(A)llâhu veliyyu-lleżîne âmenû yuḣricuhum mine-zzulumâti ilâ-nnûr(i)(s) velleżîne keferû evliyâuhumu-ttâġûtu yuḣricûnehum mine-nnûri ilâ-zzulumât(i)(k) ulâ-ike ashâbu annâr(i)(s) hum fîhâ ḣâlidûn(e)
Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin velileri ise tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalırlar.
Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.
Bakara 257, iman ve küfür arasındaki temel zıtlığı, Allah'ın müminler üzerindeki velayetini ve tağutun kafirler üzerindeki etkisini 'nur' ve 'zulümat' metaforları üzerinden ele almaktadır. Ayet, bu iki zıt durumun nihai akıbetini de 'nar' ve 'hulud' kavramlarıyla pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velâyet (وَلَايَة) ve vilâyet (وِلَايَة) kelimeleri, yardım, destek, sevgi ve yakınlık anlamlarına gelir. Allah'ın müminler için 'veli' olması, O'nun onları koruyup gözettiği, işlerini üstlendiği ve onlara yardım ettiği anlamına gelir. Ayetteki 'Allah veliyyü'l-lezîne âmenû' ifadesi, Allah'ın müminlerin işlerini üstlenen, onlara yardım eden ve onları doğru yola sevk eden dostu olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Veli kelimesi, 'yakın olan', 'yardımcı olan' ve 'işleri üstlenen' anlamlarına gelir. Bu ayette Allah'ın müminlerin velisi olması, onların işlerini idare eden, onlara destek olan ve onları koruyan kudret olduğu mecazını taşır. Bu, Allah'ın müminlere olan özel ilgisini ve himayesini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'velâyet' kavramını Kur'an'da 'koruyucu dostluk' ve 'himaye' olarak inceler. Allah'ın müminlerin velisi olması, O'nun müminleri 'zulümat'tan 'nur'a çıkarmasıyla somutlaşan aktif bir koruma ve rehberlik ilişkisidir. Bu, sadece bir dostluk değil, aynı zamanda bir otorite ve yönlendirme ilişkisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Huruç (خُرُوج), bir şeyin bulunduğu yerden ayrılmasıdır. Kur'an'da bu fiil, maddi çıkışın yanı sıra, manevi bir durumdan başka bir duruma geçişi de ifade eder. Ayetteki 'yuhricuhum mine'z-zulümâti ile'n-nûr' ifadesi, Allah'ın müminleri küfür, cehalet ve sapkınlık karanlıklarından iman, bilgi ve hidayet aydınlığına çıkarması anlamındadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Çıkarmak (إخراج), bir şeyi bir yerden başka bir yere sevk etmek demektir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın müminleri küfrün ve şirkin karanlıklarından, imanın ve tevhidin aydınlığına yönlendirmesi, onlara doğru yolu göstermesi ve onları bu yolda sabit kılmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihrac' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, bu fiilin genellikle bir durumdan daha iyi bir duruma geçişi ifade ettiğini belirtir. Özellikle 'zulümat'tan 'nur'a çıkarma bağlamında, bu, Allah'ın insanlara hidayet lütfetmesi, onları batıldan hakka döndürmesi ve onlara doğru yolu göstermesi anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulmet (ظُلْمَة), ışığın yokluğudur. Kur'an'da genellikle çoğul olarak (zulümât) kullanılır ve küfür, şirk, cehalet, sapkınlık ve günah gibi manevi karanlıkları temsil eder. Bu ayette 'zulümât', Allah'tan uzaklaşmanın, doğru yoldan sapmanın ve batıl inançların getirdiği karanlık durumu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zulümât kelimesi, Kur'an'da mecazi anlamda kullanılır ve küfrü, şirki ve batılı ifade eder. Bu ayette 'zulümât', inkar edenlerin içinde bulunduğu, hakikati görememe, doğru yolu bulamama ve sapkınlık halini simgeler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'zulmet' kavramının Kur'an'da 'nur'un zıttı olarak kullanıldığını ve genellikle 'küfür', 'şirk', 'cehalet' ve 'sapıklık' gibi olumsuz dini ve ahlaki durumları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'zulümât', inkar edenlerin içinde bulunduğu manevi körlüğü ve doğru yolu bulamamalarını temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nur (نُور), ışık ve aydınlıktır. Kur'an'da hem maddi ışık hem de manevi aydınlık, hidayet, iman, ilim ve Allah'ın kendisi için kullanılır. Bu ayette 'nur', Allah'ın müminlere lütfettiği iman, hidayet ve doğru yolu temsil eder; küfrün ve sapkınlığın zıttıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nur kelimesi, Kur'an'da mecazi olarak hidayet ve