Velâ takrabû-zzinâ(s) innehu kâne fâhişeten ve sâe sebîlâ(n)
Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.
Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.
İsrâ Suresi 32. ayet, zinadan uzak durmayı emrederken, bu fiilin çirkinliğini ve kötü bir yol oluşunu vurgular. Ayet, 'yaklaşmak', 'zina', 'çirkinlik' ve 'yol' gibi temel kavramlar üzerinden ahlaki bir yasaklamayı ve bu yasağın gerekçesini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurb' (yakınlık) kelimesinin hem mekan hem de zaman açısından kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lâ takrabû' ifadesi, sadece fiili işlemeyi değil, zinaya götürecek her türlü davranış ve düşünceden uzak durmayı, yani ona yaklaşmamayı ifade eder. Bu, fiilin kendisinden önce gelen tüm öncülleri de kapsayan geniş bir yasaklamadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yaklaşmak' fiilinin burada mecazi bir anlam taşıdığını, sadece fiziksel yakınlığı değil, aynı zamanda zinaya yol açabilecek her türlü söz, bakış ve davranıştan kaçınmayı ifade ettiğini belirtir. Bu, yasağın kapsamını genişleten bir mecazdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zina' kelimesinin Arapçada bilinen anlamıyla, nikah dışı cinsel ilişkiyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu fiilin mutlak bir yasak olduğunu ve toplumda yol açtığı fesat nedeniyle şiddetle men edildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zina' kavramının sadece bir cinsel eylem olmanın ötesinde, toplumsal düzeni ve ahlaki yapıyı bozan, aile kurumunu tehdit eden bir 'fâhişe' (çirkinlik) olarak ele alındığını vurgular. Bu, kavramın sadece hukuki değil, aynı zamanda derin bir ahlaki ve sosyal boyutu olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fuhş' kelimesinin haddi aşan, çirkin ve kötü olan her şeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fâhişeten' ifadesi, zinanın sadece bir günah değil, aynı zamanda doğası gereği son derece çirkin, iğrenç ve ahlaki sınırları aşan bir fiil olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'fuhş' kelimesinin, şeriat ve akıl tarafından çirkin görülen her şeyi kapsadığını ifade eder. Zinanın 'fâhişe' olarak nitelendirilmesi, onun hem dini hem de insani değerler açısından kabul edilemez bir kötülük olduğunu pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sebîl' kelimesinin hem maddi hem de manevi anlamda yol anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sâe sebîlâ' ifadesi, zinanın sadece anlık bir fiil değil, aynı zamanda kişiyi kötü sonuçlara, ahlaki çöküntüye ve toplumsal fesada götüren bir 'yol' olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sebîl' kelimesinin burada mecazi olarak, bir fiilin veya davranışın yol açtığı sonuçları ve gidişatı ifade ettiğini açıklar. Zinanın 'kötü bir yol' olarak tanımlanması, onun sadece anlık bir günah değil, aynı zamanda uzun vadede birey ve toplum için yıkıcı sonuçlar doğuran bir süreç olduğunu gösterir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(32) (Ve lâ takrabüzzina innehu kâne fahışeten, ve sae sebiylâ;)
“Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.”