İnne-lleżîne keferû sevâun ‘aleyhim eenżertehum em lem tunżirhum lâ yu/minûn(e)
Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar.
Bakara Suresi'nin 6. ayeti, inkar edenlerin (kâfirûn) hakikate karşı direnişini ve bu direnişin uyarılarla (inzâr) değişmeyeceğini vurgular. Ayet, imanın (îmân) sadece bilgiyle değil, aynı zamanda kalbî bir kabulle gerçekleştiğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamındadır. Çiftçiye 'kâfir' denmesi de tohumu toprağa gömdüğü içindir. Dini bağlamda ise, Allah'ın nimetlerini veya hakikati örtmek, gizlemek ve dolayısıyla inkar etmek anlamına gelir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberin getirdiği mesajı bilerek reddeden, üzerini örten kişileri tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): K-f-r kelimesi, Arapçada bir şeyi gizlemek, örtmek manasına gelir. Kur'an'da ise bu kelime, Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerin getirdiği hakikatleri gizleyen, reddeden ve bu suretle nankörlük eden kimseler için kullanılır. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, bu kişilerin hakikati bilmelerine rağmen onu kabul etmeyip üzerini örtme eylemini mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'küfr' kavramı, Kur'an'da 'şükür' kavramının zıttı olarak ortaya çıkar. Şükür, Allah'ın nimetlerini tanımak ve karşılık vermek iken, küfr bu nimetleri inkar etmek, görmezden gelmek ve nankörlük etmektir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, sadece bir inançsızlığı değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarına karşı bir nankörlüğü ve hakikati bilerek reddetmeyi de içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): S-v-y kökü, bir şeyin düzgün, eşit ve dengeli olması anlamına gelir. 'Sevâun' ise iki şeyin birbirine denk olması, aralarında fark olmaması durumunu ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, inkar edenler için uyarıp uyarmamanın sonuç itibarıyla aynı olduğunu, yani onların iman etmeyeceklerini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sevâ, bir şeyin diğerine denk olması, eşit olmasıdır. Bu eşitlik, hem nicelik hem de nitelik açısından olabilir. Ayetteki 'sevâun aleyhim' ifadesi, uyarı eyleminin varlığı ile yokluğunun, inkar edenlerin iman etme potansiyeli açısından hiçbir fark yaratmadığını, her iki durumun da onlar için aynı sonucu doğurduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): N-z-r kökü, bir şeyi önceden haber vermek, korkutmak ve sakındırmak anlamındadır. 'İnzâr', gelecekteki bir azaba veya kötü bir sonuca karşı uyarıda bulunmaktır. Ayetteki 'enzertahum' ifadesi, peygamberin inkar edenlere Allah'ın azabıyla ve ahiret sorumluluğuyla ilgili yaptığı uyarıları, onları bu kötü sondan sakındırma çabasını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İnzâr, bir şeyi haber vererek korkutmaktır. Bu, genellikle gelecekteki bir tehlikeye karşı yapılan bir uyarıdır. Ayetteki 'enzertahum' kelimesi, peygamberin inkar edenlere yönelik, ahiret azabı ve Allah'ın gazabı gibi konularda yaptığı uyarıları, onları bu akıbetten sakındırma gayretini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâr' kavramının sadece korkutmak değil, aynı zamanda doğru yolu göstermek ve sorumluluk bilinci aşılamak olduğunu belirtir. Ayetteki 'enzertahum' ifadesi, peygamberin inkar edenlere karşı sadece bir tehdit değil, aynı zamanda bir rehberlik ve onları doğruya yönlendirme çabası olduğunu, ancak bu çabanın onların kalplerindeki inkar perdesi nedeniyle sonuçsuz kaldığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): N-z-r kökünden türeyen 'tünzirhum' kelimesi, 'inzâr' fiilinin olumsuzluk ekiyle kullanılmış halidir. Bu, uyarı eyleminin gerçekleşmemesi durumunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, inkar edenlerin kalplerinin mühürlenmiş olması nedeniyle, onlara uyarıda bulunmanın veya bulunmamanın, onların iman etme durumları üzerinde bir etkisi olmadığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tünzirhum, 'inzâr' fiilinin muzari formudur ve burada olumsuzluk edatıyla birlikte kullanılarak 'uyarmasan da' anlamını verir. Bu ifade, inkar edenlerin hakikate karşı olan dirençlerinin o kadar güçlü olduğunu gösterir ki, peygamberin uyarılarının varlığı veya yokluğu, onların iman etme kararlarını değiştirmeyecektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-m-n kökü, güvenmek, emin olmak, tasdik etmek anlamlarına gelir. 'İman', kalben tasdik etmek ve dil ile ikrar etmektir. Ayetteki 'yü'minûn' ifadesi, inkar edenlerin kalplerinin mühürlenmiş olması nedeniyle, peygamberin uyarılarına rağmen Allah'a ve O'nun gönderdiği mesaja kalben güvenip tasdik etmeyeceklerini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İman, kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Bu, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven halidir. Ayetteki 'lâ yü'minûn' ifadesi, inkar edenlerin bu teslimiyet ve güven halinden yoksun olduklarını, hakikati bilseler dahi onu kalben kabul etmeyeceklerini açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'iman' kavramını sadece bir inanç olarak değil, aynı zamanda Allah'a karşı tam bir güven ve teslimiyet olarak ele alır. Bu, kişinin tüm varlığıyla Allah'a yönelmesi ve O'nun vaatlerine güvenmesidir. Ayetteki 'lâ yü'minûn' ifadesi, inkar edenlerin bu tam güven ve teslimiyetten mahrum olduklarını, dolayısıyla hakikati kabul etme yeteneklerini kaybettiklerini gösterir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
لَا يُؤْمِنُونَ
(2/6) İnnelleziyne keferu sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm la yu'minun;
* Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar “İnnelleziyne”; bu kimselere gelince , “keferu” küfrettiler, örttüler, perdelediler, hakikatleri kapattılar, bilerek veya bilmeyerek, “sevaün aleyhim” onların üzerine müsavidir, “eenzertehüm em lem tünzirhüm” onları korkutman veya korkutmaman, çünkü “lâ yu’minun” imân etmemişlerdir, imân ehli değildirler, bu Âyetin zâhir yönüdür, bâtın yönlerini şu anda açmak doğru olmaz.