İçeriğe atla
Bakara 73Cüz 1 · Sayfa 11

Bakara Sûresi 73. Âyet

البقرة

Sohbete sor

Fekulnâ-dribûhu biba'dihâ(c) keżâlike yuhyi(A)llâhu-lmevtâ veyurîkum âyâtihi le'allekum ta'kilûn(e)

"Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.

Bakara Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

(2/73) Fekulnadribuhü Biba'dıha* kezâlike yuhyillahulmevta ve yuriyküm ayatihi le'alleküm ta'kılun;

* “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.

Biz onlara dedik ki, o kesilen bakara’nın bir uzvuyla ölen kişiye vurun, Allah işte böylece ölüleri diriltir, umulurki Allah’ın böylece murat etmiş olduğu Âyetlerde akıl edersiniz.

Yani bakın Cenâb-ı Hakk burada doğrudan doğruya devreye giriyor ve “Biz” dedik ki diyor, az evvel Rabbine sor ey Mûsâ diye Rab’tan bir konuşmayla başladı sonra Allah gizlediklerinizi ortaya çıkartır dedi bakın hep Allah’ı ve Rabbi dolaylı konuşmayla anlatan bir oluşum var, burada ise Cenâb-ı Hakkk bizzat kendi Zâtından “Biz” dedik ki diyor, “bazı parçasıyla vur” dedik, sonra bakın yine başkası anlatıyor, “işte böylece Allah ölüleri diriltir” diyor, aynı hadiseyi bakın kaç mertebeden anlatıyor, işte tek düze anlatmakla bunun içinden çıkılmaz, onun için çıkılmıyor zaten, bakın kaç mertebe, rububiyyet mertebesi var, Ulûhiyyet mertebesi var, Ahadiyyet mertebesi var, “Biz” diyor Cenâb-ı Hakk sıfat-ı subûtiyyesi ile birlikte ifadeleri var, aynı hikâye içerisinde kaç mertebeden mevzuat var.

“Bazı parçalarıyla vur” dedik, Mûsâ (a.s.) ma’mı vur demiş, yoksa kavminden birisine mi vur dendi, kime dediği belli değil, sonuçta ineği kestiler dili veya kuyruğu ile o ölünün üstüne vurdular, yani bizde ölmüş olan o bilginin üstüne kuyruğu veya diliyle vurdular o bizdeki bilgi tekrar

meydana çıktı, tekrar dirildi, burada diliyle vurulduğunu düşünürsek daha uygun olur çünkü dil kelâm ifadesi olduğundan o da ondan aldığı ilhamla konuşmaya başladı, ve beni nefsi mülhime, nefsi levvâme, nefsi emmâre öldürdü diye haber verdi ve tekrar öldü, çünkü o ilim mertebesini gördü işini gördü.

Aynı şekilde İsâ (a.s.) çamuru aldı eline ve bir kuş sûretinde yaptı, ona üfledikten sonra o uçmaya başladı, burada Cenâb-ı Hakk “biizniHi” yani “Benim iznimle uçmaya başladı” dedi.

Burada da Allah’ın bizatihi izniyle konuşmaya başladı, demek ki zaman zaman Cenâb-ı Hakk bazı mahallerde Zâti tecellisini ortaya getiriyor ve Zâti tecellisi, Zâti kudreti ortaya geldiğinde de biz zannediyoruz ki o işi oradaki kişi yaptı, hayır, Allah’ın oradaki rolü veya işi oynaması vardır.

Enfal 8/17” ve ma rameyte iz rameyte ve lâkinnAllahe rema-attığında sen atmadın, atan Allah'tı” Âyetinde belirtilen hadise orada meydana geliyor, İsâ (a.s.) üflediği zaman orada üfleyen Allah’ın kendisiydi, işte burada da vuran Allah’ın kendisiydi, Zâti tecellisinin falan kişiden zuhura gelmiş olmasıdır, niye İsâ (a.s.) her zaman kuş sûretinde çamuru yapıpta uçuramıyor “BiizniHi” olduğu için, Zât tecellisi meydana geldiği zaman uçabiliyor, işte aynı hadise burada da var, “Biz dedik ona vur” diye, Allah bir şeye “kün” “ol” dediği zaman o şey hemen olur.

Ve Allah ölüleri böyle diriltir, yani bir sebep hâlkeder ölüleri diriltir, bizde ölmüş olan insânlık hakikati bir kelâm-ı İlâh-î tarafından vurulduğu zaman, vurmak illâ ki bir maddeyi başka bir maddeye vurmak değildir, kelâm lisanı ile de vurmak olur, yani onu uyandırmak olur, nefha-i İlâh-îyeyi oraya gönderdiği zaman, bakın üfledim, nefesim aynaya vurdu deriz orada bir darp yok ama oraya ulaşması var, kimde ki Hayy Esmâ-i İlâhiyyesinin zuhuru varsa karşı tarafa o Esmâ-i İlâhiyyeyle vurduğu zaman orada mutlaka yeni bir hayat meydana gelir. Ne zaman ki bir ağızdan Allah’ın “kün” emri ortaya geliyor işte o ölü

kalpleri ancak bu kelâm diriltir, işte kişi böyle bir nefha-i İlâhiyyeye ulaşamazsa onun ebedi hayatı bulması mümkün değildir, kendine ulaşması yeniden varolması mümkün değildir, Sad 38/72 “ve nefahtü fiyhi min rûhi” hadisesinin bir özelliğide budur, Umulur ki siz akledersiniz, yani muhakkak, kesin olarak şöyle yapın, böyle yapın değilde, düşünerek, çalışarak, araştırarak umulur ki bu hale ulaşırsınız denmek isteniyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)