Fekulnâ-dribûhu biba'dihâ(c) keżâlike yuhyi(A)llâhu-lmevtâ veyurîkum âyâtihi le'allekum ta'kilûn(e)
"Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız.
Bakara Suresi'nin 73. ayeti, ölülerin diriltilmesi ve Allah'ın kudretinin gösterilmesi temalarını işler. Ayet, bir mucizevi olayı anlatarak Allah'ın diriltme gücünü vurgular ve insanları akıllarını kullanmaya davet eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'darabe' fiilinin burada 'vurmak' anlamında kullanıldığını belirtir ve bu vuruşun, öldürülen kişinin dirilip katilini haber vermesi için bir vesile olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, bu fiil, ilahi bir emrin yerine getirilmesini ve mucizevi bir olayın tetiklenmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'darabe' fiilinin geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, ancak bu ayette 'bir şeye bir şeyle vurmak' anlamında kullanıldığını vurgular. Buradaki vuruş, ölüye hayat veren ilahi kudretin bir tecellisi olarak anlaşılmalıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'darabe' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarının genellikle bir eylemi başlatma veya bir durumu değiştirme anlamı taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'darabe', ölüye hayat verme mucizesini başlatan ilahi bir eylemin ifadesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihyâ' fiilinin mecazi anlamda 'canlandırmak, diriltmek' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette ise, gerçek anlamda ölüye hayat verme, yani mucizevi bir dirilişten bahsedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' kökünden türeyen 'ihyâ' fiilinin, 'ölümden sonra hayat vermek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'yuhyî', Allah'ın mutlak kudretini ve ahiretteki dirilişin bir ön gösterimini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihyâ' fiilinin Kur'an'da hem fiziksel hem de manevi dirilişi ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, fiziksel bir diriliş mucizesi üzerinden Allah'ın kudretini ve ahiret inancını pekiştirmeyi amaçlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mevtâ' kelimesinin 'ölü' anlamına geldiğini ve bu ayette, sığırın bir parçasıyla vurulduktan sonra dirilen kişiyi kastettiğini belirtir. Bu, Allah'ın ölüleri diriltme gücünün somut bir örneğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt' kökünden türeyen 'mevtâ' kelimesinin, 'hayatın zıddı olan durum'u ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'el-mevtâ', Allah'ın kudretiyle yeniden hayata döndürülen cansız bedenleri temsil eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mevtâ' kelimesinin çoğul olarak 'ölüler' anlamına geldiğini ve bu ayetteki kullanımının, Allah'ın diriltme gücünün sınırsızlığını gösterdiğini ifade eder. Bu, kıyamet günündeki genel dirilişin bir işareti olarak da yorumlanabilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âyât' kelimesinin 'işaretler, deliller' anlamına geldiğini ve bu ayette, ölülerin diriltilmesi gibi mucizevi olayların Allah'ın kudretine dair açık deliller olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin 'açık alamet, delil' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem evrendeki yaratılış delilleri hem de peygamberlerin mucizeleri için kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'âyâtihî', ölülerin diriltilmesi mucizesiyle Allah'ın kudretini gösteren delillerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın varlığını ve kudretini gösteren işaretler' olarak merkezi bir rol oynadığını vurgular. Bu ayetteki 'âyâtihî', Allah'ın ölüleri diriltme gücünü somutlaştıran ve insanları düşünmeye sevk eden bir mucizevi delildir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'akl' kelimesinin 'bir şeyi bağlamak, tutmak' anlamından türediğini ve 'akletmek' fiilinin de 'bilgiyi zihinde tutmak, idrak etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ta'qilûn', Allah'ın gösterdiği mucizelerden ibret alarak doğru sonuçlara ulaşmayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'akl' kelimesinin 'idrak etme, anlama' yeteneği olduğunu ve bu ayetteki 'ta'qilûn' fiilinin, Allah'ın kudretini ve ahiret inancını bu mucizevi olay üzerinden kavramayı amaçladığını açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'akletmek' fiilinin Kur'an'da sadece düşünmek değil, aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayırmak ve hikmetli davranmak anlamlarını da içerdiğini belirtir. Bu ayetteki 'ta'qilûn', Allah'ın ayetleri üzerinde derinlemesine düşünerek imana ulaşmayı ve hayatı buna göre düzenlemeyi teşvik eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
(2/73) Fekulnadribuhü Biba'dıha* kezâlike yuhyillahulmevta ve yuriyküm ayatihi le'alleküm ta'kılun;
* “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
Biz onlara dedik ki, o kesilen bakara’nın bir uzvuyla ölen kişiye vurun, Allah işte böylece ölüleri diriltir, umulurki Allah’ın böylece murat etmiş olduğu Âyetlerde akıl edersiniz.
