Velemmâ câehum kitâbun min ‘indi(A)llâhi musaddikun limâ me'ahum vekânû min kablu yesteftihûne ‘ale-lleżîne keferû felemmâ câehum mâ ‘arafû keferû bih(i)(c) fela'netu(A)llâhi ‘ale-lkâfirîn(e)
Kendilerine ellerindekini (Tevrat'ı) tasdik eden bir kitap (Kur'an) gelince onu inkar ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkarcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat'tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkar ettiler. Allah'ın laneti inkarcıların üzerine olsun.
Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kâfirleredir.
Bakara Suresi'nin 89. ayeti, Yahudilerin bekledikleri kitabın gelmesiyle birlikte gösterdikleri inkarı ve bunun sonucunda üzerlerine düşen laneti dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'kitap', 'tasdik', 'istiftah', 'عرف' (bilmek) ve 'küfür' gibi temel kavramlar üzerinden, beklenti, tanıma ve reddetme arasındaki semantik geçişleri vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kitap (كتاب), aslen 'yazmak' (كتابة) mastarından türemiş olup, yazılı metin anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın vahyini, ilahi kelamını ifade eder. Bu ayette, Yahudilerin beklediği ve kendilerindeki Tevrat'ı tasdik eden ilahi vahiy, yani Kur'an kastedilmektedir. (s. 696)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kitap (كتاب), burada 'yazılı olan' anlamında değil, 'Allah'ın indirdiği vahiy' anlamında kullanılmıştır. Mecazen, Allah'ın hükmü ve emri olarak da anlaşılabilir. Ayetteki 'kitap', Tevrat'ı tasdik eden yeni bir vahyi ifade eder. (c. 1, s. 49)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'daki 'kitap' kavramı, sadece bir metin olmanın ötesinde, ilahi bir otoriteyi, Allah'ın iradesini ve insanlığa gönderdiği rehberliği temsil eder. Bu ayetteki 'kitap', önceki vahiylerin doğruluğunu onaylayan ve aynı zamanda yeni bir dönemi başlatan bir ilahi mesajdır. (s. 145-148)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tasdik (تصديق), bir şeyin doğruluğunu kabul etmek, onaylamak demektir. 'Musaddık' (مصدّق) ise bu eylemi gerçekleştiren faildir. Ayetteki 'musaddık', gelen kitabın Yahudilerin elindeki Tevrat'ın temel hakikatlerini onayladığını, onunla çelişmediğini, aksine onu doğruladığını ifade eder. (s. 473)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sıdk (صدق) kökünden türeyen 'musaddık', bir haberin veya bilginin gerçekliğini tasdik eden, onu teyit eden anlamındadır. Kur'an'ın önceki kitapları 'tasdik etmesi', onların özündeki ilahi mesajı onaylaması ve tahrif edilmiş kısımlarını düzeltmesi anlamına gelir. (c. 3, s. 338)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'ın 'musaddık' vasfı, onun önceki vahiylerle olan sürekliliğini ve uyumunu gösterir. Bu, sadece bir onaylama değil, aynı zamanda ilahi mesajın tekliğini ve evrenselliğini vurgulayan bir semantik derinliğe sahiptir. Ayetteki bağlamda, Yahudilerin kendi kitaplarında buldukları peygamberlik alametlerinin bu yeni kitapla örtüştüğünü belirtir. (s. 210)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstiftaḥ (استفتاح), 'fetih' (فتح) kökünden türemiş olup, bir şeyin açılmasını, bir zaferin veya yardımın gelmesini istemek anlamına gelir. Bu ayette, Yahudilerin müşriklere karşı, bekledikleri peygamberin gelmesiyle kendilerine yardım ve zafer bahşedilmesini umdukları durumu ifade eder. (s. 48)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İstiftaḥ (استفتاح), 'yardım istemek' ve 'zafer dilemek' anlamlarına gelir. Ayetteki kullanım, Yahudilerin kendi kitaplarında vaat edilen son peygamberin gelişiyle düşmanlarına karşı üstünlük sağlayacaklarına dair beklentilerini yansıtır. (s. 187)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İstiftaḥ (استفتاح), 'fetih' (فتح) kökünün 'istif' babından türemiş olup, 'bir şeyin açılmasını talep etmek' veya 'yardım ve zafer istemek' manasındadır. Burada Yahudilerin, kendilerine gelecek olan peygamber aracılığıyla düşmanlarına karşı bir 'açılış', yani bir zafer ve üstünlük bekledikleri anlatılmaktadır. (c. 2, s. 112)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arife (عرف), bir şeyi düşünce yoluyla veya duyularla idrak etmek, tanımak demektir. Bu ayette, Yahudilerin bekledikleri peygamberin ve kitabın özelliklerini kendi kutsal metinlerinden bildikleri, tanıdıkları halde inkar etmelerini ifade eder. Bilgiye sahip olmalarına rağmen reddetmeleri, inkarın şiddetini artırır. (s. 563)
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Marife (معرفة), bir şeyi detaylarıyla bilmek, tanımak ve ayırt etmek anlamına gelir. Ayetteki 'ma arefû' (ما عرفوا), onların bekledikleri ve tanıdıkları şeyin, yani Hz. Muhammed'in ve Kur'an'ın gelmesiyle birlikte, bu bilgiyi inkar etmelerini vurgular. Bu, bilerek yapılan bir inkarı işaret eder. (s. 838)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'bilmek' (عرف) kavramı, sadece entelektüel bir bilgi değil, aynı zamanda bir tanıma ve kabul etme boyutunu da içerir. Yahudilerin 'bildikleri' şeyin gelmesiyle inkar etmeleri, onların bu bilgiyi kalben reddettiklerini, yani 'küfür'lerinin bilinçli bir tercih olduğunu gösterir. (s. 180-182)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfür (كفر), bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Dini bağlamda ise Allah'ın nimetlerini inkar etmek, O'nun varlığını veya gönderdiği peygamberleri ve kitapları reddetmek demektir. Bu ayette, Yahudilerin bekledikleri ve tanıdıkları gerçeği, yani Hz. Muhammed'in peygamberliğini ve Kur'an'ı bilerek reddetmelerini ifade eder. (s. 715)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kefere (كفر), 'nankörlük etmek' ve 'gerçeği örtmek' anlamlarında kullanılır. Ayetteki 'keferû bihi' (كفروا به), kendilerine gelen ilahi vahyi ve peygamberi, daha önce bekledikleri halde, inatla ve bilerek reddetmelerini mecazi olarak ifade eder. (c. 1, s. 50)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfür (كفر), Kur'an'da sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda bir nankörlük ve gerçeği bilerek reddetme eylemi olarak derin bir anlama sahiptir. Bu ayetteki 'küfür', Yahudilerin kendi kutsal metinlerinde buldukları alametlere rağmen, gelen peygamberi ve kitabı kabul etmeyerek gösterdikleri bilinçli bir muhalefeti ve nankörlüğü ifade eder. (s. 165-168)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.