gösterememiştir. "Mademki her şey Hakk’tır bu yazışmalar neye’dir? Denirse. El cevap, tabi-i ki özleri itibariyle her kes Hakk’tır, ancak zuhurkarı itibariyle her kes’ te mahlûktur. Mahlûk’luk ise kesret’tir kesret ise çokluktur, çoklukta ise zıtlıklar vardır. Gaye ve irfaniyyet bu zıtlıkları toplayabilmektir, bir kimse ne kadar zıddı birleştirebilmişse o kadar kemal ve irfan ehlidir." Bu bağlamda, "değmez" denilen kişi, kesret âlemindeki zıtlıkları birleştiremeyen, nefsî benliğiyle Hakk'ı ayırt edemeyen bir mertebededir.

Biat ve "Değmez" İlişkisi: Biat, hakikat-i ilâhiyye, hakikat-i Muhammediyye ve hakikat-i abdiyye'yi irfaniyetle birleştirip her mertebenin hakkını vererek yaşayabilmektir. "İşte, 'Biat-ı Rıdvan' denilen bu hadise de, bu üç mertebeyi bir arada görmekteyiz. Biri, 'Yedullah' Allah-ın eli, diğeri, 'yed-i Rasûlüllah' Hz. Rasûlüllah’ın eli, diğeri ise, 'yed-i abd' sahâbî’nin, yani kulun elidir." Biatını bozan, yani bu üç mertebeyi birleştiremeyen ve Hakk'a sadakatini sürdüremeyen sâlik için de "değmez" hükmü verilebilir. Bu, sâlikin mânevî yolda ilerleyemediğini ve kendisine verilen anahtarları (Besmele-i şerif, Elham-Fatiha Sûresi ve Fetih Sûresi gibi) irfaniyetle kullanamadığını gösterir.

Sülûk Tatbiki: "Değmez" kavramı, sâlikin ilim, hâl ve makam mertebelerinde yeterli tahakkuku sağlayamaması durumunda ortaya çıkar. Mürşid, sâlikin "boyacı küpü" gibi hemen değişemeyeceğini, mânevî yolun bir adap ve sabır gerektirdiğini vurgular. "Oldukça heyacanlı bir mizacın var, eskilerin dediği gibi bu iş 'boyacı küpü' değilki seni o küpün içine sokup çıkaralım da hemen..." Sâlikin nefsine ağır gelen imtihanlar karşısında gösterdiği tepkiler, onun henüz nefs terbiyesini tamamlayamadığını ve bu nedenle mürşidin gözünde "değmez" bir hâle geldiğini gösterir. Bu durumda, mürşid, sâlikin kendi hâline terk edilmesinin her iki taraf için de daha yararlı olacağını düşünür.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.1GÖNÜLDEN ESİNTİLER: “İBRETLİK, DEĞMEZ DOSYASI” NECDET ARDIÇ TERZİ BABA İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (23) İBRETLİK “DEĞMEZ” D0SYASI Bu ibretlik hadOku
  2. 2Kaynak · s.59sorarsa neden terkettin kapıyı diye,vallahi sizi şikayet edeceğim ona.) (Bu ahdini umarım unutmaz da, şikâyet eder.) (03-temmuz/ 2009) mail-i ni yazmakla hayatıOku
  3. 3Kaynak · s.61[email protected] Subject: Date: Sat, 8 Aug 2009 20:25:58 +0300 Efendim cevabınızı bekliyorum ---------------------------------- Formun Üstü İbretlik (değOku
  4. 4Kaynak · s.55yesen bile mide fesadına uğrarsın. Şartları fazla zorlama ben kimsenin emir eri değilim seni bırakan kimse yok ama benimde naz çekecek hiç halim yok. Bir terim Oku
  5. 5Kaynak · s.35tasavvuf konularını konuştuğum bir arkadaşım var,kendisi bana şöyle bir soru sordu.Bir hadisi kudside Allah şöyle buyuruyor" Sen olmasaydın,sen olmasaydın bu alOku
  6. 6Kaynak · s.63bir irfaniyyet hakikatidir. Ayrıca tenzih, teşbih ve tevhid hakikatlerinin de buluştuğu ve birleştiği müthiş bir sahnedir. Ve bu sahne ve hakikatleri kıyamete kOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.