Veyâ kavmi hâżihi nâkatu(A)llâhi lekum âyeten feżerûhâ te/kul fî ardi(A)llâhi velâ temessûhâ bisû-in feye/ḣużekum ‘ażâbun karîb(un)
"Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar."
"Ey kavmim! İşte şu, Allah'ın dişi devesi, size bir mucizedir. Bırakın onu Allah'ın yer yüzünde (otlaklarında) otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalar."
Hûd Suresi 64. ayet, Semûd kavmine gönderilen peygamber Hûd'un, mucizevi bir deve aracılığıyla Allah'ın birliğini ve kudretini ispatlama çabasını ve bu mucizeye karşı çıkmanın sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle aktarmaktadır. Ayet, 'ayet', 'nâka', 'arz' ve 'azab' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi uyarıyı ve imtihanı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nâka (ناقة), dişi deve demektir. Kur'an'da genellikle Semûd kavmine gönderilen mucizevi deveyi ifade etmek için kullanılır ve bu bağlamda Allah'ın kudretinin bir delili olarak sunulur. Ayetteki 'nâkatullah' ifadesi, devenin Allah'a aidiyetini ve O'nun tarafından özel bir amaçla yaratıldığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nâka kelimesi, Arapçada dişi deve için kullanılan yaygın bir isimdir. Ayette 'nâkatullah' olarak gelmesi, onun sıradan bir deve olmadığını, Allah'ın emriyle ve O'nun kudretiyle ortaya çıkan bir mucize olduğunu mecazi bir anlatımla belirtir. Bu, Semûd kavmi için bir imtihan ve uyarı niteliğindedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nâka kelimesi, Kur'an'da Semûd kavmi bağlamında 'mucize' (âyet) kavramıyla yakından ilişkilidir. Bu deve, Allah'ın varlığına ve peygamberin doğruluğuna somut bir kanıt olarak sunulur. Onun dokunulmazlığı ve özel statüsü, ilahi iradenin bir göstergesidir ve ona zarar vermek, Allah'a karşı gelmekle eşdeğer tutulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), bir şeyin varlığına veya doğruluğuna delalet eden açık bir alamet veya işarettir. Kur'an'da hem evrendeki ilahi delilleri hem de peygamberlere verilen mucizeleri ifade eder. Bu ayetteki 'nâkatullah'ın 'âyet' olması, onun Semûd kavmi için Allah'ın kudretinin ve peygamberin risaletinin somut bir kanıtı olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet kelimesi, burada 'ibret' ve 'delil' anlamındadır. Semûd kavmine gönderilen deve, onların Allah'ın birliğine ve peygamberin sözlerine inanmaları için açık bir delil ve uyarı niteliğindedir. Ona zarar vermek, bu ilahi delile karşı gelmek demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Âyet, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'işaret' veya 'mucize' anlamında kullanılır. Allah'ın varlığını ve gücünü gösteren her şey bir âyettir. Bu ayetteki deve, Allah'ın özel bir âyeti olarak sunulur; yani Allah'ın kudretinin ve iradesinin somutlaşmış bir göstergesidir ve bu nedenle ona saygı gösterilmesi gerekir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arz (أرض), yeryüzü demektir. Kur'an'da genellikle Allah'ın mülkü olarak zikredilir ve O'nun yaratma ve rızık verme kudretinin bir tecelligâhıdır. Ayette 'arzillah' (Allah'ın toprağı) ifadesi, devenin otladığı yerin de Allah'a ait olduğunu ve bu durumun devenin özel statüsünü pekiştirdiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Arz, üzerinde yaşadığımız ve rızıklandığımız yeryüzüdüdür. Ayette 'arzillah' olarak geçmesi, mülkiyetin Allah'a ait olduğunu ve bu toprağın Allah'ın kulları için bir nimet olduğunu hatırlatır. Devenin bu toprakta serbestçe otlaması, Allah'ın ona tanıdığı özel bir haktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mess (مس), bir şeye dokunmak, temas etmek demektir. Kur'an'da bazen fiziksel dokunmayı, bazen de bir şeye zarar vermeyi veya ona kötülük dokundurmayı ifade eder. Bu ayette 'lâ temessûhâ bi-sûin' (ona fenalık etmeyin) ifadesi, deveye herhangi bir şekilde zarar vermeyi, onu incitmeyi veya öldürmeyi yasaklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mess kelimesi, burada 'zarar vermek' veya 'kötülük dokundurmak' anlamında mecazi olarak kullanılmıştır. Deveye dokunmaktan kasıt, ona zarar verecek herhangi bir eylemde bulunmaktır. Bu, Semûd kavmine yönelik açık bir yasak ve uyarıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mess, bir şeye el sürmek veya ona ulaşmak demektir. Ayetteki nehiy (yasaklama), devenin canına veya malına zarar verecek her türlü eylemi kapsar. Bu, devenin ilahi bir emanet olduğunu ve ona dokunulmazlık verildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azab (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak veya cezalandırmak demektir. Kur'an'da genellikle Allah'ın, günahkarları dünyada veya ahirette cezalandırmasını ifade eder. Ayetteki 'azâbun karîbun' (yakın bir azap) ifadesi, devenin öldürülmesi durumunda cezanın gecikmeden geleceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azab, bir kişiye acı veren, onu ıstıraplara boğan her türlü cezadır. Ayetteki 'azabun karibun' ifadesi, Semûd kavminin deveyi öldürmesi durumunda karşılaşacakları cezanın kaçınılmaz ve çabuk olacağını belirtir. Bu, ilahi adaletin hızlı tecellisini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Azap kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi bir uyarı ve caydırıcılık unsuru olarak kullanılır. Semûd kavmi örneğinde, mucizevi deveye zarar vermenin doğrudan ve hızlı bir azabı tetikleyeceği belirtilerek, Allah'ın emirlerine itaatin önemi vurgulanır. 'Karîb' sıfatı, bu azabın hemen gerçekleşeceğine işaret eder.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.64~
وَيَا قَوْمِ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَاْكُلْ فٖى اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرٖيبٌ
~ ~ ~
11.64 - Ve yâ kavmi hâzihî nâkatullâhi lekum âyeten fezerûhâ teé'kul fî ardıllâhi ve lâ temessûhâ bisûin feyeé'huzekum azâbun karîb.