Yani bakın Cenâb-ı Hakk burada doğrudan doğruya devreye giriyor ve “Biz” dedik ki diyor, az evvel Rabbine sor ey Mûsâ diye Rab’tan bir konuşmayla başladı sonra Allah gizlediklerinizi ortaya çıkartır dedi bakın hep Allah’ı ve Rabbi dolaylı konuşmayla anlatan bir oluşum var, burada ise Cenâb-ı Hakkk bizzat kendi Zâtından “Biz” dedik ki diyor, “bazı parçasıyla vur” dedik, sonra bakın yine başkası anlatıyor, “işte böylece Allah ölüleri diriltir” diyor, aynı hadiseyi bakın kaç mertebeden anlatıyor, işte tek düze anlatmakla bunun içinden çıkılmaz, onun için çıkılmıyor zaten, bakın kaç mertebe, rububiyyet mertebesi var, Ulûhiyyet mertebesi var, Ahadiyyet mertebesi var, “Biz” diyor Cenâb-ı Hakk sıfat-ı subûtiyyesi ile birlikte ifadeleri var, aynı hikâye içerisinde kaç mertebeden mevzuat var.
“Bazı parçalarıyla vur” dedik, Mûsâ (a.s.) ma’mı vur demiş, yoksa kavminden birisine mi vur dendi, kime dediği belli değil, sonuçta ineği kestiler dili veya kuyruğu ile o ölünün üstüne vurdular, yani bizde ölmüş olan o bilginin üstüne kuyruğu veya diliyle vurdular o bizdeki bilgi tekrar
meydana çıktı, tekrar dirildi, burada diliyle vurulduğunu düşünürsek daha uygun olur çünkü dil kelâm ifadesi olduğundan o da ondan aldığı ilhamla konuşmaya başladı, ve beni nefsi mülhime, nefsi levvâme, nefsi emmâre öldürdü diye haber verdi ve tekrar öldü, çünkü o ilim mertebesini gördü işini gördü.
Aynı şekilde İsâ (a.s.) çamuru aldı eline ve bir kuş sûretinde yaptı, ona üfledikten sonra o uçmaya başladı, burada Cenâb-ı Hakk “biizniHi” yani “Benim iznimle uçmaya başladı” dedi.
Burada da Allah’ın bizatihi izniyle konuşmaya başladı, demek ki zaman zaman Cenâb-ı Hakk bazı mahallerde Zâti tecellisini ortaya getiriyor ve Zâti tecellisi, Zâti kudreti ortaya geldiğinde de biz zannediyoruz ki o işi oradaki kişi yaptı, hayır, Allah’ın oradaki rolü veya işi oynaması vardır.
Enfal 8/17” ve ma rameyte iz rameyte ve lâkinnAllahe rema-attığında sen atmadın, atan Allah'tı” Âyetinde belirtilen hadise orada meydana geliyor, İsâ (a.s.) üflediği zaman orada üfleyen Allah’ın kendisiydi, işte burada da vuran Allah’ın kendisiydi, Zâti tecellisinin falan kişiden zuhura gelmiş olmasıdır, niye İsâ (a.s.) her zaman kuş sûretinde çamuru yapıpta uçuramıyor “BiizniHi” olduğu için, Zât tecellisi meydana geldiği zaman uçabiliyor, işte aynı hadise burada da var, “Biz dedik ona vur” diye, Allah bir şeye “kün” “ol” dediği zaman o şey hemen olur.
Ve Allah ölüleri böyle diriltir, yani bir sebep hâlkeder ölüleri diriltir, bizde ölmüş olan insânlık hakikati bir kelâm-ı İlâh-î tarafından vurulduğu zaman, vurmak illâ ki bir maddeyi başka bir maddeye vurmak değildir, kelâm lisanı ile de vurmak olur, yani onu uyandırmak olur, nefha-i İlâh-îyeyi oraya gönderdiği zaman, bakın üfledim, nefesim aynaya vurdu deriz orada bir darp yok ama oraya ulaşması var, kimde ki Hayy Esmâ-i İlâhiyyesinin zuhuru varsa karşı tarafa o Esmâ-i İlâhiyyeyle vurduğu zaman orada mutlaka yeni bir hayat meydana gelir. Ne zaman ki bir ağızdan Allah’ın “kün” emri ortaya geliyor işte o ölü
kalpleri ancak bu kelâm diriltir, işte kişi böyle bir nefha-i İlâhiyyeye ulaşamazsa onun ebedi hayatı bulması mümkün değildir, kendine ulaşması yeniden varolması mümkün değildir, Sad 38/72 “ve nefahtü fiyhi min rûhi” hadisesinin bir özelliğide budur, Umulur ki siz akledersiniz, yani muhakkak, kesin olarak şöyle yapın, böyle yapın değilde, düşünerek, çalışarak, araştırarak umulur ki bu hale ulaşırsınız denmek isteniyor.