Żikru rahmeti rabbike ‘abdehu zekeriyyâ
Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.
Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anmadır.
Meryem Suresi'nin 2. ayeti, Allah'ın kulu Zekeriya'ya bahşettiği rahmetin bir anılışı olduğunu ifade etmektedir. Ayet, 'zikr' (anma), 'rahmet' (merhamet) ve 'abd' (kul) gibi temel kavramlar üzerinden ilahi lütfu ve kul-Rab ilişkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr'i hem kalple hem de dille hatırlama olarak tanımlar. Ayetteki 'zikr', Allah'ın Zekeriya'ya olan rahmetini insanlara bildirmesi, onu anması ve hatırlatması anlamındadır. Bu, sadece bir anma değil, aynı zamanda bir duyuru ve tebliğdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe'ye göre 'zikr', burada 'haber verme' ve 'bildirme' manasındadır. Allah'ın, Zekeriya'ya olan rahmetini insanlara haber vermesi ve bu olayı Kur'an aracılığıyla anmasıdır. Bu, ilahi bir lütfun ifşasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'da sadece hatırlama değil, aynı zamanda Allah'ın varlığını ve kudretini idrak etme, O'nu anma ve O'nun ayetlerini tefekkür etme boyutunu vurgular. Ayetteki 'zikr', Allah'ın kendi fiilini, yani rahmetini anması ve bu anma ile insanlara bir mesaj iletmesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet'i kalpteki incelik ve şefkat olarak tanımlar ki bu da iyilik yapmayı gerektirir. Allah için kullanıldığında ise bu, O'nun kullarına yönelik lütfu, ihsanı ve nimetidir. Ayetteki 'rahmet', Zekeriya'ya evlat bahşedilmesi gibi özel bir ilahi lütfu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rahmet'in Kur'an'da farklı bağlamlarda farklı anlamlara gelebileceğini belirtir. Bu ayetteki 'rahmet', Allah'ın Zekeriya'ya olan özel ihsanı ve lütfu, yani ona bir çocuk vermesi anlamındadır. Bu, ilahi bir bağış ve ihsandır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet'in Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı olan şefkatini, merhametini ve cömertliğini ifade ettiğini belirtir. Zekeriya kıssasında bu rahmet, yaşlılık ve kısırlığa rağmen bir evlat bahşedilmesi şeklinde somutlaşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen bir şeyi tedricen kemale erdirmek, terbiye etmek anlamına geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında ise O'nun yaratıcı, besleyici, koruyucu ve yönetici sıfatlarını kapsar. Ayetteki 'Rabbin', Zekeriya'yı terbiye eden, ona nimet veren ve onu gözeten Allah'tır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin hem malikiyet (sahiplik) hem de terbiye (eğitme, geliştirme) anlamlarını içerdiğini ifade eder. Ayetteki 'Rabbin', Zekeriya'nın hem sahibi hem de onu yetiştiren, ona lütufta bulunan yüce varlıktır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Rab' kelimesinin Kur'an'da Allah'ın yaratma, rızık verme, yönetme ve terbiye etme gibi fiillerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbin', Zekeriya'ya rahmetini bahşeden, onu terbiye eden ve ona hükmeden ilahi otoritedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kelimesinin aslen boyun eğme ve zelil olma anlamına geldiğini, şeriatta ise Allah'a tam bir teslimiyetle ibadet eden kişi için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'abd', Zekeriya'nın Allah'a karşı tam bir kulluk ve teslimiyet içinde olduğunu, bu nedenle ilahi rahmete layık görüldüğünü vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'abd' kelimesinin hem köle hem de Allah'a ibadet eden kişi anlamlarına geldiğini ifade eder. Kur'an'da peygamberler için kullanıldığında, bu onların Allah'a olan en üst düzeydeki kulluklarını ve teslimiyetlerini gösterir. Zekeriya'nın 'abd' olarak anılması, onun Allah katındaki yüksek makamını ve samimi kulluğunu işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' kavramının Kur'an'da insanın Allah karşısındaki mutlak bağımlılığını ve O'na karşı sorumluluğunu ifade ettiğini belirtir. Zekeriya'nın 'abd' olarak nitelendirilmesi, onun Allah'ın iradesine tam bir teslimiyetle boyun eğdiğini ve bu teslimiyetin ilahi rahmetin tecellisine vesile olduğunu gösterir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Bu zikir senin Rabbinin, kulu Zekeriyyâ (a.s) a rahmetidir.” Bu hâdiseleri geçmişte yaşanmış olan hâdiseler olarak değilde her an yaşanan ve yaşanacak olan hâdiseler olarak düşünürsek hakîkâtlerine ermemiz kolaylaşır.