Diyanet Meali:
11.64- "Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.64- Hem ey kavmim, işte şu: «Allah’ın nâkasi» size ayet, bırakın onu Allah’ın Arzında yayılsın ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azab yakalar
---------------------
Hz. Hud yirmi yıl kadar tebliğini yaptıktan sonra kavmi bayramlarını kutlamak için putlarını da yanlarına alarak dağa çıkmışlardı. Hz. Salih’ten mucize olarak, dağdan deve çıkarmasını istediler. Çıkarsa iman edeceklerini söylediler. Kayanın içinden mucize olarak deve ve yavrusu çıktı. Bir kısmı inandı bir kısmı inanmadı. C. Hak da deve için bir su hakkı koymuştu. Sudan bir gün deve bir gün kavim içiyordu. Buna dayanamayan kavim deveyi boğazladı.
Oysa ayette Hz. Salih deveye bir şey olması halinde onları “azab-ı İlahi ile korkutmuştu. Hatta azabın ne zaman geleceğini sorup alay ettiler. Hz. Salih üç gün sonra olduğunu söyledi. Birinci gün yüzlerinin sararacağı, ikinci gün kızaracağı, üçüncü gün ise kararacağı ve dördüncü gün helak olacaklarını bildirdi.
Gerçekten öyle de oldu. Dördüncü gün dediği gibi oldu. Kavminin helakından sonra Salih peygamber kendisine iman edenlerle birlikte Mekke’ye gidip yerleşmiş, vefat edinceye kadar orada kalmıştır. Kabri, Kabe’nin batısında, Dar ’un Nedve ile Hicr arasındadır.
Peygamberler tarihine baktığımızda bazıları ile özdeşleşen nesneler, hayvanlar vardır. Yunus as balık ile, Hz. Nuh gemiyle, Hz. Musa asasıyla, Hz. İbrahim ateşe atılmasıyla ateş ile, Hz. Salih ise devesi ile.
Mevlâna Hz. Salih ile ilgili bu olayı “Baş gözünün Salih peygamberi ile Devesini hakir görmesi...” adını vererek anlatmıştır.
Mevlana’ya göre “deve” görünüşteydi.
“Oysa o, salih kişilerin bedeni idi. Kötülerin helakı için tuzaktır. Hakk’ın kahrının zabıtası, bir devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri istedi.
Ruh, Salih gibidir. Beden de deveye benzer. Ruh vuslattadır. Beden ihtiyaç içindir. Salih’in ruhu afetlere uğramaz. Yara deve üzerinedir. Zat yaralanmaz. Hakkın nuru kafirlere mağlup edilemez.
Can, toprak cisme, kötü kişiler incitsinler de imtihanı görsünler diye ulaştı, bu yüzden cisimle birleşti. Canı inciten kişinin, Hakk’ı incittiğinden haberi yok! Bilmiyor ki, bu küpün suyu ırmak ile birleşmiştir. Hak, bütün aleme dayanak olsun diye bir cisme alaka bağlamıştır. Onların gönüllerine kimse muzaffer olamaz. Sedefe zarar gelir, inciye gelmez.
Velinin beden devesine kul ol ki, Salih peygamber ile kapı yoldaşı olasın.” Mesnevi de verilen mana; ruhun Salih peygamberi, deve ise bedeni temsil eder. Ruh-beden birlikteliğine dışarıdan gelen zararların sonu anlatılır. İnsanlar bedensel olarak farksızdırlar ama mana-siret bakımından kimi veli, kimi peygamber, kimi alim olur.
Deve de farklı değildi. Salih’in kavmi onu alelade bir deve zannetmişti. Oysa o görünüşte deve idi. “Nagatullah” idi aslı. “Allah’ın devesi” İnkarcılar Allah’ın suyunu, Allah’ın devesinden sakınmaktadırlar. Zihin bulanıklığı Hakka şirki getirmiştir. Allah’a yakın olan kişilere fenalığın sonu budur!
İnsanlar hiçbir ücret istemeyen ve iyiliği tavsiye eden peygamber ve velilerin gönüllerini incitmemelidir. Onlar Hakla vuslat halindedirler. Cisimlerinin batını ruh, ruhun batını Haktır. Ceset madde olup yoklukla muttasıftır. Ama maneviyattan hali değildir. Her eser sahibi eseriyle bağı vardır. Ressamın tablosuyla alay etmek ressama hakarettir.
Salih kulların batınları korunur. Zarar ancak suretlerinde olur. Bir de “peygamberler toplumlarının içinde bulundukları sürece Allah onlara azap etmez.” (Enfal/33) Velinin vücud kabında saklı olan ruh suyu İlahi ırmaktan beslenir. Veli’yi inciten Hakkı incitmiş olur. Fettah isminin mazharı olan Hz. Salih’in devesi nasıl kayadan zuhur ediyorsa, C. Hakkın insanlara üflediği ruh da cisimlerinden ortaya çıkar. N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.65*
11- Hud Suresi- Ayet 65