İçeriğe atla

Îseviyye Fassı'nın sâlik için pratik yansıması nedir?

Sâlik AmelOrta düzey6 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Îseviyye Fassı'nın sâlik için pratik yansıması, sâlikin gönlüne mânevî bir veled-i kalbin nefh edilmesiyle tezkiye edilmiş bir gönül evlâdının hayat bulmasıdır. Bu, sâlikin kendi dar aklının ötesinde ilhâm almaya başladığı Nefs-i Mülhime mertebesiyle ilişkilidir. Terzibaba'ya göre bu süreç, insân-ı kâmilin gönlüne İsevî mânânın üflenmesiyle gerçekleşen bir irfâniyet işidir¹. Bu mertebede sâlik, nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanarak Hak'ın hilâfet emânetini izhâra mahal olur ve kendi sırrını, ezelî hakikatini idrâk etmeye başlar.

Detaylı cevap

Îseviyye Fassı'nın sâlik için pratik yansıması, öncelikle sâlikin gönlünde bir dönüşüm ve arınma sürecini ifade eder. Bu süreç, "veled-i kâlp" olarak adlandırılan, tezkiye edilmiş bir gönül evlâdının oluşmasıyla başlar¹. Bu durum, sâlikin nefs mertebelerinde ilerlemesiyle, özellikle Nefs-i Levvâme'nin iki yüzlü salınımını aşıp Nefs-i Mülhime'ye ulaşmasıyla gerçekleşir. Nefs-i Mülhime, sâlikin kendi dar aklının ötesinde, ilhâmın ilk kez açılmaya başladığı bir mertebedir (Nefs-i Mülhime).

Bu ilhâm ve mânevî açılım, mükâşefe olarak adlandırılan bir hâl ile yakından ilişkilidir. Mükâşefe, sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâklere verilen isimdir ve mücâhedenin meyvesidir. Îseviyye Fassı'nın pratik yansıması, bu mükâşefenin özellikle mânevî ve zâtî türleriyle örtüşür. Sâlik, sûretlerin ötesinde bir hakîkati kalbine inmiş gibi anlar (mânevî mükâşefe) veya Hak'ın esmâ ve sıfatlarının doğrudan tecellîsine mazhar olur (zâtî mükâşefe).

Bu süreçte sâlik, kendi nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanarak, Hak'ın hilâfet emânetini izhâra mahal olur. Bu, aynı zamanda sâlikin kendi sırrını açması, ezelî hakikatini ve Hak'la ilişkisinin ezelî mahiyetini idrâk etmesi anlamına gelen mükâşefe-i sır ile de bağlantılıdır. Ancak bu yolculukta dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, sâlikin hayalinin tatlı tuzağına düşmemesidir. Zira bu aşamada kişi, marifet ve keşf sandığı şeyleri kendi hayalinin yansıması olarak yaşayabilir ve kendi ilah tasavvuruna yönelebilir². Bu nedenle, sâlikin gönlünü mâsivâdan temizlemesi, ilâhî tecellilerin yansıdığı parlak bir ayna haline getirmesi şarttır³.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Terzi Baba Necdet Ardıç — Biyografi · s.197------------------- Bâtını Îseviyyetten zâhiri Îseviyyete geçiş başlangıcını bu âyet-i kerîme ile görmekteyiz. ( 19 ) Rasûlün rasûlü olan insân-ı Kâmilin, sâlikOku
  2. 2Câsiye Sûresi · s.60Hayâlî Hevâ: Bu mertebede sâlik, nefsî arzularından ve aklî gururdan geçse bile, bu kez hayalin tatlı tuzağına düşer. Sûfîler buna “ mütehayyile hevâsı ” demişlOku
  3. 3Fâtır Sûresi · s.29sayılan şeylerin taayyün itibariyle Hakk’ın gayri olmakla birlikte bâtında Hakk’ın aynı olduğunu düşünen muhakkik sûfîler, sâlikleri Hakk’ın zâtına yöneltmek içOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.