Ya biz bu hâdiselerin zamanına gidelim ya da onları günümüze getirelim ki birleşsinler, tevhid olsun ve bu şekilde kendimiz yaşayalım bunları ve her birerlerimizde olan bu mertebelerin gereği olarak bir yönümüz ile Zekeriyyâ,
bir yönümüz ile Yahyâ ve bir yönümüz ile Îsâ olalım.
Seyri sülûk ta Kûr’ân-ı Kerîm de belirtilen bütün peygamberân hâzerâtının hayatlarından alınan kesitler ile onların hakîkâtlerini idrâk etmektir. Bunun sonucu olarak ancak Muhammedül meşreb olunabilmektedir. Yakîn olarak yaşanması gereken bu mertebeler sonucu gerçek seyir olabilmektedir aksi halde yapılan seyir ne kadar güzel olursa olsun sonuçta hayâlidir ve gerçek mânâda kimliğimizi bize bildirmez.
Yakîn olarak idrâk edilen bu hakîkâtler sonucu biliriz ki Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ hep bizim o mertebeler îtibarıyla olan isimlerimizdendir ve sâdece geçmiş dönemlerde yaşamış olan peygamberler olarak bunları görmeyip gönlümüzde yaşayan özellikler olarak idrâk etmeliyiz.
Vahdet-i Vücûd’un içerisinde bir bütün olarak bulunan bu mertebeler kişilerde Vahdet-i Şuhud olarak tek tek hakîkâtleri ortaya çıkarıldıktan sonra ancak gerçek yerlerini bulabilmektedirler. Şuhud ile hakîkâtleri idrâk edilemeyen bu mertebeleri ne kadar okursak okuyalım sonuçta hepsi geçmişteki yerlerinden öteye gidemez ve bize bağlantıları olmaz ve bizim dışımızda kaldıklarından dolayı da bunlardan eksik oluruz.
Bu âyeti kerîmede belirtildiği üzere demek ki bu mertebede “abd” yâni “kul” Zekeriyyâ olarak isimlendirilmektedir. “Zekeriyyâ” yâni tezkiye edilmiş, temizlenmiş kulunu Cenâb-ı Hakk (c.c.) ın rahmetle anışıdır.
Ve bu hâdiselerin oluş devresi fenâfillâh mertebesine yâni Îsevîyyet mertebesine yaklaşma devreleridir. Ayrıca seyri sülûk yolunda yedinci mertebe olan nefsi sâfiye halinin Îsevîyyet sâfiyetine ulaşması halidir. Çünkü nefs mertebelerinde sâflaşma ile tevhid mertebelerinde sâflaşma arasında fark vardır. Nefs mertebelerinde kişi kendi bireysel varlığında sâflaşır, tevhid mertebelerinde ise afâki
olarak âlemlere dönük bir sâflaşmadır. Hakîki tevhid yolunda kişide daha evvelce varlık hakkında olan şüphelerin ortadan kalkarak sâf hale gelmesidir. Bu mertebede olan kişi tevhid-i esmânın hakîkâtini idrâk ederek teferruat bilgilerden tezkiye olmuştur ve tamamen temiz bir anlayış ve kanaâte sâhiptir.
Görünüşte beni İsrâîl’in yaşlanmış peygamberlerinden biri olarak gözüken bu mânâ bâtınen seyri sülûk yolunda epey dirsek çürütmüş, tesbih çekmiş, zikirler yapmış ve gönül ehli olarak bir hayli yol almış sâliktir.
إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا
(3) (İz nâdâ rabbehu nidâen hafîyyen.)