Elem ta'lem enna(A)llâhe lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(k) vemâ lekum min dûni(A)llâhi min veliyyin velâ nesîr(in)
Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Bakara 107. ayet, Allah'ın mutlak mülkiyetini ve kudretini vurgularken, O'ndan başka bir veli ve yardımcının olmadığını belirtir. Ayet, 'bilmek', 'mülk', 'gökler', 'yer', 'veli' ve 'nasîr' gibi temel kavramlar üzerinden tevhid inancının esaslarını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Ayetteki 'أَلَمْ تَعْلَمْ' ifadesi, muhatabın zaten bildiği bir gerçeği hatırlatma ve pekiştirme amacı taşır; yani Allah'ın mülkiyetinin mutlak olduğu bilgisinin zaten var olduğunu varsayar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin hakikatini kavramaktır. Bu ayetteki kullanım, sadece zihinsel bir bilginin ötesinde, bu bilginin gerektirdiği teslimiyeti ve imanı da içerir. Allah'ın mülkiyetini bilmek, O'na yönelmenin ve O'ndan başkasına dayanmamanın temelidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mülk, bir şey üzerinde tam tasarruf yetkisine sahip olmaktır. Ayetteki 'مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ' ifadesi, Allah'ın göklerde ve yerde mutlak, sınırsız ve şeriksiz egemenliğini, hükümranlığını ve tasarruf hakkını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mülk, bir şeyin üzerinde tam bir otorite ve tasarruf sahibi olmaktır. Bu ayetteki 'mülk', Allah'ın yaratma, yönetme, diriltme ve öldürme gibi tüm fiillerinde tek ve yegâne güç sahibi olduğunu gösterir; başka hiçbir varlığın bu mülkiyette ortaklığı yoktur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'mülk' kavramı, sadece sahiplik değil, aynı zamanda mutlak egemenlik ve hükümranlık anlamını da taşır. Allah'ın 'mülk' sahibi olması, O'nun evren üzerindeki tam ve tartışmasız otoritesini, her şeyin O'na ait olduğunu ve O'nun iradesiyle var olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Semâvât, 'semâ' kelimesinin çoğuludur ve yüksek, yüce olan her şeyi kapsar. Kur'an'da genellikle yedi kat gök olarak tasvir edilse de, mecazi olarak Allah'ın kudretinin ve hükümranlığının tecelli ettiği tüm üst âlemleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ, 'yükseklik' anlamına gelir ve Kur'an'da hem maddi gökleri hem de manevi âlemleri ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'mülkü' ile birlikte kullanılması, Allah'ın egemenliğinin sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, tüm evreni kapsadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Arz, yeryüzü demektir. Kur'an'da genellikle 'semâvât' ile birlikte zikredilerek, Allah'ın yaratma ve hükmetme kudretinin tüm kâinatı kapsadığını belirtir. Bu ayette de Allah'ın mülkiyetinin göklerle birlikte yeryüzünü de içine aldığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Arz kelimesi, Kur'an'da hem coğrafi anlamda yeryüzünü hem de mecazi olarak dünya hayatını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın mülkiyetinin sadece gökleri değil, üzerinde yaşadığımız ve tüm canlıların barındığı yeryüzünü de kapsadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velî, yakınlık ve dostluk ifade eder. Bir şeyin idaresini üstlenen, yardım eden ve koruyan anlamlarına gelir. Ayetteki 'مِن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ' ifadesi, Allah'tan başka gerçek bir dost, koruyucu ve işleri üstlenecek kimsenin olmadığını, mutlak velinin yalnızca Allah olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Velî, hem seven hem de sevilen, hem yardım eden hem de yardım edilen anlamlarını taşıyabilir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın dışında, insanlara gerçek anlamda dostluk, yardım