Mâ nensaḣ min âyetin ev nunsihâ ne/ti biḣayrin minhâ ev miślihâ(k) elem ta'lem enna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdir.
Bakara 106. ayet, nesh (hükmü kaldırma) ve insâ (unutturma) kavramları üzerinden Allah'ın kudretini ve şeriat koymadaki mutlak yetkisini vurgular. Ayet, ilahi hükümlerin değişebilirliğini ve bu değişimin her zaman daha hayırlı veya benzeriyle ikame edildiğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nesih (نسخ), bir şeyi diğerinin yerine koymak, bir şeyi ortadan kaldırıp yerine başkasını getirmek demektir. Ayetteki 'mâ nenseḫ' ifadesi, önceki şeriat hükümlerinin veya Kur'an ayetlerinin hükmünün kaldırılıp yerine yenisinin konulması anlamında kullanılmıştır, bu da Allah'ın şeriat koymadaki mutlak yetkisini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nesih, bir şeyin yerine başka bir şeyin geçirilmesidir. Kur'an'da bu kelime, bir ayetin hükmünün kaldırılıp yerine başka bir ayetin hükmünün getirilmesi anlamında mecazi olarak kullanılmıştır. Bu, hükmün iptali ve yenisinin tesisi demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nesh' kavramını Kur'an'ın kendi içindeki dinamik bir süreç olarak ele alır. Bir hükmün 'nesh' edilmesi, onun tamamen geçersiz kılınması değil, daha mükemmel veya o anki duruma daha uygun bir hükümle değiştirilmesi anlamına gelir. Bu, ilahi vahyin sürekli bir gelişim ve adaptasyon içinde olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnsâ (إنساء), bir şeyi unutturmak demektir. Ayetteki 'ev nunsihâ' ifadesi, ya ayetin lafzının veya hükmünün insanların zihinlerinden silinmesi, unutturulması veya hükmünün kaldırılması anlamında kullanılmıştır. Bu, Allah'ın dilediği hükmü yürürlükten kaldırma kudretinin bir başka tezahürüdür.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İnsâ, Allah'ın bir ayetin lafzını veya hükmünü kulların hafızasından silmesi, unutturmasıdır. Bu, neshin bir türü olarak da kabul edilebilir; zira unutturulan hüküm de artık amel edilmez hale gelir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın dilediği hükmü geri çekme ve unutturma yetkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayr (خير), arzu edilen, beğenilen ve faydalı olan şeydir. Ayetteki 'bi-ḫayrin minhâ' ifadesi, neshedilen veya unutturulan ayetin yerine getirilen hükmün, önceki hükümden daha üstün, daha faydalı veya o anki duruma daha uygun olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın hükümlerindeki hikmeti ve kullarına olan merhametini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hayr, her türlü iyilik ve faydayı kapsayan geniş bir kavramdır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bir hükmü değiştirmesinin veya unutturmasının ardında yatan ilahi hikmeti ve kulları için her zaman en iyisini murad ettiğini ifade eder. Bu, şeriatın sürekli olarak insanlığın maslahatına hizmet ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Misl (مثل), bir şeyin benzeri, dengi veya eşidir. Ayetteki 'ev mislihâ' ifadesi, neshedilen veya unutturulan ayetin yerine getirilen hükmün, önceki hükümle aynı değerde, aynı faydada veya aynı nitelikte olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın hükümlerindeki adaleti ve tutarlılığı gösterir; bazen daha iyisiyle, bazen de benzeriyle ikame eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Misl, bir şeyin nitelik ve nicelik bakımından ona benzeyenidir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın bir hükmü kaldırdığında yerine ya daha hayırlısını ya da aynı derecede faydalı ve uygun olan bir benzerini getirdiğini ifade eder. Bu, ilahi hükümlerin keyfi olmadığını, aksine belirli bir hikmet ve denge üzerine kurulu olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadir (قدير), her şeye gücü yeten, dilediğini yapabilen demektir. Ayetin sonunda yer alan 'Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?' ifadesi, nesh ve insâ fiillerinin ancak mutlak kudret sahibi olan Allah tarafından gerçekleştirilebileceğini vurgular. Bu, Allah'ın şeriat koyma ve değiştirme yetkisinin sınırsız olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kadir, fiillerinde hiçbir sınırlama ve engel