İçeriğe atla
Nahl 43Cüz 14 · Sayfa 272

Nahl Sûresi 43. Âyet

النحل

Sohbete sor

Vemâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim(c) fes-elû ehle-żżikri in kuntum lâ ta'lemûn(e)

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Vemâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes-elû ehle-zzikri in kuntum lâ ta’lemûn(e)” Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun. (16/43)


Meleklerin hayat kaynağı olan isimler (Sübbûh ve Kûddüs) tür. İnsânların ise (Selâm) dır. İşte bu yüzden (tesbîh) melek-î dir. İdrakli (zikir) ise İnsân-î dir, ancak İnsân her hâle uygun varedildiğinden yerine göre hem zikir ehli hem de tesbîh ehli olabilir.[53]

Mesnevi-i Şerif Beyiti ile yolumuza devam edelim;

Hakk buyurdu ki: "Seferde her nereye gidersen, evvelâ bir merdin tâlibi olman lâzımdır." Şurrâh-ı kirâm bu meâlde bir âyet-i kerîmeye tesâdüf edememiş olduldarından, muhtelif mütâlâalarda bulunmuşlardır. Ankaravî hazretleri, “Beyt-i şerifte Cenâb-ı Hak tarafından Mûsâ (a.s.)a hitâben Hz. Hızır’a işâretle, ‘Mec- ma’u’l-bahreyn’de bir sâlih kulum vardır.’ buyurulduğuna işâret edilmiş olursa, bu ma’nâya delâlet eden (Nahl, 16/43) “Eğer bilmezseniz, ehl-i zikre sorun!" âyet-i kerîmesidir. Burada “ehl-i zikir”, enbiyânın esrâr ve ahvâline vâkıf olan kimselerdir. Ve eğer bu ma’nâda bir hadîs-i kudsî varsa, ma’lûmum değildir” buyururlar. Ve Hind şârihlerinin çoğu bu husûsta sâkit olup, yalnız Şeyh Muhammed Rızâ, “Bu hükmün, suhuf-ı Mûsâ (a.s.)da bulunduğu, bir aziz tarafından beyân olunduğunu” nakletmiş; ve Velî Muhammed Ekberâbâdî dahi bu beyânı zikr ile iktifa etmiştir.

Fakîrin mütâlaasma göre, Kur’ân-ı Kerîm’de kelime be-kelime bu beyt-i şerife tekabül eden bir âyet aramağa hâcet yoktur. Cenâb-ı Pîr efendimiz, muhtelif âyât-ı Kur’âniyyenin hülâsasını bu beyt-i şerîfte beyân buyurmuşlardır. Ma’lûmdur ki, bu bahis, tavâf-ı Ka’be ve insân-ı kâmil bahsidir. Sûre-i Hacc’da, (Hacc, 22/27) “Yâ Îbrâhîm, nâsı hacca da’vetle nidâ et ki, piyâde ve süvâr olarak her uzak yollardan adamlar sana gelsinler!” buyurulmuştur. Bu âyet-i kerîmede, hem sefer ve hem de tavâf-ı Ka’be ve hem de zamânının nebîsi ve “insân-ı kâmil olan îbrâhîm (a.s.) ’m ziyâreti emir buyurulur. Ve müteaddid âyetlerde, ibret almak için "Yeryüzünde seyâhat ediniz!" buyurulur. Ve diğer bir âyette de, (Tevbe, 9/119) ya’ni “Ey mü’minler, Allâh’a ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” buyurulur. İbret için sefere çıkmak ve berâber olmak için sâdıklan arayıp bulmak, bu beyitin ma’nâsıdır. Ve kezâ sûre-i Kehfte vâki’ (Kehf, 18/28) ya’ni, “Nefsini sabah ve akşam vech-i İlâhîyi isteyerek Rableri’ne duâ edenler ile hapset ve hayât-ı dünyâ zınetini isteyerek nazarını onlardan çevirme ve kalbini bizim zikrimizden gâfıl kılan ve hevâsma tâbi’ olan kimseye muti’ olma; onun işi fâsiddir!” âyet-i kerîmesi, beyt-i şerîfte mezkûr olan tâlib-i merd-i İlâhî olmağa emirdir. Velhâsıl, bu ma’nâlarda muhtelif âyât ve ahâdîs mevcûddur.[54]


18/28-) Vasbir nefseke mealleziyne yed'une Rabbehüm bil ğadati vel aşiyyi yüriydune vecheHU ve la ta'dü aynake anhüm türiydü ziynetel hayatid dünya ve la tutı' men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kâne emruhu furuta;

* Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.

