İçeriğe atla

Rabb-ı Hâss istidadımızın zirvesi midir; Âlemlerin Rabbi'ne (Rabbü'l-Erbâb) erişmek bizim için muhal midir? Takvâ özden/Rabb-ı Hâss'tan, kötülük beşeriyet cihetinden mi gelir ve istidat hiç genişlemez mi?

Soru-Cevapİleri düzey1 görüntülenme
Kısa cevap

Hayır — Rabb-ı Hâss zirve değil, kapıdır. Kitap tam aksini söyler: "Bu rabb-ı hâssları tanımak sûretiyle… kişinin rabb-ı hâsstan Rabbü'l-Erbâb'a ulaşması gerekmektedir. Hakk'ı bulmak bu yolla mümkündür." Dahası tek Rabb-ı hâssta kalmak bir eksikliktir: "o zaman biz yine tek ahlâkta kalmış oluruz… o rabb-ı hâssların hepsinden istifade ederek Rabbü'l-Erbâb'a ulaşmamız mümkün olmaktadır." Fenâfillâh da bu geçişle tarif edilir. Muhal olan Zât'ı ihâtadır; vusûl matluptur. İkinci tashîh: Rabb-ı Hâss dâimâ "takvâ tarafı" değildir — "rabb-ı hâssı Mudill ismi ise… Hâdî ismi ise…"; hem fücûr hem takvâ aynı nefse ilham edilmiştir (Şems 91:8). Üçüncüsü: istidâd-ı gayr-ı mec'ûl sabittir, fakat tecellî nispetleri değişir ve mes'ûliyet oradadır: "Rahmân esmâsı bizde artışa geçer, o arttığı kadar Kahhâr azalır. İşte bizim mes'ûliyetimiz buralarda oluşmaktadır."

Detaylı cevap

Kurulan şema (vücûd-u müsteâr → enfüs/âfâk → Rabb-ı Hâss, beşeriyet, vesvese / âdetullah, olay örgüsü) büyük ölçüde isabetlidir; iki mühim tashîh gerekir.

Tasdik edilen kısımlar. "Rabb-ı Hâss terbiye eder" tespiti kitabın birebir lafzıdır: "mazhar olduğu esmâ-i külliden birisi onun rabb-ı hâssıdır ve onu terbiye eder." Vücûd-u müsteâr hükmü de kitapla örtüşür: "nâmütenâhî olan vücûd-ı vâhid-i Hakk'ın yüzeyinde, vücûdât-ı kesîrenin bi'l-istiklâl ispatı kâbil değildir." "Sistem enfüstekini âfâka çıkarır" hükmü kitabın "a'yân-ı sâbite programı içerisinde, kader hükmü ile peyderpey zuhûra çıkmaktadır" ifadesinin karşılığıdır. Âdetullah/şeriat/mîzanın gerekliliği de yerindedir; kitap emr-i teklîfîyi "bu âlem-i kesîfde her ferdin isti'dâd ve kâbiliyyeti temeyyüz etmek için" diye tarif eder.

Birinci tashîh: "Rabbü'l-Erbâb'a erişmek muhaldir" — kitap tam aksini söyler.

"Bu rabb-ı hâssları tanımak sûretiyle Rabbü'l-Erbâb'a ulaştırılması… kişinin rabb-ı hâsstan Rabbü'l-Erbâb'a, yani esmâ-i ilâhiyyenin hepsini kapsamına alan Allah ismine ulaşması gerekmektedir. Hakk'ı bulmak bu yolla mümkündür."

Ve daha sarîhi: "rabbı yönüyle Rabbü'l-Erbâb'a ulaşması mümkündür. Bakın burası mühimdir." Dahası kitap, tek bir Rabb-ı hâssta kalmayı bir eksiklik sayar: "Eğer… Rabb-ı hâssımız tek olarak hangisidir dersek, o zaman biz yine tek ahlâkta kalmış oluruz… O rabb-ı hâssların hepsinden istifade ederek Rabbü'l-Erbâb'a ulaşmamız mümkün olmaktadır, oradan da sıfatlara ulaşmamız mümkün olmaktadır."

Yani Rabb-ı Hâss zirve değil, kapıdır; zirve sanılırsa yol kapanır. Kitap fenâfillâhı tam da bu geçişle tarif eder: "Rabbından da Rabbü'l-Erbâb'a yolculuğu yapınca… kişi o zaman Hakk'ta fânî olmuş olmaktadır. İşte fenâfillâh mertebesi burasıdır." Muhal olan Zât'ı ihâta etmektir; vusûl muhal değil, matluptur.

İkinci tashîh: Rabb-ı Hâss dâimâ "takvâ tarafı" değildir.

Takvâyı öze/Rabb-ı Hâss'a, kötülüğü beşeriyete vermek eksik kalır. Kitap şöyle der: "Meselâ rabb-ı hâssı Mudill ismi ise, cümle mevâtında onda galiben bu ismin ahkâmı zâhir olur; ve rabb-ı hâssı Hâdî ismi ise… bu ismin ahkâm ve âsârı zuhûr eder." Demek ki Rabb-ı Hâss Hâdî de olabilir, Mudill de. Dolayısıyla mücadele "öz ile beşeriyet arasında" değil, kişinin hangi esmânın kapısından yürüdüğü üzerindedir. Nitekim Şems 91:8'de fücûr da takvâ da aynı nefse ilham edilmiştir; ikisi de "dışarıdan" değildir — bu haliyle "enfüse dışarıdan bir şey girmez" sözü doğrudur, fakat neticesi öz=takvâ / beşer=şer şeklinde çıkmaz.

Buna bağlı incelik: istidat sabittir, nispetler değişir. "İstidat genişlemez" hükmü istidâd-ı gayr-ı mec'ûl için doğrudur. Fakat kitap tecellî nispetlerinin değiştiğini ve mes'ûliyetin tam da orada doğduğunu söyler: "Kahhâr esmâsından 10, Rahmân esmâsından 9 verdi; gaflette olursak Kahhâr 10, 11 diye artışa geçer… gayret edersek Rahmân esmâsı bizde artışa geçer, o arttığı kadar Kahhâr azalır. İşte bizim mes'ûliyetimiz buralarda oluşmaktadır." Kap sabittir; kabın hangi yüzünün parladığı değişir — muallak kader de budur.

"Ben kulumun zannı üzereyim" istişhâdı ve "herkesin Rabbi kendi kimliğince" çıkarımı yerindedir; kitabın rabb-ı hâss tarifi bunu destekler. Yalnız bunu bir kader kilidi değil bir davet olarak okumak gerekir: zan değişebildiği için tecellî de değişir.

Hulâsa: (a) Rabb-ı Hâss zirve değil kapıdır; Rabbü'l-Erbâb'a vusûl muhal değil maksûddur (muhal olan ihâtadır). (b) Rabb-ı Hâss hayrın da şerrin de ismi olabilir; mücadele öz-beşer arasında değil, hangi kapıdan yürüdüğümüzdedir. (c) İstidat sabittir ama tecellî nispetleri değişir ve mes'ûliyet oradadır.

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.