Ve kâlû len temessene-nnâru illâ eyyâmen ma'dûde(ten)(c) kul etteḣażtum ‘inda(A)llâhi ‘ahden felen yuḣlifa(A)llâhu ‘ahdeh(u)(s) em tekûlûne ‘ala(A)llâhi mâ lâ ta'lemûn(e)
Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Bir de dediler ki: "Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz". De ki; "Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Bu ayet, Yahudilerin kendilerine sadece sayılı günler ateşin dokunacağı yönündeki iddialarını ele almakta, bu iddiaların Allah katından bir ahde dayanıp dayanmadığını sorgulamakta ve Allah'ın ahdinden dönmeyeceğini vurgulamaktadır. Ayet, bilmeden Allah hakkında konuşmanın tehlikesine dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mess' kelimesinin bir şeye el ile dokunmak veya bir şeyin bir şeye ulaşması anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'len temessena' ifadesi, ateşin onlara ulaşmayacağı, dokunmayacağı iddiasını dile getirir ve bu, azabın kendilerine isabet etmeyeceği inancını yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mess' kelimesinin mecazi olarak bir şeye uğramak, başına gelmek anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, ateşin onlara dokunması, azabın kendilerine isabet etmesi anlamındadır ve Yahudilerin bu azabın süresini sınırlama iddialarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ma'dûde' kelimesinin 'sayılı, az' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'eyyâmen ma'dûdeh' ifadesi, Yahudilerin cehennem azabının sadece belirli ve az sayıda gün süreceği yönündeki yanlış inançlarını ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'aded' kökünden türeyen 'ma'dûd' kelimesinin, hem sayılmış hem de azlık ifade eden bir anlam taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, Yahudilerin azabın süresini kısıtlayarak kendilerini teselli etme çabalarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahd' kelimesinin bir şeyi korumak, gözetmek ve bir şeye bağlı kalmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ettehaztüm inde'llâhi ahden' ifadesi, Yahudilerin Allah'tan, kendilerine azabın sadece sayılı günler dokunacağına dair bir söz alıp almadıkları sorusunu yöneltir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahd' kavramının Kur'an'da Allah ile insan arasındaki karşılıklı bir taahhüdü ifade ettiğini vurgular. Bu ayette, Yahudilerin iddialarının Allah ile yapılmış gerçek bir ahde dayanıp dayanmadığı sorgulanarak, onların bu konudaki yanılgıları ortaya konulur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ahd' kelimesinin 'yemin' ve 'sözleşme' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Yahudilerin Allah'tan böyle bir sözleşme veya güvence alıp almadıkları sorusuyla, iddialarının temelsizliğini göstermeyi amaçlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihlâf' kelimesinin bir sözü veya vaadi yerine getirmemek, caymak anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'fe len yuhlife'llâhu ahdehu' ifadesi, eğer gerçekten Allah'tan bir ahd almış olsalardı, Allah'ın asla sözünden dönmeyeceğini, ancak böyle bir ahdin olmadığını ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihlâf' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın vaatlerinin kesinliğini ve değişmezliğini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de Allah'ın ahdinden dönmeyeceği vurgusu, Yahudilerin iddialarının Allah'ın vaatleriyle çeliştiğini gösterir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'in bir şeyi olduğu gibi idrak etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'mâ lâ ta'lemûn' ifadesi, Yahudilerin Allah hakkında gerçek bir bilgiye dayanmayan, uydurma iddialarda bulunduklarını ve bu tür sözlerin tehlikesini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ilm'in zıddının cehalet olduğunu ve bir şey hakkında kesin bilgiye sahip olmamayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'alâ'llâhi mâ lâ ta'lemûn' ifadesi, Yahudilerin Allah'a karşı, hakkında hiçbir bilgileri olmayan şeyleri isnat ettiklerini ve bunun büyük bir hata olduğunu gösterir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْداً فَلَن يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
(2/80) Ve kâlû len temessenennaru illâ eyyamen ma'dudeten, kul ettehaztüm 'ındAllahi ahden felen yuhlifAllahu ahdeHU em tekulune alAllahi ma lâ ta'lemun;
* Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” Yine bunlar derler ki biz yaptığımız bu işlerden dolayı cehenneme de girsek bu fazla uzun sürmez ya bir hafta ya bir ay ya bir gün kalırız gibi zannederler, içlerinde bir cehenneme girme olgusu var ama kendi kendilerini aldatarak “elbette bize ateş temas etmez”, biz cehenneme girmeyiz, girersek bile belirli günler içinde gireriz diye düşünürler.
Onlara de ki Habibim Allah’ın yanından bir ahidmi aldınız ki böyle konuşuyorsunuz diye sor onlara, cehennem temas etmez dedikleri işte böyle basit bir düşünce içinde sanki önden pazarlık yapmışlar diyetini ödemişler, miktarını da almışlar, kesinleştirmişler gibi konuşuyorlar, işte nefsi emmare bunu söylüyor, bizdeki nefsi emmare de böyle işte, cehennem olsa ne olacak, şu olsa ne olacak, bu olsa ne olacak, kim gitmiş ki, gelen varmı ki, bizde gidelim, zaten bundan sonra toprak olup gideceğiz kim bizi diriltecek diyorlar.
Mutlak ki Allah o verdiği ahdinden dönmez, eğer Allah size bir ahid verdiyse tamam o ahde güvenin o ahdinden dönmez, cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiği zaman her ikisine de sorulacak “Ey cehennem ehli size vaad edileni buldunuzmu” diye, onlarda “evet, bulduk” diyecekler, sonra cennet ehline sorulacak “Allah’ın vaadine ulaştınız mı, buldunuz mu” onlarda bulduk diyecekler,
onun için Allah vaadinden dönmez diyor. Yoksa Allah’ın üzerine bilmediğiniz sözlerimi söylüyorsunuz.