İçeriğe atla

Yehova Şahitleri ile Mülâkât Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları5 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, öncelikle aklın arındırılması ve hakîkî idrâke ulaşılmasıyla başlar. Bu süreç, zikir, istiğfar ve salavât-ı şerîfe ile desteklenir. Nefs-i Emmâre mertebesinden başlayarak, kişinin kendini tanıması, nefsânî arzularından sıyrılması ve ilâhî isimlerin kendisinde tecellî etmesine imkân tanıması hedeflenir. Bu, sadece zâhirî ibadetlerle değil, aynı zamanda kalbî yöneliş ve yaşantıya aktarılan şuurlu bir çaba ile gerçekleşir. Gerçek mutluluk ve ebedîyetin kişinin kendi özünde, Hakk bilgisiyle gönül cennetini dünyada kurmasında olduğu vurgulanır. Bu yolculukta mürşidin rehberliği ve kişinin kendi gayreti esastır.

Detaylı cevap

Sâlikin irfânî yolculuğu, öncelikle aklın arındırılmasıyla başlar. Beşerî akıl, dış etkilerle dolduğu ve hakîkî idrâke engel olduğu için, onun boşaltılması ve yerine hakîkî bilginin ikame edilmesi gerekir. Bu, "güzel bir akıl" ile mümkündür ve bu aklı çalıştırmak için "başka bir akla" ihtiyaç vardır. Bu süreçte enerji üretimi için yapılan işlem zikirdir.

Zikrin başlangıcı istiğfar ile olur. Kişi, işlediği günahlardan bir daha yapmamak üzere af diler. Bu, bir şuurlanma devresine girme ve dünyadaki yaşamını kontrol etme mekanizması oluşturma anlamına gelir. Efendimiz (s.a.v.)'in sürekli yükseliş hâlinde olması ve bir önceki mertebede kalmasından istiğfar etmesi, istiğfarın sadece günahları affettirmek değil, aynı zamanda sürekli ilerlemeyi ve mertebe atlamayı ifade ettiğini gösterir. Bu, kişinin geriye gidişatını durduran ve ileriye doğru gidişi başlatan bir inkılâptır.

İkinci zikir salavât-ı şerîfe getirmektir. Bu, nefsin geriye dönüşünü engelleyecek bir "duvar" örmekle eşdeğerdir. Üçüncü zikir ise kelime-i tevhiddir ("Lâ ilâhe illallah"). Bu zikirlerin şuursuzca çekilmesi değil, sonucunda oluşan hasılanın elde edilmesi ve akla, yaşantıya geçirilmesi önemlidir. Bu zikirler sayesinde akıl genişlemeye başlar ve "akl-ı küll"e doğru bir seyir başlar.

Sâlikin ilk mertebesi Nefs-i Emmâre'dir. Bu mertebenin zikri "Lâ ilâhe illallah"tır. İdrâki, bu şuurla ileriye doğru gitmeye gayret etmektir. Hâli, kötülüğe meyyal, haktan gafil, isyan ve fenalığın menşei olmasıdır. Hırs, tama, şehvet, gadap, kendini beğenme, emretme hırsı ve zulmetme arzusu bu nefsin belirgin sıfatlarıdır. Bu mertebeden kurtulmanın anahtarı yine "Lâ ilâhe illallah" kelime-i tevhididir. Mürşidin telkiniyle başlayan bu zikir, sâlikin nûrunu, sırrını ve hâlini müşâhede edinceye kadar devam eder. Nefs-i Emmâre'nin rengi gök ve kül rengi tonlarındadır ve şeriat mertebesidir.

Bu mertebede insan, Hakk'ın zâtından ayrılmış, gayrılığa ve birimselliğe düşmüştür. Dünyaya gelmekten maksat, kişinin gerçek ve ebedî hayatına ulaşması, geldiği yollardan geri dönüp aslına ulaşarak İnsân-ı Kâmil mertebesinde kendini Hakk'anî sıfatlarıyla bulmasıdır. Nefs-i Emmâre şuuruna gelemeyen kimse, Allah'tan en uzak noktadadır. "İrci'î ilâ Rabbiki" (Rabb'ına dön) emrini duyan ve araştırmaya başlayan kişi, Hakk yolunda giden âşıklar kervanına katılır ve gerçek İnsân olmaya namzet olur.

Seyr-i sülûk yolunda sâlik, şeriat, tarikat ve hakîkat mertebelerini aşar. Şeriat mertebesi, akl-ı cüz'î ile yaşanan bir hayat sistemidir ve benlik elbisesinden sıyrılmaya başlama yeridir. Tarikat mertebesi, fiiller mertebesindeki uygulamaların yetersiz kaldığı, muhabbetle ilerlenen ve duygusallıktan sıyrılarak bir sonraki mertebeye geçişin hazırlandığı yerdir. Hakîkat mertebesi ise gerçek akla ve ilme doğru giden, Hakk'ın hakîkatlerini anlamaya çalışanların mertebesidir. Bu mertebelerde fiziksel zevklerden uzaklaşılır, cennet ve cehennem arzusu nefsi bir oluşum olarak görülür ve sırf Allah'ın rızası ve muhabbeti hedeflenir.

Kişinin kendini tanıması ("Men arefe nefsehû fekad arefe rabbehû") anahtar bilgidir. Bu tanıyış sonrası Rabb'ı ve Allah'ı tanıma mümkün olur. Tasavvuf eğitiminin gayesi, beşerî sıfatları bir kenara bırakarak ilâhî vasıfları kişinin kendi üzerinde tümüyle ortaya çıkarmasıdır. Bu, İbrâhîmiyyet mertebesine ulaşmak, yani kendi nefsânî varlığını terk ederek Hakk'a teslim olmaktır. Bu teslimiyetle kişiye ihsan olunur ve hikmet alınmaya başlanır. Böylece sâlik, "mutmain olan nefs" mertebesine ulaşır, Rabb'ına razı olarak ve rızasını kazanmış olarak döner, kulların arasına girer ve Zât cennetine dâhil olur.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.87güzel şekilde değerlendirmemiz gerekmektedir. Bu da tabî ki ilim yoluyla olmaktadır. Hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur, “Bir insan dünyâda ne hal üzere yaşadı iOku
  2. 2Kaynak · s.89akılda aklı külle doğru bir seyir başlamaktadır. Kişinin her gittiği mertebede bu üç zikir çekilmektedir. Burada İrfan Mektebi kitabımızın “Nefsi Emmare” isimliOku
  3. 3Kaynak · s.91HAKK’tan daha da uzaklaşmaktadır. Eğer bir kimse araştırıcı olursa, (Fecr Sûresi, 89/28 Âyetinde) “İrci i ilâ Rabb’i ki” Meâlen; (Rabb’ı na dön) emrini derindenOku
  4. 4Kaynak · s.99bilgisi olan kimse fiziksel zevklere muhabbet etmez.” Bizde de genel olarak gaye Allah’ın rızasına ererek cennete gitmek diye söylenir. Ve cehennem ateşinden saOku
  5. 5Kaynak · s.105o zamanda Rabb bilgisi insana herşeyi yapabilme hikmetini verecektir. Terzi Baba: Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın bütün bu âlemlerde faaliyette olan esmâ-i hüsnası vardırOku
  6. 6Kaynak · s.97gerçek iradesi ve yeryüzünde yaşadıkları sürecede insanlara kitaplar ve peygamberler göndererek kendisinin nasıl bir insan türü istediğini insanlara anlatması vOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.