İçeriğe atla
Meryem 2Cüz 16 · Sayfa 305

Meryem Sûresi 2. Âyet

مريم

Sohbete sor

Żikru rahmeti rabbike ‘abdehu zekeriyyâ

Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.

Meryem Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Bu zikir senin Rabbinin, kulu Zekeriyyâ (a.s) a rahmetidir.” Bu hâdiseleri geçmişte yaşanmış olan hâdiseler olarak değilde her an yaşanan ve yaşanacak olan hâdiseler olarak düşünürsek hakîkâtlerine ermemiz kolaylaşır.

Ya biz bu hâdiselerin zamanına gidelim ya da onları günümüze getirelim ki birleşsinler, tevhid olsun ve bu şekilde kendimiz yaşayalım bunları ve her birerlerimizde olan bu mertebelerin gereği olarak bir yönümüz ile Zekeriyyâ,

bir yönümüz ile Yahyâ ve bir yönümüz ile Îsâ olalım.

Seyri sülûk ta Kûr’ân-ı Kerîm de belirtilen bütün peygamberân hâzerâtının hayatlarından alınan kesitler ile onların hakîkâtlerini idrâk etmektir. Bunun sonucu olarak ancak Muhammedül meşreb olunabilmektedir. Yakîn olarak yaşanması gereken bu mertebeler sonucu gerçek seyir olabilmektedir aksi halde yapılan seyir ne kadar güzel olursa olsun sonuçta hayâlidir ve gerçek mânâda kimliğimizi bize bildirmez.

Yakîn olarak idrâk edilen bu hakîkâtler sonucu biliriz ki Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ hep bizim o mertebeler îtibarıyla olan isimlerimizdendir ve sâdece geçmiş dönemlerde yaşamış olan peygamberler olarak bunları görmeyip gönlümüzde yaşayan özellikler olarak idrâk etmeliyiz.

Vahdet-i Vücûd’un içerisinde bir bütün olarak bulunan bu mertebeler kişilerde Vahdet-i Şuhud olarak tek tek hakîkâtleri ortaya çıkarıldıktan sonra ancak gerçek yerlerini bulabilmektedirler. Şuhud ile hakîkâtleri idrâk edilemeyen bu mertebeleri ne kadar okursak okuyalım sonuçta hepsi geçmişteki yerlerinden öteye gidemez ve bize bağlantıları olmaz ve bizim dışımızda kaldıklarından dolayı da bunlardan eksik oluruz.

Bu âyeti kerîmede belirtildiği üzere demek ki bu mertebede “abd” yâni “kul” Zekeriyyâ olarak isimlendirilmektedir. “Zekeriyyâ” yâni tezkiye edilmiş, temizlenmiş kulunu Cenâb-ı Hakk (c.c.) ın rahmetle anışıdır.

Ve bu hâdiselerin oluş devresi fenâfillâh mertebesine yâni Îsevîyyet mertebesine yaklaşma devreleridir. Ayrıca seyri sülûk yolunda yedinci mertebe olan nefsi sâfiye halinin Îsevîyyet sâfiyetine ulaşması halidir. Çünkü nefs mertebelerinde sâflaşma ile tevhid mertebelerinde sâflaşma arasında fark vardır. Nefs mertebelerinde kişi kendi bireysel varlığında sâflaşır, tevhid mertebelerinde ise afâki

olarak âlemlere dönük bir sâflaşmadır. Hakîki tevhid yolunda kişide daha evvelce varlık hakkında olan şüphelerin ortadan kalkarak sâf hale gelmesidir. Bu mertebede olan kişi tevhid-i esmânın hakîkâtini idrâk ederek teferruat bilgilerden tezkiye olmuştur ve tamamen temiz bir anlayış ve kanaâte sâhiptir.

Görünüşte beni İsrâîl’in yaşlanmış peygamberlerinden biri olarak gözüken bu mânâ bâtınen seyri sülûk yolunda epey dirsek çürütmüş, tesbih çekmiş, zikirler yapmış ve gönül ehli olarak bir hayli yol almış sâliktir.

إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا

(3) (İz nâdâ rabbehu nidâen hafîyyen.)

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)