İçeriğe atla

Hakîkat kavramı hangi Fass ile ilişkilendirilir?

Kavram-Fass Eşleşmesi3 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Hakîkat kavramı, tasavvufî sülûkun üçüncü mertebesi olup, Hak'ın bizzat müşâhede edildiği ve eşyanın hakîkî yüzünün açıldığı kademedir. Bu kavram, Fusûsu'l-Hikem'de özellikle Mûsevîyye Fassı'nın 'kelîmiyyet' bahsinde ele alınır ve bu fass hakîkatin yeridir. Ayrıca, Hakîkat'in daha derin sırları ve incelikleri, Fusûsu'l-Hikem'in Uzeyrî, İsmâîlî, Hûdî ve Ya'kûbî Fassları'nda da açıklanır¹. Her bir varlığın hakîkatinin, mazhar olduğu isim ve müsemmanın aynı olması sebebiyle kalıcı olduğu vurgulanır².

Detaylı cevap

Hakîkat, tasavvufî sülûkun dört mertebesinden üçüncüsüdür: Şerîat, Tarîkat, Hakîkat ve Mârifet. Bu mertebede sâlik, Hak'ı doğrudan müşâhede eder ve eşyanın gerçek yüzü ona açılır. Hakîkat, şerîatin tasdîki ve tarîkatin meyvesi olarak kabul edilir. Kur'ân-ı Kerîm'de Yûsuf Sûresi 100. ayetindeki "Rabbim onu hakîkat kıldı" ve Vâkıa Sûresi 95. ayetindeki "bu hakk'el-yakîn'in kendisidir" ifadeleri, hakîkatin temel dayanaklarıdır.

Hakîkat kavramı, Fusûsu'l-Hikem'de çeşitli fasslarda işlenir. Özellikle Mûsevîyye Fassı, 'kelîmiyyet' bahsiyle hakîkatin merkezi olarak gösterilir. Bunun yanı sıra, hakîkatin esrâr ve hakâyıkı, Uzeyrî Fassı, İsmâîlî Fassı, Hûdî Fassı ve Ya'kûbî Fassı gibi diğer fasslarda da ayrıntılı olarak açıklanır¹. Bu fasslarda, her bir varlığın hakîkatinin, mazhar olduğu ismin ve müsemmanın aynısı olduğu, dolayısıyla varlığın şekli yok olsa bile hakîkatinin kalıcı olduğu belirtilir². Perde ehlinin (hakikatleri göremeyenler) varlıkların tesbihlerini işitemediği, ancak taayyün perdesinden kurtulmuş keşif ehlinin (hakikatleri keşfedenler) ruh kulağıyla bu konuşmaları işittiği ifade edilir². Hakîkat mertebesi, mârifet mertebesine geçiş için bir basamak olup, daha ileri idrakler için Mûsâ Fassı'nın okunması tavsiye edilir³.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.606Bu sebeple hakikatte, Allah tarafından kul üzerinde cebir yoktur. Cebir, ancak kulun kendi hakikatinden kendisine aittir. Allah'ın irâde-i küllîsi, kulun zâhiriOku
  2. 2Kelime-i Âdemiyye · s.804Perde ehli (hakikatleri göremeyenler), onların tesbihlerini işitmez ve bilmezler. Belki taayyün perdesinden (varlıkların belirli bir şekil ve kimlik kazanması pOku
  3. 3Altı Peygamber (Cilt 4) · s.311Bu mevzular bir bakıma tarikat ve hakikat mertebelerindendir. Daha ilerisini isteyen okuyucularımız, Füsus-ül Hikem Mûsâ Fassını okusunlar orada ayrıca marifet Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.