bulunmayan, dilediği her şeyi yapmaya muktedir olan demektir. Ayetteki 'kadîr' kelimesi, Allah'ın ayetleri neshetme veya unutturma kudretinin, O'nun genel ve mutlak kudretinin bir parçası olduğunu ifade eder. Bu, O'nun iradesinin ve gücünün evrensel olduğunu pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kadir' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, Allah'ın sadece yaratma ve yok etme değil, aynı zamanda hüküm koyma ve değiştirme konusundaki sınırsız yetkisini de kapsadığını belirtir. Ayetteki 'kadîr' vurgusu, nesh ve insâ gibi fiillerin ancak ilahi kudretle mümkün olabileceğini ve bu fiillerin Allah'ın mutlak egemenliğinin bir göstergesi olduğunu açıklar.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
مَا نَنسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِّنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
(2/106) Ma nensah min Âyetin ev nünsiha ne'ti Bi hayrin minha ev misliha* elem ta'lem ennAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
* Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
Biz Âyetlerden bazılarını nesh ederiz yani hükümlerini kaldırırız veya unuttururuz, onun yerine ondan daha hayırlısını getiririz veya benzerini getiririz, bilmezmisin
Allah herşey üzerine kadir’dir. Bu hükmü duyan küfür ehli, bu nesh etme olayını alay konusu yapmışlar, halbuki bu yerli yerinde bir Âyettir ve böyle de olması lâzım gelir, onlar ise Allah bir Âyeti koymuşsa onu kaldırmaz diyorlar, niye yapsın bunu diyorlar, halbuki onlar düşünmüyorlar İncil ile birlikte Tevrat’ın bir çok Âyetleri neshedildi, Kûr’ân ile birlikte İncil ve Tevrat’ın bir çok Âyetleri neshedildi, eğer nesih hadisesi olmasaydı Tevrat gelir kalırdı başka kitaba gerek kalmazdı yani yeni hükümlere gerek kalmazdı, tabi onlar her gelen Âyeti kendi istikametlerine göre yorumladıklarından böyle düşünmüşlerdir.
Şimdi biz onları bir tarafa bırakıp gelelim kendimize, bizde her mertebeye geçtiğimiz zaman bir nesih olması lâzımdır, kaldırılması lâzımdır, kaldırılması lâzımdır derken o Âyetin tamamen hükümsüzlüğü değil ondan sonra onunla birlikte gelen Âyetin hükmü altına girmek yani sonraki mertebedeki Âyetinde tatbikatını yapmak, daha evvelce o Âyeti kendi bünyemizde tatbik edemezken ki o zaman bizce o Âyet müteşabih Âyet hükmünde idi, ne zaman ki bizde muhkem Âyet hükmüne geçti işte o zaman bir evvelki görevli olduğumuz Âyet veya mertebesinde olduğumuz Âyet “Nâsûh” Âyeti hükmüne geçiyordur.
Bütün bu Âyetler şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebeleri içerisinde olduğundan, şeriat mertebesi dahil bütün uygulamasını yapacağız. Yeni bir Âyet diyor, Kûr’ân’ı Kerîm’in içerisinde zâten bunların hepsi mevcut gelmiştir, ama yaşam sistemini oluşturmamız gerekiyor.
Bakara sûresi 186.Ayette “Ve iza seeleke ıbadiy anniy feinniy kariyb, uciybu da'vetedda'ı iza deani,” yani ”Ey Habibim kullarım senden Beni sorduklarında Ben onlara yakınım ve dua ettikleri zaman dualarına icabet ederim” diyor ve imânın tenzih yaşantısındaki mertebesini anlatıyor, fakat “ve nahnu akrebu ileyhi min hablil veriyd;” (Kaf,50/16.Ayet) yani ”Şah damarınızdan daha yakınım” dediği zaman bir önceki Âyetin hükmü kalmıyor, fakat kalmıyor diye de bu KÂr’an’ı KerÎm’den tamamen çıkartılmış değildir, kim hangi merteye gelirse o
mertebede onun için o geçerlidir, o daha yukarılara çıktığında o Âyet görevini yapmış olur, mesela daha sonra “feeynema tüvellu fesemme VECHULLAH” (Bakara, 2/115.Âyet) yani ”Nereye baksan Allah’ın vechini görürsün” Âyeti ise daha yukarılardan bahsediyor, ilk Âyetin hükmü artık burada o kişi için geçmez. Bu husus bir irfaniyyet anlayışıdır, ve özeldir.
Allah herşeye kadirdir, yani sen şu mertebedesin ve ömür boyu orada kalacaksın değildir, Allah’ın kudreti vardır seni oradan geçirir, sende üstüne düşeni yap, yani dilerse senin neshini ordan veya burdan yapar, burada hıristiyanlar ile aramızdaki farka gelelim, hıristiyanlarda mesheden yani temizleyen mânâsına “Mesih” vardır, bizde ise “nâsih” vardır, kendi varlığının nefsinden arınması, nefsaniyetini tamemen ortadan kaldırmaktır, çünkü İslâmiyette hem nefis var, hem de Allah vardır, zâten hiç olmayacak bir şeydir.