İçeriğe atla

Sohbet Arası Sohbetler CD 7 (2001) Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, Hakîkat-i Muhammediyye'nin bir mirası olarak, ilâhî hakîkatleri idrak edip tatbik etme ve nefs hevâsından kurtulma üzerine kuruludur. Bu dersler, zikrin sadece dil ile anma değil, aynı zamanda ilâhî hakîkatleri hatırlayarak zuhurda faaliyete geçirme mânâsını taşır. Kişi, kendini ve kendindeki ilâhî hakîkatleri ortaya çıkararak "tahallâku bi ahlâkıllâh" hükmünce Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmaya başlar ki bu da "ahlâk-ı Kur'âniyye"dir. Bu süreç, kalplerin Allah'ın zikriyle huzur bulduğu ve zâkir ile mezkûrun birleştiği "mutlak huzur" hâline ulaşmayı hedefler. Makamlar, sâlikin amel ve tahkîk ile elde ettiği istikrarlı manevî mertebeler olup, hâlden farklı olarak süreklilik arz eder ve kişinin günlük yaşam alanı hâline gelir.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, mertebeler ve makâmlar üzerinden bir seyir hâlini ifade eder. Bu seyir, kişinin kendini bilmesiyle başlar ve Hakîkat-i İlâhiyye'yi idrak etmeye doğru ilerler.

1. Zikir ve Mârifet Mertebeleri: Zikir, sadece elde tesbih çekmek veya dilde lâfız tekrar etmek değil, "kendinde bulunan ilâhî hakîkatleri ve esmâ-i ilâhiyyeleri hatırlayarak, zuhurda faaliyete geçirmesidir." (Kaynak 1) Bu, "Zikr ona derler ki, fikri aça" hükmüyle idrakî gelişmeler neticesinde kişinin kendini ve kendindeki ilâhî hakîkatleri ortaya çıkarmasıdır. Zikir mertebeleri üç kısımda ele alınır:

  • İzinli Zikirler (Sıfat-Hakîkat Mertebesi): "Arif" olarak isimlendirilen kimselerin belirli sayı ve kurallarla telkin ettikleri esmâ-i ilâhiyyelerdir. Bu zikirler, kişide geniş ufuklar açarak kendi gerçek ilâhî kimliğini bulmasına ve kendini yakînen tanımasına sebep olur. Bu mertebede hayâl ve vehmin etkisi azalır, "ilk irfâniyyet mertebesidir." (Kaynak 1)
  • İzinli Zikirler (Zât-Mârifet Mertebesi): "Arif-i billâh" olarak isimlendirilen kimselerin ilâhî sistem içerisinde telkin ettikleri esmâ-i ilâhiyyelerdir. Bu mertebede kişi, kendi gerçek ilâhî kimliğini bulduktan sonra "hakîkat-i ilâhiyye"yi, Allah'ın hakîkatini gerçek mânâsıyla bulmaya başlar. Bu, "epey de yüksek bir irfâniyyet ufkudur." (Kaynak 1) Bu mertebede "nefha-i ilâhiyye" hakîkati yaşanır ve "nefsini bilen Rabb'ini bilir" hükmüyle rûbubiyyet hakîkatleri idrak edilir.

2. Makâm ve Mertebe Farkı: "Dünya makam değildir, Âdemiyet makamı, Nuhiyet makamı, İbrahimiyet makamı, beşeriyet makamı değil, seyir yeridir, makamat ayrıca Hakikat-ı Muhammediye’de var, tahiyyatta var makam, ondan evvel makam yoktur, ondan evvel mertebeler meratip vardır, mertebeler aşılan yerlerdir, makam oturulan yer manasınadır." (Kaynak 6) Bu ayrım, sâlikin yolculuğunda mertebelerin geçici duraklar, makâmların ise istikrarlı ve yerleşmiş hâller olduğunu gösterir. Sâlik, mertebeleri aşarak makâmlara ulaşır.

3. Nefs-i Emmâre ve Rubûbiyyet Hükümleri: Nefs-i emmâre, "rububiyet hükümlerinin zuhura çıkmasından başka bir şey değildir." (Kaynak 3) Cenâb-ı Hakk'ın Kahhar, Cebbar, Aziz, Mütekebbir, Müntakim gibi isimlerinin zuhura çıkması, bir bakıma nefs-i emmâre ismiyle ortaya gelir. Bu idrak, kişinin hayata bakışını değiştirir; katilin, maktulün, hırsızın ve çalınanın dahi Hak'tan başka bir şey olmadığını idrak ettiğinde, suçlu ve cezalı kavramları farklı bir boyut kazanır. Ancak bu, o kişinin suçluluktan kurtulduğu anlamına gelmez; kişinin idraki hangi seviyede ise ahirette karşılaşacağı hüküm de o mertebeden olacaktır. (Kaynak 5)

4. İrfânî Miras ve Tatbikat: Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yaşamış olduğu ilâhî hakîkatler, bize miras olarak bırakılmıştır. Bu miras, "ebedi miraslardır, ahiret hayatımızı oluşturacak manevi miraslardır ve helaldır bunlar." (Kaynak 2) Bu mirasa sahip çıkmak, nefs hevâsından kurtulup mirası gereği gibi kullanmaya yönelmekle mümkündür. "Sen kendini küçük bir cirim zannedersin yani küçük bir cisim zannedersin halbuki sen alem-i ekbersin" (Kaynak 2) sözü, insanın içsel sonsuzluğunu ve ilâhî hakîkatleri taşıdığını vurgular. Günlük hayatta bu mirası tatbik etmek, "saflarınızı sık tutun aranıza şeytan girmesin" hadisinde olduğu gibi, dünya işleri arasına giren nefsânî düşüncelere karşı uyanık olmayı ve Hak ile bağlantıyı sürekli canlı tutmayı gerektirir. (Kaynak 4)

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.83şimdi ne ailede huzur kaldı ne annede babada huzur kaldı, ne çocukta aldı başını gitti, çocuk haşlandı gitti. İşin içinden çıkamayınca sonunda da intihar ediyorOku
  2. 2Kaynak · s.135çıkan bir kimse hayalinde bir yer düşünsün ama nereden gideceğini bilmesin oraya ulaşabilir mi ulaşamaz. Tam tersi istikamete gidiliyorsa elinde de pusula da yoOku
  3. 3Kaynak · s.25böyle kılınır, herkes bunu kabul etsin tek bir bilgi olsun herkese kolay olsun bunun için irade lazım yani ilmi irade lazım, bunlar nakilci olduğundan iradeleriOku
  4. 4Kaynak · s.7bilgiler olacak bunun dışında bir şey üretmek hepsi nefsani olur, ve de yetersiz olur. Efendimizin ölçüleriyle O’ndan aldığın ilhamat ile ancak bu işi çözebilirOku
  5. 5Kaynak · s.27başka bir şey olmadığını idrak ettiğinde maktülün dahi Hakk’tan başka bir şey olmadığını hırsızın ve çalan ve çalınanın dahi Hakktan başka bir şey olmadığını idOku
  6. 6Kaynak · s.21niyet olmaz. Araştırıp doğruyu bulduktan sonra teslimiyet işte o iyi niyettir, iyi niyet bir başka deyişle hüsn-ü zandır yani iyi düşüncedir. Şartlanmış belirliOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.