ve koruma sağlayabilecek hiçbir varlığın bulunmadığını, tüm işlerin nihai merciinin Allah olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'velî' kavramı, sadece dostluk değil, aynı zamanda himaye, koruma ve işleri üstlenme anlamlarını da içerir. Allah'ın 'velî' olması, O'nun müminlerin tüm işlerini üstlendiğini, onları koruduğunu ve onlara yardım ettiğini ifade eder. Ayet, bu velayetin sadece Allah'a ait olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nasîr, yardım eden, destek olan demektir. Ayetteki 'وَلَا نَصِيرٍ' ifadesi, Allah'tan başka hiçbir kimsenin gerçek ve yeterli bir yardımcı olamayacağını, tüm yardımın kaynağının Allah olduğunu belirtir. Bu, insanların sadece Allah'a güvenmesi gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr, düşmana karşı yardım etmektir. Ayetteki 'nasîr' kelimesi, Allah'ın müminlere karşı düşmanlarına karşı yardım eden ve onları destekleyen tek güç olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak kudretinin ve müminlere olan desteğinin bir göstergesidir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
(2/107) Elem ta'lem ennAllahe leHU mülküsSemavati vel Ard* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;
* Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Bilmezmisin semavat ve arzın mülkü Allah’ındır, Diğer ifade ile yani bâtıni olarak semavat ve arz Allah’ın zuhuru içindir, eğer bu Âlem olmasa bu varlıklar olmasa Allah’ın zuhuruda olmaz, Allah’ın tanınması bilinmesi de olmaz, yani bu Âlemler ayrı bir varlık Allah ötelerde ayrı bir varlık değil, zamanımızda galakside diğer yerlere gitmek şu an için imkân dahilinde olmasa da
bunlar olmayacak işler değil, bunlar ahirette olacak işler, ahirette cennet ehlinin yapacağı işler olacak, o günkü madde bedenimiz oranın sistemine göre olacak
Şu anda biz dünyada toprakta yaşadığımızdan dolayı buraya uyum sağlaması için toprak bedenimiz vardır, ahirette cennet denilen yer nasıl bir malzemeden yapılmışsa bize, o malzemeye uyacak bir beden verile-cektir, cennetler arası seferlerden bahsediliyor, üst katlardakiler alt katlara inecekler deniyor, bu katlar bildiğimiz anlamda apartman katı gibi değildir, işte Allah’ın mülkü çok geniştir, Allah’ın sonu olmadığı gibi mülkününde sonu yoktur, bütün varlıkta sürekli zuhurdadır, bu âlem her an ölüp diriliyor, bu iş her an oluşmakta, işte Cenâb-ı Hakk Zâti tecellisini yani bütün ef’ali, esmâsı, sıfatı, Zatıyla birlikte bütün bu âlemlerde zuhura getirmiştir, bunu kim anlar kim idrak ederse işte o Ârif insândır o dünyanın en büyük ilmine sahiptir, bunun dışındaki bütün ilimler kabirle birlikte son bulacaktır, ebedi kalacak olan ilim bu ilim olacaktır yani Hakk’ı bilme, Hakk’ı tanıma ilmi, Hakk’ın ne olduğunu idrak etme ilmidir.
Sizin için olmaz, Allah’tan gayrı bir veli ve yardımcı da olmaz, burada Veli’nin Allah olduğunu söylüyor, demek ki bir kimsede İlâhi varlık tezahür ettiği zaman o ancak gerçek Veli olabiliyor, bunun dışındakilerin hepsi halkın velisidir.
Veli dost demektir, ama ayrıca tarikat mertebesinde ki veli anlayışı Hakk’a yaklaşmış olanlar demektir, Veli Allah’ın isimlerinden bir isimdir, eğer bir kimse kendi hakikatinde Allah’ın varlığını idrak ederse o da Veli esmâsının zuhuru oluyor, yani Veli Allah’ın Zâtının zuhur ettiği mahal demektir, Evliya ise Allah’ın Zatının daha sık oradan zuhur ettiği mahal demektir, yani daha kısa sürelerle Ulûhiyetin orada zuhura geldiği mahal demektir, tabi bunlar, Zâti Velilerdir bunun dışında ef’al, esmâ, sıfat velileri de vardır, ef’al Velisi İbrâhîm (a.s.) mertebesinden Veli’liğe ulaşmış demektir, zâten Veliliğin ilk basamağı orasıdır, ondan evvelkiler abdiyet mertebesidir.