İçeriğe atla

Mü'minûn Sûresi Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları1 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, nefs terbiyesi, vahdet idrâki ve ilâhî feyzlerle beslenerek Hakîkat-i Muhammediyye gemisine binme ekseninde şekillenir. Maddî ve nefsânî arzulardan arınarak mânevî yükseliş, tevhîd-i sıfat makâmına ulaşmayı hedefler. Sâlik, helâl ve tayyib rızıklarla beslenirken, bâtınen ilâhî feyzleri ve ma'rifet bilgilerini içselleştirir. Amellerini, Hakk'ın fiili olduğu idrâkiyle "dışı halk içi Hakk" olarak icrâ eder. Kendi varlığını ve hayvanî nefsini bir ibret vesilesi görerek, zâhirî sûretten bâtınî ma'nâya geçiş yapar. Bu süreçte, kendi sınırlı anlayışını mutlak hakîkat sanmaktan sakınır ve tüm tecellîlerde tek olan Vücûd'u müşâhede etmeye çalışır. Bu, hem kendi hakîkatini hem de Hakk'ın her sûretteki tecellîsini idrâk etme yolculuğudur.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, makâm ve hâl ekseninde ilerlerken, hem nefsânî arınmayı hem de ilâhî hakîkatlere vukûfiyeti kapsar. Öncelikle, sâlikin maddî dünyâdan ve nefsânî arzulardan arınarak yükselmesi, tevhîd-i sıfat makâmına ulaşması hedeflenir. Bu, geçici bir hâl değil, kalıcı bir makâmdır ve sâlikin mânen ulaştığı sükûnet, huzûr ve istikrâr mahallidir. Bu makâmda, "kesintisiz akan kudsiyyet pınarı" gibi ilâhî ilimler ve hikmetler gönle akmaya devam eder, sâhibini diri tutar ve başkalarına da mânevî hayat verir (Kaynak 1).

Günlük amellerde sâlik, "temiz şeyler yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz" emrini hem zâhiren helâl yiyeceklerle hem de bâtınen ilâhî feyzleri ve ma'rifet bilgilerini içselleştirerek yerine getirir. Bu mânevî gıdalar, ancak nefsin kirlerinden arınmış ve saflaşmış bir gönül ile idrâk edilebilir. Sâlih amel, zâhiren fiziksel ibâdetleri, bâtınen ise işlediği fiilin hakîkatte Hakk'ın fiili olduğu idrâkiyle "dışı halk içi Hakk" olarak işlenen amelleri ifâde eder. Hakk'ın "bilmesi", fiilin gerçek fâilinin, kendi fiilini kendi zuhûr mahalli olan kulda bilmesidir (Kaynak 1).

Sâlik, kendi beden varlığını ve hayvanî nefsini bir ibret vesilesi olarak görür. "Hayvânlarda sizin için elbette bir ibret vardır" âyeti gereği, kendi nefsine ve bedenine bakarak ilâhî hakîkatlere geçiş yapar, varlığın dış kabuğunda takılı kalmaz. Bu, sütün kan ve fışkı arasından saf bir şekilde çıkması gibi, ilâhî hakîkatlerin de kesîf, dünyevî ve nefsânî varlığın içinden zuhûr etmesidir. Bu süreçte içirilen "ma'rifet ve hikmet sütü", kulun kendi çabasının yeterli olmadığını, Zâtî yardım ve lütufla mümkün olduğunu gösterir ve bu ilimler ancak ehli olan âriflerden alınabilir (Kaynak 6).

Mânevî yolculukta sâlik, nefsin terbiye edilmesiyle "kara yolculuğunu" tamamlar ve "deniz yolculuğuna" geçer. Bu, madde âleminden ma'nâ âlemine geçişi temsil eder ve vâsıtası Hakîkat-i Muhammediyye gemisidir. Bu geminin kaptanı mürşid-i kâmil'dir. Gemiye binerken nefs, ameller ve şerîat ahkâmı terk edilmez, terbiye edilmiş olarak gemiye bindirilir ve birlikte seyir edilir. Enfüsî mânada, gemi kişinin bedeni, kaptan ise Hakîkat-i Muhammediyye'ye uyum sağlamaya çalışan aklıdır (Kaynak 4).