Bu Ayeti Kerim’e çok dikkatimi çeken bir Ayeti Kerim’e idi, bu Ayeti Kerime’nin yaşantısını kendime düstur edindim ve halâ da devam ediyor.

Nefsinle sabret, nefsinle sabretmesini öğren, sabrın nefsle yapılmasını tavsiye ediyor Cenâb-ı Hakk, o nefsinle sabreden kimselerle birlikte, demek ki sabretmenin özelliklerinden birisi sabredenleri bulup onlarla ünsiyet edip birlikte sabretme yolunu seçmek ve onlardan dayanak almak, insan kolay kolay yalnız başına yapamaz, yapsa da çok ileri götüremez. O kimselerle ki onlar Rablarını davet ediyorlar, sabah ve akşam ve Rab’larının vechini talep ediyorlar, bakın cenneti değil ve sakın onlardan gözlerini ayırma. Sıkıntılı zamanlarda okunduğunda hemen faaliyete geçen bir Âyettir, herkesin ezberleyip okumasını tavsiye ederim, çünkü ne cennet, ne mal ne mülk var, sadece Rabbının vechi var ve nefsi, yani kişinin bütün varlığını devreye sokuyor. Dünyayı talep eden ve kalbi gaflette olan kimselere uyma, zikrimizden gaflette olanlara uyma, onlar hevasına tabi olan kimselerdir, o zaman işinde aşırı gitmiş olursun, yani İlâh-î hükümlerin dışına çıkmış olursun. Nefis mertebesinde, nefis eğitiminde bu Âyeti Kerime çok büyük yol göstericidir.[55]

CEHRİ VE HAFİ ZİKİR:

Ancak şu kadar varki: "cehri" (açık) zikir daha "efdal" (faziletli) dir, zira zikrullah, ilahi farzlar, cümlesinden olduğundan, ilahi farzları açık olarak ilan etmek, gizli olarak zikr etmekten daha faziletlidir.

Cehri zikr'de gafilleri uyandırmak ve şeytanı "tard" etmek (uzaklaştırmak) meziyeti vardır.

Nitekim Ömer (radıyallahu anh) a "Kur'an-ı Kerim-i niye sesli okuyorsun?" diye sual ettikleri vakit "uyuyanları uyandırır, şeytanı tard ederim" diye cevap vermişlerdir.

Rivayet olundu ki:

Aleyhisselatu vesselam efendimiz İmam-ı Ali kerremallahu veche'ye hususi bir hücre de lisani zikr'i cehri olarak telkin buyurmuştur.

Telkin şekli şöyle olmuştur. "Murabba" bağdaş kurmak (*) suretiyle oturduğu halde saadetli gözlerini yumarak üç kere tekrar ederek telkin buyurmuştur.

(*) Karşılıklı olarak el verenin arkası kıbleye gelmek üzere yere oturup, diz dize el ele, gönül gönüle bağlanıp bulunduğu mertebenin zikrinin telkin edilmesidır. N.A.

Bazılarına göre de, "gizli kalp zikri" daha faziletlidir.

Nitekim rivayet olunur ki. Sallallahu aleyhi vesselem efendimiz, Ebubekir Siddık (radiyallahu anh) a "hafi" (gizli zikr-i) "gar-i şerif”de (mağarada) telkin buyurmuş-tur.

Telkin şöyle olmuştur: Saadetli dizleri üzerine oturup mübarek gözleri yumulu olduğu halde üç kere tekrar etmek suretiyle vaki olmuştur.

Ayeti Kerime'de Esteizu billah "Ve men egrade an zikri fe inne lehü maişeten danken ve nahşuruhü yevmelkıyameti egma" (Taha 20/124) Mealen:

(Benim zikr'im den yüz çeviren bilsin ki; onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz) buyurulmuştur.

Zikirden yüz çevirenlerin, kabirde azap içinde, kıyamette a'ma olarak haşr olacaklarını açık olarak bildirmektedir.

Yine böylece, salike lazım olan ehli zikrden uzaklaşma-maktır.

Ayet-i Kerime'de: Esteizu billah, "Fes'elü ehlezzikri in kuntum la tağlemun" (Nahl 16/43).

Mealen (Bilmiyorsanız zikir ehline sorun) ve yine esteizu billah:

"Vela yüşrük bi ibadeti rabbihi ehade." (Kehf 18/110) Mealen:

"Rabbına kullukta ortak koşmasın" buyurulmaktadır.[56]


بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ {النحل/44}

“Bilbeyyinâti ve-zzubur(i) veenzelnâ ileyke-zzikra litubeyyine linnâsi mâ nuzzile ileyhim vele’allehum yetefekkerûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)