Şîsiyye Fassı'nın sâlik için pratik yansıması nedir?
Şîsiyye Fassı'nın sâlik için pratik yansıması, Hakk'ın zâtına yönelmek ve Hak ile kul arasındaki perdeleri ortadan kaldırmakla gerçekleşir. Bu fass, sâlikin nefsî arzulardan ve aklî gururdan geçse bile hayalin tuzağına düşebileceği "mütehayyile hevâsı" tehlikesine işaret eder¹. Sâlik, gönlünü ilâhî tecellilerin yansıdığı parlak bir ayna gibi görüp, mâsivâyı engelleyen tozları temizleyerek Hakk'a ulaşmayı hedefler². Bu süreçte sâlik, kendi nefsini idrak eder ve "nefsini bilen Rabb'ini bilir" hakikatine irfaniyet zevkiyle erişir; ancak bu mertebede başkalarına eğitim verme yetkinliğine henüz sahip değildir³.
Detaylı cevap
Şîsiyye Fassı'nın sâlikteki pratik işleyişi, öncelikle sâlikin niyet ekseninde Hakk'ın zâtına yönelmesini gerektirir. Sâlik, taayyün itibariyle Hakk'ın gayrı olan ancak bâtında Hakk'ın aynı olduğu düşünülen şeylerin, Hak ile kul arasındaki perdeler olduğunu idrak eder ve bu perdeleri ortadan kaldırmaya niyet eder². Bu niyet, kalbin Hak'la mütâbık kılınmasıdır.
Fiil ekseninde ise sâlik, gönlünü ilâhî tecellilerin yansıdığı parlak bir ayna gibi görüp, mâsivâyı yani yansımayı engelleyen tozları temizleme ameline girişir. Hüseyin Lâmekânî'nin "Pâk eyle gönül çeşmesin tâ durulunca" mısraı bu fiilî temizliğin bir ifadesidir². Bu temizlik, sâlikin nefsî arzulardan ve aklî gururdan geçmesini, hatta "mütehayyile hevâsı" denilen hayalin tatlı tuzağından kurtulmasını içerir; zira bu aşamada sâlik, keşf sandığı şeyleri kendi hayalinin yansıması olarak yaşayabilir ve kendi ilah tasavvuruna yönelebilir¹.
Hâl ekseninde, bu sürekli temizlik ve yöneliş, sâlikin nefsini idrak etmesi hâlini doğurur. Sâlik, kendi benliğini idrak etmiş olur ve bu idrak, "Nefsini bilen Rabb'ini bilir" hakikatine irfaniyet zevkiyle erişmesine vesile olur³. Bu hâl, sâlikin kendi kendine halife ve mehdi olması anlamına gelir.
Ma'rifet ekseninde ise sâlik, Hakk'ın zâtına ait sıfatları, yani Sıfât-ı Zâtiyye'yi nefiy yoluyla idrak eder. Bu sıfatlar, Hakk'ın "yok değildir" (vücud) ve "sonradan değildir" (kıdem) gibi nefy ile bilinen sıfatlarıdır. Şîsiyye Fassı'nın bu pratik yansıması, sâlikin kendi sırrını açması, yani mükâşefe-i sır ile kendi ezelî hakikatini ve Hak'la ilişkisinin mahiyetini idrak etmesiyle de ilişkilidir. Ancak bu mertebede sâlik, başkalarına eğitim verecek durumda değildir³.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Câsiye Sûresi · s.60“Hayâlî Hevâ: Bu mertebede sâlik, nefsî arzularından ve aklî gururdan geçse bile, bu kez hayalin tatlı tuzağına düşer. Sûfîler buna “ mütehayyile hevâsı ” demişl”Oku
- 2Fâtır Sûresi · s.29“sayılan şeylerin taayyün itibariyle Hakk’ın gayri olmakla birlikte bâtında Hakk’ın aynı olduğunu düşünen muhakkik sûfîler, sâlikleri Hakk’ın zâtına yöneltmek iç”Oku
- 3Târık Sûresi · s.14“Sâlik rû’yalar ile durumunu anlamaya başlar. Bu seyr (نجم) “Necm” yıldızının yansıması ile olur. Sayısal ifâdesi, (ن) Nun:50, (ج) Cim:3, (م) Mim: 40, (50+3+40)=”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.