Kün Feyekün kavramı hangi farklı dillerde (lugat / akâid / mârifet) ele alınır?
Kün Feyekün, "Ol! O da olur" emri olup, tasavvufta üç farklı dilde ele alınır. Lugat dilinde kelimenin sözlük anlamı olan "ol" emri ve "hemen olur" ifadesini kapsar. Akâid dilinde, Allah Teâlâ'nın bir şeyi murad ettiğinde ona "ol" demesiyle her şeyin yoktan var olması, yani âni ve sebepsiz halk hakikati vurgulanır. Mârifet dilinde ise bu emir, Hakk'ın icâdî sözü, halkın bizzat hakikati ve Hakk'ın kendi zâtının kendi zâtına tecellîsi olarak idrak edilir; bu tecellîde emir mertebeler arası bir iletişim aracı olarak işlev görür ve muhâtabı a'yân-ı sâbite olarak kabul edilir.
Detaylı cevap
Tasavvufî kavramlar, lugat, akâid ve mârifet olmak üzere üç farklı dilde incelenir. Kün Feyekün kavramı da bu üç dil üzerinden derinlemesine anlaşılır.
Lugat dili açısından Kün Feyekün, "Ol!" emri ve "hemen olur" ifadesinin sözlük anlamını taşır. Nahl Sûresi'nde geçen "İnnemâ kavlunâ lişey-in izâ eradnâhu en nekûle lehu kun feyekûn(u)" (Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen oluverir) ayeti bu lugavî anlamın temelini oluşturur¹. Kamer Sûresi'nde ise "Kün-ol" denildiğinde "Fe" ile hemen oluşun başladığı, "yekünü-hemen olur" ifadesiyle de bu oluşun aciliyetinin vurgulandığı belirtilir². "F" harfi, bu aciliyeti ve itirazsızlığı ifade eder³.
Akâid dilinde Kün Feyekün, Allah Teâlâ'nın "Ol" demesiyle her şeyin yoktan var olması, yani âni ve sebepsiz halk hakikatidir. Bu halk, sebep-sonuç sıralaması olmaksızın, doğrudan ilâhî emirden vücuda gelir. Bu emir, ezelîdir ve vakit içinde değildir; bir lafzî yapım değil, vücud-ı haricîye bir iniştir. Şûrâ Sûresi'nde, Allah'ın bir şeyin olmasını murad ettiğinde ona "kün" dediği ve o şeyin hemen olduğu, çünkü orada oluşacak kabiliyetin bulunduğu ifade edilir⁴. Bu oluş, bütün kâinatlarda geçerlidir ve her kâinatta ayrı bir hükümle gerçekleşir⁴.
Mârifet dilinde ise Kün Feyekün, Hakk'ın icâdî sözü ve halkın bizzat hakikatidir. Bu emir, Hakk'ın emr-i tekvînîsidir ve bir mertebeden diğerine inişi ifade eder. En derin katmanda ise bu, Hakk'ın kendi zâtının kendi zâtına tecellîsidir; bu tecellîde "kün" emri yoktur, çünkü emir mertebeler arası bir iletişimdir, zât-ı sırfta mertebe bulunmaz. Bu emrin muhâtabı, tasavvufî anlayışa göre a'yân-ı sâbite olarak kabul edilir. Kün Feyekün hakikatinin zuhûratı ve müşâhedesi, Cenâb-ı Hakk'a hamd-ü senâ vesilesidir⁵.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.
- 1Nahl Sûresi, s. 69““İnnemâ kavlunâ lişey-in izâ eradnâhu en nekûle lehu kun feyekûn(u)” Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen o”Oku
- 2Kamer Sûresi, s. 20““Kün-ol” der, ( Fe) ( Ye) Feyekünü-hemen olur. “Ye” “Fe”nin aynası, “Fe” ise, “Kaf”ın aynasıdır. Kudret-i İlâhiyye sahibi olan Zât-ı mutlak, kudret “kâf-ı” ”Oku
- 3Sohbet Arası Sohbetler (24), s. 94“İşte Cenabı hak iradesiyle kavliyle bunları kabul edecek sahayı âlemleri hazırladı, sonra kûn dedi. Onlarda yapmaya hazır olduğundan “Belî” evet dediler ve zuhu”Oku
- 4Şûrâ Sûresi, s. 123““Emrimizden” buyurulması; Bu emir “kün” dür, zât-ı ilâhi bir şeyin olmasını murad ederse ona “kün” (ol) der, “feyekünü” (o da hemen olur.) Çünkü orada oluşacak ”Oku
- 5Nahl Sûresi, s. 83“Kitâbımız da yazdığımız (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün” Ol der ve Oluverir hakîkatının zuhûrâtı ve müşâhadesi için, Cenâb-ı Hakk (c.c)’a Hamd-ü senâ ederiz. (Mur”Oku
Dayandığı eserler
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.