İçeriğe atla

İbrâhîm kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları1 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

İbrâhîm (a.s.) mertebesi, tasavvufta tevhid-i ef'âl'in başlangıcı ve "halkın babası" anlamını taşıyan bir makamdır. Bu mertebe, Hazerât-ı Hamse'nin ilk aşaması ve Yedi Nefs mertebesinden sonraki sekizinci mertebedir. İbrâhîm (a.s.), tevhidin sadece lisânen değil, Allah'ın (c.c.) hakîkatini idrak ederek yaşanması gerektiğini öğreten ilk peygamberdir. Bu mertebede kişi, bütün fiillerin tek bir kaynaktan, Hakk'ın enerjisinden geldiğini idrak eder ve "lâ fâile illallah" kelime-i tevhidini mânâ olarak yaşar. İbrâhîm (a.s.)'ın "Halîl" lakabı, onun Cenâb-ı Hakk (c.c.) ile olan dostluğunun ve ilahi isimleri idrak edip varlığına sindirmesinin bir göstergesidir. Seyr-i sülûk yolunda bu mertebeye ulaşan kişi, bâtınen İbrâhîm ismini taşır ve kendi beden mülkünün babası olur.

Detaylı cevap

İbrâhîm (a.s.) mertebesi, tasavvufî sülûkta önemli bir dönüm noktasıdır ve tevhidin ilk basamağı olan tevhid-i ef'âl'i temsil eder. Bu mertebe, Hazerât-ı Hamse'nin (Beş Hazret) birinci mertebesi olup, Yedi Nefs mertebesinden sonraki sekizinci aşamadır. İbrâhîm (a.s.)'ın ismi "Ebrâhem" olarak da geçer ve "halkın babası" anlamına gelir; bu, onun hem âlem halkının hem de tevhid hakîkatinin babası olduğunu gösterir.

Bu mertebenin temel özelliği, fiillerin birliği bilincidir. Sâlik, bütün âlemdeki varlıkların ve fiillerin tek bir kaynaktan, Hakk'ın enerjisinden hareket ettiğini idrak eder. Bu idrakin kelime-i tevhidi "lâ fâile illallah"tır. Kişi, lafzen "lâ ilâhe illallah" dese dahi, mânâ olarak "lâ fâile illallah"ı söyler. Bu, İbrâhîm (a.s.)'dan önce gelen peygamberlerde kelime-i tevhidin lisânen söylenirken, İbrâhîm (a.s.) mertebesinde "lâ" bölümünün şuhud (müşahede) ile, "ilâhe illâllah" bölümünün ise kelâm ile ifade edilmesiyle belirginleşir. Bu durum, insânlığın tefekkürü ve Hakk'a mi'racı hususunda büyük bir aşamadır.

İbrâhîm (a.s.)'ın "Halîl" lakabı, onun "hullet"ten, yani Hakk ile olan dostluğundan gelir. Cenâb-ı Hakk'ın Âdem (a.s.)'a öğrettiği isimleri İbrâhîm (a.s.)'a giydirmesi, onun ef'âl tevhidi içinde bütün isimleri idrak ederek varlığına sindirmesiyle, yani onları makam edinmesiyle Hakk'ın dostluğuna sahip olduğunu gösterir. Bu mertebede, putlara tapmaktan uzak durma ve gönül Kâbesini nefsânî oluşumlardan arındırma bilinci başlar. İbrâhîmiyyet mertebesine ulaşan kişi, kendi beden mülkünün babası olur ve tevhid rızıklarıyla beslenir; bu, toprak ziraatinden (nefsânî kazançlar) gönül ziraatine (tevhidî rızıklar) geçişi ifade eder.

Seyr-i sülûk yolunda bu mertebeye ulaşan kişi, zâhiren ismi ne olursa olsun, bâtınen İbrâhîm (a.s.) adını taşır. Bu, sadece peygamberlere has bir durum olmayıp, sülûk eden her bireyin bu mertebeleri kendi bünyesinde yaşaması gereken bir hakîkattir. Gerçek târikat, kişiyi bu mertebelere ulaştıran yoldur. İbrâhîm (a.s.) mertebesi, aynı zamanda imamlığın da başladığı bir makamdır. Bu mertebe, ilim, hâl, makam ve tahakkuk aşamalarından geçerek elde edilir; yani kavramın akıl ile bilinmesi (ilme'l-yakîn), kalbin geçici tatması (hâl), hâlin sâbitleşmesi (ayne'l-yakîn) ve sâlikin o kavram olması (hakke'l-yakîn) süreçlerini içerir [Master Cevap: K2-T9].

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.3mertebesi tevhid-i ef’âl’dir. İbrâhîm (a.s.) dan önce gelen peygamberlerde Cenâb-ı Hakk’a (c.c.) yönelme duâ ve niyaz şeklinde iken İbrâhîm (a.s.) da bilinçlenmOku
  2. 2Kaynak · s.41(Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzel belede âminen vecnubnî ve beniyye en na’budel asnâm.) 42 “Hatırla ki; Bir zaman İbrâhîm şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güOku
  3. 3Kaynak · s.9ilk uygulayıp yaşayanları âlem şumul, diğerleri ise bireysel şumuldur, yani sadece kendilerini ilgilendirir. Bu mertebede seçilmişlik İbrâhîmî’ lik tir,yani İbrOku
  4. 4Kaynak · s.7oldu ve öğle namazının farzı bu Dört olarak oldu. Bizler Öğle namazlarında kıldığımız Dört rekât farz namazı İbrâhîm (a.s.) ın hatırasına binâen kılmış oluyoruzOku
  5. 5Kaynak · s.1GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR’ÂN-I KERÎM’de YOLCULUK (14) İBRÂHÎM-SÛRESİ NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (45) İÇİNDEKİLER: Sahife no İÇİNDEKİLOku
  6. 6Kaynak · s.43Kâbe-i Şerif’in çevresi olduğu belirtilmektedir. Bâtınen baktığımızda ise, ziraât toprakta olmaktadır ve bu toprakta bizim bedenimizdir, nefsimizdir. İşte İbrâhOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.