Sibġata(A)llâh(i)(c) vemen ahsenu mina(A)llâhi sibġa(ten)(c) venahnu lehu ‘âbidûn(e)
"Biz, Allah'ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz" (deyin).
Allah'ın boyasına bak, (vaftiz nolacak?) Kim, Allah'dan daha güzel boya vurabilir ki? İşte biz O'na ibadet edenleriz.
Bakara 138. ayet, 'Allah'ın rengi' ifadesiyle ilahi bir kimliği ve inancı sembolize ederken, 'kulluk' kavramıyla bu kimliğin pratik tezahürünü vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın boyası ile diğer boyalar arasında bir karşılaştırma yaparak, ilahi rengin üstünlüğünü ve tek gerçek kimlik kaynağı olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sıbğa' kelimesinin aslen bir şeyi boyamak, renklendirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla ise, Allah'ın insan fıtratına yerleştirdiği tevhid inancını ve İslam dinini sembolize ettiğini, bu inancın insanı diğer inançlardan ayıran bir 'boya' gibi kuşattığını ifade eder. Bu, insanın Allah'a aidiyetini gösteren bir alamettir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sıbğa' kelimesini mecazi bir ifade olarak ele alır. Ona göre, 'sıbğatullah' ifadesi, Allah'ın dinini, yani İslam'ı kabul etmek ve onunla vasıflanmak anlamına gelir. Tıpkı bir elbisenin boyanarak renk değiştirmesi gibi, mümin de İslam'ı kabul ederek manevi bir değişim ve kimlik kazanır. Ayetteki bağlamda, bu ilahi 'boya'nın en güzel ve üstün olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sıbğa' kavramının Kur'an'da bir tür 'kimlik' veya 'karakter' kazandıran bir eylem olarak kullanıldığını belirtir. 'Sıbğatullah', Allah'ın insanlara bahşettiği ve onları diğerlerinden ayıran, fıtrata uygun olan tevhid inancıdır. Bu, insanın varoluşsal anlamda Allah'a yönelişini ve O'nun belirlediği yolu benimsemesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüsn' kökünden türeyen 'ahsen' kelimesinin, bir şeyin hem maddi hem de manevi açıdan mükemmeliyetini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 've men ahsenu minallahi sıbğaten' ifadesiyle, Allah'ın insanlara bahşettiği dinin ve fıtratın, diğer tüm inanç ve yaşam tarzlarından daha üstün, daha güzel ve daha doğru olduğu vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ahsen' kelimesinin burada bir istifham-ı inkârî (reddedici soru) bağlamında kullanıldığını, yani 'Allah'tan daha güzel bir boya olabilir mi?' sorusuyla aslında 'olamaz' cevabının kastedildiğini açıklar. Bu, Allah'ın dininin ve O'nunla vasıflanmanın mutlak güzelliğini ve eşsizliğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kökünün aslen boyun eğmek, zelil olmak ve itaat etmek anlamına geldiğini belirtir. 'Abidûn' ise, Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk eden, O'nun emirlerine uyan ve yasaklarından kaçınan kimselerdir. Ayetteki 've nahnu lehu abidûn' ifadesi, müminlerin Allah'ın 'sıbğa'sını kabul etmelerinin doğal bir sonucu olarak O'na kulluk etme taahhüdünü dile getirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ubudiyet'in (kulluk) en yüksek derecesinin, kulun tüm varlığıyla Allah'a yönelmesi ve O'nun rızasını araması olduğunu ifade eder. Ayetteki 'abidûn' kelimesi, sadece namaz kılmak gibi belirli ibadetleri değil, aynı zamanda hayatın her alanında Allah'ın hükümlerine göre yaşamayı ve O'na tam bir teslimiyet göstermeyi kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'abd' ve türevlerinin Kur'an'da genellikle insanın Allah karşısındaki konumunu, yani acizliğini ve muhtaçlığını ifade ettiğini belirtir. 'Abidûn' olmak, bu acizliğin farkında olarak Allah'a yönelmek ve O'nun mutlak otoritesini kabul etmektir. Bu ayette, Allah'ın 'rengini' benimseyenlerin aynı zamanda O'na kulluk edenler olduğu vurgulanır, bu da inanç ile eylem arasındaki bağı gösterir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
صِبْغَةَ اللّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدونَ
(2/138) SıbğatAllah* ve men ahsenü minAllahi sıbğaten, ve nahnü leHU abidun;
* “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin).
Bu Âyeti Kerîm’e de tasavvufta çok kullanılır, “Allah’ın boyası, Allah’ın boyasından daha güzel boya olur mu”,
Bu boyanın da mertebeleri var, şöyle düşünelim, daha
önce çok kereler boyanmış bir duvarı, boyacı geliyor ve tek renk boyuyor, görüntü de bakıldığında bu tek renktir ama biraz derin çizdiğiniz zaman altından eski boyası çıkar. Tevhidin başlangıcı olan bu oluşum, tevhid-i ef’al yani fiillerdeki birliği ifade etmektedir, o boya kat kat sürülecek ve artık içine nüfuz etmeye başlayacak, yani duvarın içine özüne doğru nüfuz edecektir, tabi ki, öncesinde mutlaka üstü boyanacaktır.
Evvelâ şeriat-ı Muhammediyyeye uymak, onunla bir nizama intizama düzgünlüğe girmek, ondan sonra o tevhidi gönlüne indirmek ve kendi varlığında nefsaniyetinin renkliliğinin gitmesi ile oraya İlâh-î rengin özüne kadar gelmesi ta ki İlâh-î hakikatin kendi hakikatine işlemesi, neticesinde de orada Allah’ın tevhid vahdet rengi oluşmuş olacaktır.
Onun için biz abidlerdeniz, abd demek zâhiri müslümanlıktan da ileri bir hâdisedir, müslümanım demek bir bakıma genel ifade olmasına karşı abd özel bir ifade olmaktadır, kelime-i tevhid’te abduHu ve rasûluHu diyor, Efendimizin (s.a.v.) abdiyyeti risaletinin önünde geliyor, abd demek, biz bunu direk olarak kul hükmünde çeviriyoruz oysa gerçek abd varlığının tamamını Hakk’a vermiş kendinde hiçbir zerre kadar kimliğinden bir şey kalmamış olandır ve artık onda faaliyette olan İlâh-î varlık orada tecelli etmektedir, hakiki abdiyyet bu, ve ismi ubudet demektir.
Hz. Rasûllüllah’ın kendine ait bir varlığı olmadığından orada tamamen zuhurda olan Zati İlâh-î en geniş mânâ da zuhurda olduğundan onun yaptığı bütün fiiller abdiyyettir.
Yani gerçek abd, bu hakikati ve kendisinde olan İlâh-î hakikatleri de dışarıya iletmesi yani kendinden başkalarına iletmesi de risâlet’tir fakat evvelâ abdiyyet olacaktır, abdiyyet olmadan “ubudet” olmaz “ubudet” olmadan buraya ulaşılamaz ve risalet olmaz.