İslam dini için kullanılır. Ayetteki 'nur', Allah'ın müminlere bahşettiği doğru yolu, imanı ve hakikati ifade eder. Bu, inkar edenlerin içinde bulunduğu 'zulümât'ın tam zıttıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'nur' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın kendisi', 'vahiy', 'İslam' ve 'hidayet' gibi merkezi anlamlara geldiğini vurgular. Ayetteki 'nur', Allah'ın müminlere bahşettiği ilahi rehberliği, doğru yolu ve hakikati temsil eder, bu da onları 'zulümat'tan kurtaran yegane güçtür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tağut (طَاغُوت), haddi aşan, azgınlaşan ve Allah'a isyan eden her şeydir. Şeytan, putlar, sihirbazlar, kahinler ve Allah'ın hükmüne karşı çıkan yöneticiler bu kapsamdadır. Ayetteki 'evliyâuhumu't-tâğût' ifadesi, inkar edenlerin dostlarının ve rehberlerinin, onları Allah'ın yolundan saptıran, haddi aşan ve azgınlaştıran güçler olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tağut, 'azgınlıkta ileri giden' ve 'Allah'a isyan eden' anlamlarına gelir. Bu ayette tağut, inkar edenleri doğru yoldan saptıran, onları küfre ve şirke sürükleyen her türlü varlık veya ideolojiyi temsil eder. Bu, şeytan olabileceği gibi, insanları Allah'ın emirlerine karşı gelmeye teşvik eden liderler de olabilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tağut, Allah'tan başka ibadet edilen, itaat edilen veya kendisine başvurulan her şeydir. Bu, şeytanı, putları, sihirbazları ve Allah'ın hükümlerine karşı çıkan her türlü gücü kapsar. Ayetteki kullanımı, inkar edenlerin Allah yerine bu tür azgın güçlere tabi olduğunu ve onların yönlendirmesiyle 'nur'dan 'zulümât'a sürüklendiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûd (خُلُود), bir şeyin uzun süre kalması veya sonsuz olmasıdır. Kur'an'da genellikle ahiret hayatındaki ebedi kalışı ifade eder. Ayetteki 'hüm fîhâ hâlidûn' ifadesi, cehennemliklerin cehennemde sonsuza dek kalacaklarını, azaplarının kesintisiz ve sürekli olacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hulûd, bir yerde sürekli ve kesintisiz olarak ikamet etmektir. Kur'an'da bu kelime, cennet veya cehennemdeki ebedi ikamet için kullanılır. Bu ayette, inkar edenlerin cehennemde kalışlarının geçici değil, sonsuz ve kalıcı olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hulûd, bir şeyin değişmeden ve sona ermeden devam etmesidir. Kur'an'da bu kavram, ahiretteki mükafat veya cezanın sürekliliğini ifade eder. Ayetteki 'hâlidûn' kelimesi, inkar edenlerin cehennemdeki azabının sonsuzluğunu ve bitmeyeceğini kesin bir dille ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
(2/257) Allahu Veliyyülleziyne amenu yuhricühüm minez zulümati ilenNur* velleziyne keferu evliyaühümüt tağutu yuhricunehüm minen Nuri ilez zulümat* ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
* Allah, imân edenlerin dostudur. Onları karanlık-lardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.
O Allah’ki imân edenlerin Veli’sidir;
Veli ismiyle Allah orada zuhur etmiştir. Veli ismi imân edenlerde onları zulmetten Nur’a çıkarmak için zuhura geliyor yani cehlinden akiline çıkarmak için.
Dünyada en büyük zulmet yani karanlık beşeri yönde insânın kendisini var zannetmesi ve kendi beşeriyetine varlık vermesi ve bunu vermekle kendisini ilâh edinmiş olmasıdır işte bundan büyük zulmet olmaz.
Dünya zaten tabiat zulmetinde yoğun olduğundan bunu da var zannetmek Nûr’a en büyük perdedir ve Veli ismi dışında başka türlüde bu zulmetten Nûr’a çıkmanın imkân ve ihtimali yoktur, hafız ol her gün bir hatim oku, burasını bin defa oku bunun tahakkuku mümkün değildir okumanın o mertebedeki kazancı neyse onu kazanırsın orası ayrı konudur.
Ama o küfür ehline gelince onların velileri de, yol göstericileri de tagut’tur;
Onlar yarasalar gibi karanlıktan hoşlanırlar Nûr onların gözlerini alır ve işte onlarda Nûr’dan zulmete götürürler, tasavvuf eğitimi alıp daha henüz müşahedesi olmayan birisinin şeriat ehlinin sohbetine katılması da aynı şeydir.
İşte onlar ateş ehlidir, Nefsi emmâre ateşinin ehli bunlardır işte, Nûr’dan zulmete düşenler. Bunu genel mânâda düşünürsekte aynı şeydir, Cenâb-ı Hakk bizi Nûr’dan hâlketti getirdi bu zulmetin içine bıraktı işte bizler zulmette kalırsak zâten ateş ehli oluyoruz.