İçeriğe atla

Hazmi Tura'nın Sahv kavramına yaklaşımı nasıldır?

Kişi-KonuOrta düzey6 görüntülenme2 kaynak
Kısa cevap

Hazmi Tura'nın sahv kavramına doğrudan bir yaklaşımı veya bu kavramı özel olarak ele aldığı bir eseri verilen kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir. Ancak, Mesnevî şârihi olması ve tasavvufî derinliği göz önüne alındığında, sahvın tasavvuftaki genel anlamı olan "sekrden sonraki ayıklık" ve "sülûkun kemâli" mertebesini benimsediği çıkarılabilir. Zira, Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde yer alan bir alıntı, "sahv ve akla geldi" ifadesiyle bu hâle işaret etmektedir¹. Bu durum, Hazmi Tura'nın tasavvufî sülûkun zirvesi olarak kabul edilen sahv-ı ba'de's-sekr anlayışına yakın olduğunu düşündürmektedir.

Detaylı cevap

Verilen kaynaklarda Hazmi Tura'nın sahv kavramına dair müstakil bir tanımı veya özel bir yorumu bulunmamaktadır. Ancak, onun tasavvufî kişiliği ve Mesnevî şârihi olması, bu kavramı tasavvufun genel kabul görmüş çerçevesinde ele aldığını düşündürmektedir. Tasavvufta sahv, lügatteki "ayıklık, uyanıklık" anlamının ötesinde, sâlikin sekr hâlinden sonra ulaştığı ayıklık mertebesidir. Bu hâl, "Hak'la birlikte ama ayık olma" durumu olarak tanımlanır ve sülûkun kemâli kabul edilir.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde geçen "Binâenaleyh insân-ı kâmil vech-i bâtınisini gösterdiği vakit, bu zerrelerin akıl ve irâdesi onda mahv oldu ve âlem ondan sarhoş ve cezbedâr oldu; ve yine sahv ve akla geldi" ifadesi¹, Hazmi Tura'nın şerhinde sahvın, sekr hâlinden sonraki bir dönüş ve ayıklık olarak ele alındığını göstermektedir. Bu alıntı, Ankaravî'nin yorumuna göre, sarhoşluk ve cezbe hâlinden sonraki "sahv ve akla gelme" durumunu vurgular. Bu durum, tasavvuftaki klasik "sahv-i ba'de's-sekr" (sekrden sonraki sahv) anlayışıyla örtüşür ki bu, sülûkun zirvesi olarak kabul edilir.

Hazmi Tura'nın Uşşâkî silsilesinde bir tasavvuf büyüğü ve Fatih Camii'nde Mesnevî okutan bir âlim olması², onun tasavvufî terminolojiye ve kavramlara vâkıf olduğunu göstermektedir. Sahv ehlinin imamı olarak kabul edilen Cüneyd-i Bağdâdî'nin çizgisi, sülûkun zirvesinin sekr değil, sekrden sonraki sahv olduğunu belirtir. Bu bağlamda, Hazmi Tura'nın da bu kemâlât anlayışını benimsediği ve sahvı, Hak'la beraber olunan, akıl ve şerîatle uyumlu bir hâl olarak gördüğü çıkarımı yapılabilir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.6109Binâenaleyh insân-ı kâmil vech-i bâtınisini gösterdiği vakit, bu zerrelerin akıl ve irâdesi onda mahv oldu ve âlem ondan sarhoş ve cezbedâr oldu; ve yine sahv vOku
  2. 2Hazmi Tura,
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.