İçeriğe atla

TB. İlyâs-Lokmân-Hârûn Fasılları Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Bu kitap, sâlikin günlük hayatında İlyas, Lokman ve Harun peygamberlerin kıssaları üzerinden kendi nefsindeki mertebeleri idrak etmesi ve Hakikat-i Muhammediyye'ye ulaşması için irfânî dersler sunar. Peygamberlerin hayat hikâyeleri, sadece geçmişte kalmış olaylar değil, aksine sâlikin kendi zatının ve nefsinin hayat hikâyesidir. Bu dersler, sâlikin vehim ve hayalden sıyrılarak saf bir gönülle okuması ve kendi içinde bu hakikatleri bulmaya çalışması gerektiğini vurgular. İlyas (a.s.) kıssası, melekiyet ve insaniyet arasındaki berzah hâlini, yani latif ve kesif yönleri bir arada barındırma hâlini; Lokman (a.s.) kıssası, Hikmet-i İhsaniyye'yi ve rızk iradesine meyli; Harun (a.s.) kıssası ise Hikmet-i İmamiyye'yi ve Hak'ı her şeyde müşahede etmeyi öğretir. Sâlik, bu peygamberlerin mertebelerindeki kendi hakikatini idrak ederek Kur'ânî seyr-i sülûkunu tamamlar.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, peygamberlerin kıssaları aracılığıyla kendi nefsindeki mertebeleri keşfetmesi üzerine kuruludur. Bu kitapta İlyas, Lokman ve Harun peygamberlerin kıssaları, sâlikin kendi iç yolculuğunda karşılaşacağı hâl ve makâmları temsil eder.

İlyas (a.s.) kıssası ve Hikmet-i İnasiyye: İlyas (a.s.) kıssası, sâlikin melekiyet ve insaniyet neş'etleri arasındaki berzah hâlini idrak etmesini sağlar. "İlyâs İdrîs (a.s.) dır ki, Nûh'dan evvel nebi idi. Allah Teâla onu mekân-ı aliyye ref etti. İmdi o eflâkın kalbinde sakin idi. O da şemsdir. Ba'dehü Baalbek karyesine ba's olundu." Bu, sâlikin hem latif (melekiyet) hem de kesif (insaniyet) yönlerini kendinde birleştirmesi gerektiğini gösterir. "İlyâs (a.s.) dahi neş'et-i melekiyye ile neş'et-i insâniyye arasında böylece berzah gibi olup, her iki tarafın ahkâmını cami' oldu." Sâlik, demirin ateşte kızarması misali, muhabbet-i ilâhiyye ile vasıflanarak latif yönünü ön plana çıkarırken, aynı zamanda nefsine ait kesif yönünü de unutmamalıdır. Bu, "kendi hayvâniyyetiyle mütehakkık olma" makâmına ulaşmakla mümkündür. Yani sâlik, kendi aklının hükmünden şehvet makâmına nüzul edip hayvan-ı mutlak olmadıkça Hikmet-i İlyasiyye'yi zevken bilemez. Bu, akl-ı mücerred mertebesinden kesâfet-i cismâniyye mertebesine inişi ve her iki mertebede de Hak'kı müşahede etmeyi ifade eder.

Lokman (a.s.) kıssası ve Hikmet-i İhsaniyye: Lokman (a.s.) kıssası, sâlikin rızk iradesine meylini ve Hak'kın her şeyde tecellisini anlamasını sağlar. "İlah, rızk irâdesine meyl ettiği vakit, kevnin ecma'ı onun gıdasıdır." Bu, sâlikin her şeyi Hak'tan bilmesi ve rızkın Hak'kın meşiyyetiyle geldiğini idrak etmesi anlamına gelir. "O'nun meşiyyeti, iradesidir. O'nun meşiyyetinden gayri meşîyyet yoktur." Sâlik, Lokman (a.s.) gibi Hak Teâlâ'yı "Latif" ve "Habîr" isimleriyle isimlendirerek, her zerrenin Hak'kın tecellisi olduğunu müşahede eder. "Muhakkak şirk, zulm-i azimdir" ayeti, sâlikin vücudda Hak'kın gayrına şerik koşmaması gerektiğini vurgular.

Harun (a.s.) kıssası ve Hikmet-i İmamiyye: Harun (a.s.) kıssası, sâlikin Hak'kı her şeyde müşahede etmesi ve ibadet edilen her ma'budu Hak için bir meclâ olarak görmesi gerektiğini öğretir. "Ârif, Hakk'i her şeyde müşahede eden, belki onu her şeyin "ayn"ı gören kimsedir." Sâlik, kalbinin Hak'kın bulunduğu tarafa meyyal olması gerektiğini anlar. "Eğer kalbde hevâ olmasa idi, hevâya ibâdet olunmaz idi." Bu, sâlikin kendi hevasından arınarak Hak'kın iradesine teslim olmasını ifade eder. Ârif-i mükemmel, ibadet edilen her şeyi Hak için bir tecelli olarak görür ve perdelilerin bu suretlerden uzak olmalarını emreder. "Latifin müşahedesi onun tecellîsi vâsıtası ile olur." Bu, sâlikin Hak'kın latif tecellilerini idrak etmesi ve böylece Hak'kı her yerde ve her şeyde görmesi anlamına gelir.

Bu kıssalar, sâlikin kendi nefsindeki mertebeleri keşfetmesi, vehim ve hayalden arınarak Hak'kın hakikatine nüfuz etmesi ve nihayetinde Hakikat-i Muhammediyye'ye ulaşması için bir yol haritası sunar. "Kendinden haberi olmayan bir birimin gerçek manadaki Hakk’tan haberi olması mümkün değildir." Bu nedenle, sâlikin kendi iç dünyasına dönerek bu peygamberlerin kıssalarında kendi mertebelerini bulması ve yaşaması esastır.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.9göstermek oldukça mes’uliyyetli bir iştir, Rabbim mahcup etmesin. (Euzü bike minke) (senden sana/beşeriyetimizden ulûhiyyetine sığınırız.) (Huz biyediy/elimden Oku
  2. 2Kaynak · s.3muhakkak hayr-ı kesîr i'tâ olundu . (145) 24.Paragraf: (Enfâl, 8/17) "îmân ehli küffârı katletmediler; velâkin onları Allah Teâlâ katl eyledi. (147) Bu Fass KelOku
  3. 3Kaynak · s.1GÖNÜLDEN ESİNTİLER MUHYİDDÎN İBNÜ’L ARABÎ FUSÛSU’L-HİKEM 22-İlyas – 23-Lokman 24-Harun-FASSI Ahmed Avni Konuk, Tercüme ve Şerhi. (191-22-23-24) Hazırlayanlar PrOku
  4. 4Kaynak · s.191gördüğünü söylemez" buyurması hiss lisanına göredir; yoksa hayvan kendi âlem-i misâlinde ruhu ve ma'nâsı ile konuşandır (mütekellimdir). Zîrâ hayvan dahi bir isOku
  5. 5Kaynak · s.39kazarak, zaman zaman derinliğine inerek, Yusuf’un kuyusu gibi kuyuya girerek, diğer peygamberlerin geçirdiği zorlukları yaşayarak tabi kendi bünyemizde hepsini Oku
  6. 6Kaynak · s.125yürüyen, kulağında duyan olur diye bundan bahsediyor. İşte burada orayı tekrar edelim; Muhabbet-i ilâhiyye kul canibinden vâki' olan nevâfilden münbais oldu. İlOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.