Sâlik, kendi sınırlı anlayışını mutlak hakîkat sanmaktan kaçınır. "İnsanlar ise, din işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir" âyeti, kesret anlayışıyla perdelenmiş insanların hâlini anlatır. Her grup, ilâhî isimlerden birinin tecellîsini mutlak hakîkat sanır. Oysa bu tecellîler, tek olan Vücûd'un Zât-ı Mukayyed yönüyle âlemlerdeki farklı zuhûrlarıdır. Ârif ise, tüm bu isimlerin ardındaki tek müsemmâ'yı gören ve bilen kişidir. Bir irfân sahibi hakîkaten ârif olduğu zaman, tek bir itikâd ile kayıtlanmaz, tüm itikâdları câmi ve hâvi olur, hepsinin aslına vâkıf olur (Kaynak 2, 3). Bu, Cüneyd-i Bağdâdî'nin "Suyun rengi kabının rengidir" sözüyle izah edilir; ârif, Hakk'ın mezâhirin isti'dâdı hasebiyle zâhir olduğunu bilir ve her sûrette ve her mu'tekadde Hakk'ı müşâhede eder (Kaynak 3).

Son olarak, sâlik duâlarında "İğfir" (bağışla, ört) derken, vehme kapılıp şirk-i hafîye düşmekten, kendini Hakk'tan ayrı bir varlık vehmetmekten ötürü af diler. "İrham" (şefkat göster, merhamet et) talebiyle de, benlik vehmi ortadan kalktıktan sonra, Hakk'ın rahmet sıfatının tecellî etmesini, kendisinin bir "rahmet tecellîgâhı" olmasını diler. Bu, "beni kendi rahmet sıfatınla sıfatlandır, varlığımı rahmetinin bir aynası kıl" duâsıdır. Zira ârif, âlemde gördüğü tüm merhamet fiillerinin, farklı sûretlerde görünen Hakk'ın Rahîm isminin tecellîleri olduğunu idrâk eder (Kaynak 5).

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.93tepe ): Bu, maddî dünyâdan ve nefsânî arzulardan arınarak yükselmiş, mi'râc etmiş olan kimselerin makâmıdır. Tevhîd-i sıfat tepesidir. " Zâti karâr " ( Karar kıOku
  2. 2Kaynak · s.99Yâni, aradaki zâhirî farklılıklara aldanıp, kabuklarda kaybolup, her şeyin hakîkati olan ve her ân sizlerle birlikte olan Tek olan Rabbinizi (Rabb'ül Erbâb) unuOku
  3. 3Kaynak · s.101arzu ettiği meselelerden biri de "ÂRİF" hakkındadır. " Fe-izâ kâne'l-ârîfu ârîfen hakîkaten fe-lem yetekayyed bi-mu'tekadin... " ( Bir irfân sahibi hakîkaten ârOku
  4. 4Kaynak · s.51kan ile fışkı (atık) arasından saf bir şekilde çıkması gibi (Nahl 16/ 66), ilâhî hakîkatler de bu kesîf, dünyevî ve nefsanî varlığın "içinden" zuhûr eder. " NusOku
  5. 5Kaynak · s.203Rabbim ): Kulun duâya başlarken yaptığı bu nidâ, kendi rabb-i hâss'ına yönelişidir. " İğfir " ( Bağışla, ört ): Zâhiren "işlemiş olduğum günâhları ört, onları bOku
  6. 6Kaynak · s.49zaman "vahdet" olur. Ayrıca, zeytinin tek çekirdekli bir meyve olması da yine "vahdet"in ifâdesidir. Zeytin hasat edildiğinde hemen yenebilen bir meyve değildirOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.