İçeriğe atla

Kasas kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları7 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kasas kavramı, tasavvufta özellikle Mûseviyyet mertebesi ile ilişkilendirilir ve bu mertebenin hakikatlerini idrak etme sürecinde önemli bir yer tutar. Kasas Sûresi'nin kendisi, Mûsâ (a.s.) kıssaları üzerinden sâlikin seyr-i sülûkundaki aşamaları, nefsle mücadelesini ve ilâhî hakikatlere ulaşma yolculuğunu hikâye eder. Bu mertebede sâlik, tevhid-i esmâ hakikatini yaşar ve nefsinin emmâre ve levvâme halleriyle yüzleşir. Kasas, bu mertebedeki tecrübelerin, ilimden hâle, hâlden makama ve nihayet tahakkuka doğru ilerleyen bir süreçte nasıl yaşandığını anlatır.

Detaylı cevap

Kasas Sûresi'nin tasavvufî yorumunda, sûrenin adı olan "kasas" kelimesi, "bildirme, anlatma, hikâye etme, iz sürme, kıssa" gibi anlamlara gelir. Bu, sâlikin kendi iç yolculuğunda yaşadığı hâlleri ve mertebeleri bir kıssa gibi takip etmesi, idrak etmesi ve tahakkuk ettirmesi anlamına gelir. Sûrenin ebced değeri ve sûre numarası (28), Îseviyyet mertebesinin ifadesi olarak görülse de, sûre içindeki Mûsâ (a.s.) kıssaları nedeniyle Mûseviyyet mertebesinin temel bir yönelişi olarak ele alınır.

Mûseviyyet mertebesi, tasavvufî seyr-i sülûkta "tevhid-i esmâ" mertebesine karşılık gelir. Bu mertebede sâlik, kendi varlığında tecelli eden ilâhî isimlerin hakikatlerini idrak etmeye başlar. Bu idrak süreci, "Âdem'in" özelliği olan, kendisinde hem müspet hem de menfi zıt esmâların tamamının bulunması hakikatini keşfetmekle başlar. Her bir insanın Âdemî nesilden gelmesi hasebiyle bu özelliklere sahip olduğu belirtilir.

Mûseviyyet mertebesine ulaşan bir derviş, bu mertebenin karşıtları olan Fir'avun ve Hâmân ile karşılaşır. Bunlar, sâlikin beden mülkünde hüküm süren nefs-i emmâre ve nefs-i levvâme halleridir. Fir'avun nefs-i emmâreyi, Hâmân ise nefs-i levvâmeyi temsil eder. Bu mertebede, sâlikin aklı küll'den gelen anlayışları ve vâridatları öldürmeye çalışan nefs-i emmâre ile mücadelesi başlar. Mûsâ (a.s.)'ın Fir'avun'un kucağında büyümesi kıssası, bâtınî olarak nefs-i emmârenin, Cenâb-ı Hakk'ın ona verdiği muhabbetle, kendi yerini alacak olan Mûseviyyet mertebesini (veledi kalbi) büyütmesi olarak yorumlanır.

Mûsâ (a.s.)'ın Kıptî'yi öldürmesi kıssası ise, sâlikin beden şehrinde (vücut şehrinde) dolaşırken karşılaştığı celâlî ve cemâlî esmâdan, celâlî olanı (nefs-i emmâreyi) ortadan kaldırması olarak açıklanır. Bu, ilâhî ilim ve hikmetin Mûsâ (a.s.)'da faaliyete geçmesiyle gerçekleşir. Sâlikin bu mertebede "Rabbim, ben nefsime zulmettim" diyerek mağfiret dilemesi, kendi nefsî benliğinden kurtularak Ulûhiyetine yükselme ve ilâhî benliğiyle huzura kavuşma arayışını ifade eder. Bu, ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakke'l-yakîn aşamalarından geçerek "o" olma, yani fenâfillâh hükmüne ulaşma yolculuğudur.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.1GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK (28) KASAS SÛRESİ NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (55) SAYFA NO İÇİNDEKİLER:…………………………………Oku
  2. 2Kaynak · s.61ve bizlerde mertebeleri olan yaşantılardır. Çünkü zaman, zaman konuşuluyor ya, ne var Âlemde o var Âdemde. O halde ne varsa Âdem’de, Mûsâ (a.s.) da var. Âdem’deOku
  3. 3Kaynak · s.39dolayısıyla, Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın vermiş olduğu ilim Mûsâ (a.s.)’da faaliyete geçmiştir. Hikmet bir şeyi yerli yerinde kullanmak, ilim ise bir 37 şeyin hakikâtOku
  4. 4Kaynak · s.25diğerlerinin ise kendi hakikâtleri ile küfürlerine ulaşmaktadır ki, bu da bir yoldur kimse durup dururken küfür ehli olmamaktadır. “Bu kadar cehâlet nasıl elde Oku
  5. 5Kaynak · s.21ifâde eder. Hakk-el yakîyn ise bilginin sâhibi olmak, kendisi olmak demektir. Buna şekeri misal gösterirsek: Birincisi şekeri târif etmektir, İkincisi şekeri taOku
  6. 6Kaynak · s.33ki firavun, Hâmân ve o ikisinin ordusu, kasten suç işleyenlerdi.” Cenâb-ı Hakk (c.c) bu Âyet-i Kerîme’de de görüldüğü üzere ne kadar büyük bir oluşum ortaya getOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.